Sayın Yusuf Namoğlu kusura bakmasın. Biz “gazeteciler”, insanların kişiliklerine ve özel hayatlarına dokunmadan, eleştiren taraftayız. Yeri geldiğinde iğneyi de kendimize batırmayı biliriz.
Merkez Hakem Kurulu Başkanı, iki hafta önce bu köşede kaleme aldığımız, “Namoğlu ve evlatları” başlıklı yazımızı beğenmemişti. O yazıda, dilimiz döndüğünce Süper Lig’i 10-12 hakemle bitirme niyetinin yaratabileceği sıkıntıları dile getirmiştik.
Namoğlu ile salı günü Türkiye Futbol Federasyonu’nun Riva Tesisleri’nde karşılaştık.
Dolaylı olarak neler söylediğini duymuştuk. Bu kez de yüz yüze konuşma fırsatımız oldu. İyi de oldu.
Başkanın yanı sıra, yardımcısı ve üç kurul üyesi daha vardı masada... Dolayısıyla neler konuşulduğunu paylaşmanın, etik açıdan sakıncası yoktu.
“Bey” diye başlayıp “Cemal” diye sonlanan ayak üstü sohbete sert (!) girdi Namoğlu: “Başkana (Yıldırım Demirören) da söyledim, senin gazetende bile beni eleştiriyorlar” dedim.
Doğrusu, hafiften içim ürperdi!..
Şapkadan tavşan çıkar mı?
Sözü hemen Süper Lig kadrosundaki 22 profesyonel hakeme getirdi: “Biz mi yaptık bu kadroyu? Elbette en iyileri ve güvendiklerimizle götüreceğiz.”
“Talimat size kolaylık sağlıyor. Ocak ayında istemediklerinizi aşağı indirir, beğendiklerinizi yukarı alırsınız” dedim.
Burada isimlerini söylemeyeceğim. Gereksiz polemik konusu olabilir, 1. Lig hakemleri arasında takip ettikleri 1-2 isim olduğunu söyledi.
Kişisel fikrimiz; MHK Başkanı ve arkadaşları da biliyor ki, ocak ayında böyle bir operasyon yapmak zor. Sezon sonu gele, hayrola! Bakalım, şapkadan tavşan çıkacak mı?
Sonra, İngiltere örneğini verdi başkan. Premier Lig’de maçların az sayıda hakem tarafından yönetildiğini, kendilerinin bu yöndeki tercihinin sorgulanmasının anlamsız olduğunu ima etti.
Futbolunun marka değeri, kulüplerin güçlü yapısı ve İngiliz Federasyonu’nun misyonu dikkate alındığında, bizden en az beş gömlek ilerideki bir sistemin içinden “hakem yapılanmasını” cımbızla çekip almak ve Türkiye için örneklemek, ne kadar gerçekçidir bilmiyorum ama, Namoğlu böyle düşünüyordu işte!
Bir de koşamayan hakem konusu vardı. “Testi geçemeyenlere de görev veriyorsunuz” dedim. “Onlar da koşuyor, koştu” yanıtını aldık. Nerede, ne zaman, kimin gözü önünde bilmiyoruz! Ama başkan söylediğine göre, doğrudur!
Eleştiriye hazır olun
Namoğlu MHK’sı işe şanslı başladı. Süper Lig maçlarını stada giden azınlık ve yayıncı kuruluşa abone yüzde 20’lik bir kesim seyretti bugüne kadar... 1. Lig’de ise kimse ne olup bittiğini göremedi. Yapılan hakem hataları tartışılmadı bile...
Artık futbolsever, hem özet görüntüleri, hem 1. Lig maçlarının tamamını izleme şansına sahip. Yarından tezi yok, hazzetmediği eleştirilerin dozu artarsa, Sayın Namoğlu şaşırmasın...
Bilen bilir. Kimseye önyargılı davranmadık. Hele, konu hakem ve hakem camiası olunca. Belden aşağı vurmak tarzımız değil. Zaman zaman “hakem dostu” olmakla itham edilsek bile, kötü günlerinde onlardan yana durmayı tercih ettik, öyle de devam edecek.
Umarız 3. Namoğlu MHK’si bu kez 6 aylık değil, uzun soluklu olur. Deneyimle sabittir, özellikle bu kuruldaki sık görev değişiklikleri, hakem camiasına sadece zarar vermiştir.
Her yeni gelenin sil baştan yaptığı, her yiğidin yoğurdu farklı yediği, adam kayırmanın kanıksandığı, adaletin evrensel çizgilerinin belirlemediği, herkes inkâr etse de, siyasetin her daim ilgi odağı olduğu bu kısa süreli yapılanmalardan, “tek doğru” çıkarmak mümkün değil.
Bu yüzden Namoğlu ile ekibine, yaptıkları hataların farkına varabilecekleri ve bunu düzeltebilecekleri kadar uzun ömürlü görevler diliyoruz!..
Ne demiş Victor Hugo? “İyi olmak kolay, adil olmak zordur. En mükemmel adalet ise, vicdandır.”

Dursun Özbek’in kurtuluş reçetesi

Yönetici-para ilişkisi ve yarattığı olumsuzluklar, Türk futbolunda yarım asırdır tedavi edilemeyen bir yaradır.
Buna karşın kulüplere başkan ya da yönetici olmanın, en cazip yanıdır belki de!
Özellikle transfer dönemleri... Menajer, idareci, futbolcu, teknik adam ilişkileri üzerine “ak ile kara” zıtlığının derinliklerinde kaybolacağınız türden hikayeler yazılabilir.
Bugün süper liginden amatör kümesine, borç batağında yüzen kulüplerin hazin geçmişlerine bakarsanız, simit parası etmeyecek pazarlıklardan, lüks araba bedeli transfer komisyonlarına değin yaşanmış çirkinlikleri görebilirsiniz.
Camialarının geleceği yerine, kendi çıkarlarını ilke edinmiş, sözde “futbolun paydaşlarıdır” bu tablonun mimarları...
İnanın her kulüpte, her köşe başında vardır bu tarz insanlar.
Peki, bu sorumsuzluğa, daha ağır bir tabirle, ihanete kim, nasıl dur diyecek?
İşte bu yüzden, Galatasaray Başkanı Dursun Özbek’in hafta içindeki önerisini önemsiyoruz.
Ne yaptı Özbek? Bugüne kadar hemen her kulübün başına bela açan transfer çılgınlığını dizginleyebilmek için, futbolcu alım-satımında denk bütçenin aşılması hâlinde, arada oluşan negatif farkın yöneticiler tarafından ödenmesini gündeme getirdi. Kasım ayında kulüp tüzüğünde bu yönde değişiklik yapılmasını istedi.
Hadi oradan diyenler çıkabilir. Menfaatleri ile örtüşmediği için, direnenler de olabilir.
Lakin biz, Türk futbolunda bir milat olarak görüyoruz Özbek’in tavrını. Galatasaray bu devrimi hayata geçirebilirse, kulüplerine gerçekten hizmet etmek isteyen dürüst, doğru yöneticilerin önü açılabilir. Genel kuruldan çıkacak olumlu bir karar, tüm kulüplerin örnek alacağı bir etkileşime, bir kurtuluş reçetesine dönüşebilir.
Kaçak elektrik kullanımında faturanın hak etmeyenlere çıkarıldığı bir düzende, Özbek tarihi bir adım attı.
Cesareti olan, haksız akçeli ilişkilerden uzak duran ve gocunacak yarası bulunmayanlar, çekinmeden Özbek’in peşinden gider!