Sosyal medya insanların birbirini gaza getirdiği araç oldu resmen. Sorgulayan yok, hesap soran yok. Üstelik çoğu da mutlu halinden.
Bu furyaya yazılı ve görsel basının katkısı da küçümsenemez elbette.
Bir şeyi olduğundan farklı göstermenin, hak ettiğinden çok övmenin, önemsemenin ve bunları tatmin aracı olarak kullanmanın hem reyting sağlayacağı, hem mutluluk hormonu yerine geçeceği sanılıyor.
Örneklerini futbolda fazlasıyla yaşıyoruz.
Takım tutmanın her türlü bireysel değerden üstün olduğu, ülke sorunlarından uzaklaştırdığı, bambaşka dünyaların yaşandığı bir coğrafyada soluk alıyoruz.
Futbol iliklerimize kadar işlemiş. Beyin kıvrımlarımızı esir almış. Yolunda gitmeyen ne varsa, onlarla yüzleşmek yerine gerçeklerden kaçış yolu olmuş.
Devasa sektörün başrol oyuncuları için bulunmaz fırsat. En geçerli yöntem ise, maddi-manevi sömürü düzeni.

Hayal kırıklığı
Süper Lig’de iki hafta geride kaldı. Bazı takımlar performanslarıyla öne çıktı, kimileri hayal kırıklığı yarattı.
İki ekip dikkat çekti. Fenerbahçe ve Trabzonspor’dan söz ediyorum.
Yarın İstanbul’da önemli bir randevuları var. Ama öyle bir hava yaratıldı ki, sanki kazanan şampiyon olacak, kaybeden yarışa havlu atacak.
Sezonun başındayız. Geçen yıl yaşadığı travmadan sonra iki galibiyet Fenerbahçe’ye ilaç gibi gelmiş, transferler taraftarı heyecanlandırmış, takımın iyiye giden görüntüsü umut vermiş olabilir.
Ama bekleyin, sabredin. Olası bir Trabzonspor yenilgisi, teknik direktör Ersun Yanal ve oyuncu topluluğu hakkındaki düşüncelerinizi bu kadar kısa sürede değiştirirse, hitap ettiğiniz kitlelere hesap vermeniz zor olmayacak mı?

Sözünden dönen...
Aynı durum Trabzonspor için geçerli. Ulusal ve yerel medya doldurmuş yelkenleri gidiyordu. Tamam, eksik bölgelerine doğru takviyeler yapıldı. Avrupa’da ve ligde küçümsenmeyecek sonuçlar alındı. Fakat takımın o kadar çok eksiği var ki. Yenilerin uyum süreci ve yeni bir oyun sistemi söz konusu.
Kimilerinin yere göğe sığdırılamayan o takım, AEK karşısında kabusu yaşamadı mı?
Yarın Kadıköy’den puansız dönerse, “fırtına dindi” tarzı başlıklar, büyük bir kandırmaca olmayacak mı?
Sonra en kolayı, vurun abalıya.
İki takımın teknik direktörü de dilleri döndüğü kadar gerçekleri anlatmaya çalışıyor. Henüz her şeyin istedikleri gibi olmadığının altını çiziyor, hayal tacirliği yapmıyorlar.
Haksız değiller... Oynanmamış 32 maç var önlerinde. Tıpkı ezeli rakipleri gibi.
Kimin umurunda? Pazar günü beraberlik haricindeki skorların yorumlarını ve manşetlerini merak etmiyor değilim! Dilerim araya hakem polemiği karışmaz, pusuya yatanlara malzeme çıkmaz.
Deneyimle sabittir. Büyük beklentiler, aynı oranda hayal kırıklığı riski taşır. Bugün övgü dizenler, yarın işler yolunda gitmeyince kılıçları kuşanıp, hesap soran rolüne soyunur.
Ama ne fark eder? Nasıl olsa onlar hancı!

Q7 iz bırakıp gitti, ya Orman?..
Bazı futbolcular vardır, huysuzdur, geçimsizdir, marjinaldir. Ama özeldir.
Taraftarın gönlüne taht kurar. Onlarla duygusal bağ oluşturur.
Yeteneği tartışılmaz. Golleri unutulmaz, bıraktığı izler kolay silinmez.
Beşiktaş’ta Quaresma böyle bir oyuncu idi. İlk geldiği gün kimse bu kadar kabul göreceğini, sevileceğini kestiremezdi kuşkusuz.
O, tribünlerle hep iyi diyalog içinde oldu. Kimi zaman hocalarıyla ters düştü, isyankâr tavırlarıyla tepki gördü. Adı Beşiktaş’ın asi çocuğuna çıktı.
Sözleşme, iki tarafın rızasına bağlıdır. Uzlaşamıyorsan, üzücü de olsa herkes kendi yoluna gider.
Lakin hikaye böyle bitmemeli idi.
Ne yaptı Quaresma? Alacaklarını istedi, koşullarını söyledi. Onu silmeyi kafasına koyan Beşiktaş Başkanı Fikret Orman da fırsat bu fırsat deyip, üzerini çizdi.
Çiz de; tesislere sokmamak, git Fulya’da kendi başına çalış demek, bu düzeyde bir futbolcuyu aşağılamaya kalkmak haksızlık olmadı mı? Eminim şimdi pişmandır.
Bizim gazetede koyu Beşiktaşlı arkadaşım Kıvanç El’in şöyle demişti geçen gün: “Abi evimde iki tane forma var. Biri Sergen Yalçın’ın, diğeri Quaresma’nın. Bunlar Beşiktaş taraftarının gönlünde yer etmiş oyuncular. Ayıp ettiler Quaresma’ya. Son kez alırsın kadroya, beş dakika sürersin sahaya, tüm stada alkışlatarak uğurlarsın. Çok mu zordu bunu yapmak.”
Quaresma taraftarın gönlüne taht kurarak gitti. Meselenin para olmadığını, birilerinin gözüne sokarak hem de.
Ya Fikret Orman?.. Günü geldiğinde onun da vedasını göreceğiz!..

FIFA listesi heyecanı
Merkez Hakem Kurulu’na göre sezon iyi başlamış. Hafta içinde UEFA eğitimcisi Jaap Uilenberg’in de katıldığı “mini seminerden” çıkan sonuç bu.
Evet, 18 maç içinde irdelenen 14 pozisyon içinde bir iki siyah beyaz hata dışında sıkıntı yoktu. Umarım böyle devam eder. Esas olan atamalarda adalet. Ceza ve ödül sisteminin sağlıklı işlemesi.
MHK Başkanı Zekeriye Alp’in bu konuda taviz vereceğini sanmıyorum. Yılların deneyimi Oğuz Sarvan ve Ünsal Çimen de aynı çizgide.
Gelelim Eylül ayına. Yani FİFA listesine. MHK, bu haftaki maçları da değerlendirdikten sonra, sanıyorum milli arada kafasını netleştirecek.
Çok radikal bir değişiklik olur mu? Elbette seçenekler arasında. Üç kişi de sayabilirim, bir kişi de. Sözüm var. Kimlerin kokartını kaybedebileceğine dair yorumlarımı şimdilik paylaşmıyorum. Sadece biri garanti diyebilirim.
Kimlerin listeye dahil olabileceği ile ilgili duyumlarım ise; Yaşar Kemal Uğurlu, Arda Kardeşler, Zorbay Küçük.
Uilenberg bu hafta ikisinin maçını izleyecek. Bunun da bir anlamı var elbette. Zor bir seçim olacak.
Aranan kriterler, iyi derecede yabancı dil, genç ve gelecek vadeden kategoride yer almak.
Şunun da altını çizelim; zırt pırt FİFA listesinin değişmesinin sorumlusu; gelişimi, değişimi, etik davranışları benimseyemeyen ve yan yollara sapmayı tercih eden hakem lerdir. Kendi düşen ağlamasın!..