Çoğu zaman, siyasetin sporun sorunlarına duyarsızlığından, dönen entrikaların futbolu ve sporu çirkinleştirdiğinden şikayet ederiz.
Buna karşın sayıları bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olan örnek siyaset adamlarının varlığını pek umursamayız.
Dürüst yöneticilik anlayışından, siyaseti kendisi için değil, temsil ettiği kitle için yapmasından rahatsızlık duyanlarımız bile çıkabilir.
İşte Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Zeki Sezer...
29 Mart yerel seçiminde partisi beklenenin altında oy alınca “Başarısız oldum” dedi ve istifa edeceğini açıkladı.
Parti meclisi ve il başkanlarına hesap verip, bayrağı daha yukarılara taşıyacak yeni bir liderin gerekliliğine işaret etti.
Futbolun Sezer’leri neredeYa bizim kulüp başkanlarımız?
Onlar Sezer tarzı yöneticilikten hoşlanmazlar. Koltuktan vazgeçme kriterleri farklıdır. “Başarısızlık” asla bu kriterlerin içinde yer almaz.
Kiminin dünyası küçüktür, dolayısıyla hedefleri de. Az olsun, benim olsun hesabı!
Yerine adam yetiştirmez, tuvalete giderken bile makam odasının kapısını kilitler.
Bazısı için oyuncaktır. Baba parasıyla sefa sürer, oyuncağın sağını solunu kırar “Size ne o benim” der, taraftarı perişan eder.
Ticari hayatını kulüp üzerinden sürdürenler de vardır aralarında. Futbolcuya beş liraya imza attırır, on beş lira gösterir. Yıllar sonra çıkar “Çok harcadım. Alacağım şu kadar milyon dolar. Getirin parayı vereyim başkanlığı” resti çeker.
“Holding patronluğu yapacağıma kulüp başkanı olurum” diyenlerin sayısı da az değildir.
Bu tiplerin sihirli sözcüğü “koltuktur”
Dolayısıyla liderliklerini sürdürmenin ölçütü, Sezer gibilerden farklıdır.
Sportif başarı yerine, popülarite, egoizm, kavga, insanlara hükmetme gibi önlenemez dürtüler öncelik alır.
Bugüne kadar futbol yöneticiliğinde “Beceremedim. Temsil ettiğim milyonları hayal kırıklığına uğrattım. Özür diliyorum ve gidiyorum” diye onurlu bir vedaya tanık olan var mı içimizde?
Eleştirdiğimiz siyasetin Zeki Sezer’i var da futbolun niye yok?
En az siyaset kadar, futbolun da dürüst, temiz ve ilkeli yöneticilere ihtiyacı olduğunu ne zaman anlayacağız!
Kırmızı kar yağdığında mı?


Suçlu ile mağduru ayırmak
Futbol Federasyonu cesur bir hamle yaptı. Şike ve bahis şüphesinde iki seçenekleri vardı. Ya ihbarı göz ardı edip olayı kapatacaklar, ya da derinliğine soruşturacaklardı.
İkinciyi tercih ettiler.
Peki, İddaa oyunu için kurgulanan üç maçta 6 kulübe ve adı karışanlara ne yapabilirler?
En önemlisi kurunun yanında yaşın yanmasını nasıl engelleyebilirler?..
Aralarında ifadesi bile alınmadan disiplin kuruluna sevk edilen, Toto ve İddaa oyunundan gelecek parayla kavrulan kulüpler var.
Talimatlar belli. Gidebilecekleri nokta da.
Yeterli belge ve bilgiye ulaşabilirlerse, haksız yere mağdur duruma düşenleri ayırabilirler. Aksi takdirde “kanaate dayanarak” şike demeleri zor.
Şimdi, “Bıraksınlar bu işleri” diyenleri duyar gibiyim. Öyle ya; etliye sütlüye dokunmadan, kapalı kapılar ardında çevrilen dolapları umursamadan futbolu yönetmek kolay.
Paçanıza yapışan çamurları temizleyebiliyor musunuz?
Önemli olan niyetiniz.
Ben bu niyeti görüyorum. 


Yunus Akgül’e birkaç soru
Gençlik ve Spor Genel Müdür vekili Yunus Akgül’e kafamı kurcalayan birkaç soru yöneltmek istiyorum;
Akgül,  iki yıl önce yapılan 1. Karadeniz Oyunları’nın genel koordinatörü idi.
Şimdilerde ise 2011 Erzurum Üniversite Oyunları’nın...
Sayın Akgül; genel müdürlüğe vekalet ederken, ekstra mesai ve epey zaman gerektiren böyle bir görevi üstlenmenin maddi karşılığını alıyor musunuz?
Örneğin, çok iyi bildiğiniz gibi (!) 2007 yılı Temmuz ayındaki Karadeniz Oyunları öncesi, 27 Mayıs 2007 tarihinde GSGM Teşkilat ve Görevleri hakkındaki yasanın 8. maddesinde bir değişiklik yapıldı.
Ve dendi ki; “ Bakan tarafından atanan ve her bir organizasyonda görev alacak genel koordinatöre ödenecek ücret, 657 sayılı devlet memurları kanunun 4. cü maddesinin (b) fıkrası kapsamındaki sözleşmeli personel tavan ücretinin beş katını aşamaz”.
Sözleşmeli personel tavan ücreti yaklaşık 3 bin lira olduğuna göre, koordinatöre öngörülen maaş 15 bin lira yapar.
Siz, Karadeniz Oyunları’ndaki göreviniz nedeniyle böyle bir para aldınız mı?
Önümüzde 2.5 yıl sonra gerçekleştirilecek Erzurum oyunları var.
Bu organizasyonun koordinatörü olarak atandığınız günden itibaren, size ödeme yapılıyor mu?
Yapılıyorsa, hem genel müdür vekili olarak, hem de koordinatör sıfatıyla iki ayrı yerden maaş almak etik mi?
Görevi sizin dışınızda üstlenecek başka kimse yok mu?
Para almıyor ve bu işi sırf Türk sporunu sevdiğiniz için fahri olarak yapıyorsanız sizi kutluyorum! Hatta takdir ediyorum.
Biliyorsunuz, “akçeli işler” hassas konular!
Sorularımı hem sizinle, hem kamuoyu ile paylaşmak istedim.
Yanıtınızı merak ediyor ve gelecek hafta bu sütunlarda yer alacağını bilmenizi istiyorum!


Silivri değil, Belene kampı!

Merkez Hakem Kurulu’nun gariplikleri, ligdeki hakem hatalarını solladı gidiyor.
Sezon sonu yaklaştıkça eli ayağına dolaşan, kulüp başkanlarının resti karşısında garip çözümler üretmeye kalkan kurulun son icraatı, “toplu kamp.”
Sizi bilemem ama, benim aklıma “Belene” geliyor bu iki sözcüğü duyunca.
Süper Lig’de maç yöneten hakemler üç haftadır Silivri’de dünyadan tecrit ediliyor.
Dokuz çarpı dört, 36 hakem, bazen perşembe, bazen de cumadan Silivri’nin yolunu tutuyor.
Bu adamların işi gücü var mı? Nasıl izin alıyorlar? Zaten haftanın dört günü toplum içinde insanlardan kaçarak yaşıyorlar, diğer üç günü dip dibe olmak niye diye soran bir federasyon yöneticisi de çıkmıyor.
Üstelik MHK’nin eğitim hocası yokmuş gibi Ahmet Güvener’in asistanı veriyor derslerini!
Artık ders mi alıyorlar, yarım bıraktıkları işlerini, burnundan soluyan patronlarını düşünüp iyice strese mi giriyorlar, bilmiyorum.
Sonra salıverin gitsinler maça!
Beyler, Türkiye’de profesyonel hakemliğin alt yapısını hazırladınız mı da kamp icat ediyorsunuz?
Yoksa günü ve kendinizi kurtarmak mı niyetiniz?
Kimin projesi, hangi dahinin fikri ise helal olsun vallahi!