Güzel günler göreceğiz, GÜNEŞ’li günler!

Hadi itiraf edelim. A Milli Takımı seyretmekten zül duyduğumuz günlerden, maçın son dakikasına kadar inancımızı yitirmediğimiz bir futbolcu topluluğunu izlemenin heyecanını yaşıyoruz.
Yepyeni bir jenerasyon. Kendilerine güvenen pırıl pırıl gençler. Teknik direktörlük kariyerinde nokta koymayı bilmeyen bir hoca. Ve ay-yıldızlı ekibi seyretmekten büyük keyif alan milyonlarca insan.
İyi de bu kadar kısa sürede ne değişti?
Şenol Güneş sihirbaz mı? Şapkadan tavşan mı çıkardı? Yoksa bu çocuklar dünyanın sekizinci harikası mı?
Bir kaç basit yanıt geliyor aklıma;
Artık milli takımda “papaz” oyuncu devri bitti. Göğsündeki ay-yıldızın hakkını verecek onlarca neferimiz var. Emre Belözoğlu bile Burak Yılmaz’ı değiştirebiliyor ise...
Egolarının tutsağı olmuş, yeri geldiğinde cismi, olmadı oyuncusu ile kavga eden teknik direktörler dönemi kapandı. Kimse mekan basmıyor. Başarısını hazmedemeyenlere inat, mütevazı, kendiyle barışık, futbolcularına bilge bir öğretmen gibi yaklaşan milli takım sorumlumuz var. Unvanı sadece bu ve işini hakkıyla yapıyor.
Prim kavgası yok. Konuşan yok, soran yok. Milli ruhu yüzlerce akçeye değişmeyecek onurlu bir takımımız var.
Gazeteci dövmeye kalkan, ona kabadayılıkla eşlik eden, kamplarda kumar oynayan, gece hayatı ile gündeme gelen futbolcular yok. Medya ile ilişkileri ölçülü, kaşarlanmış ağabeylerinin hatalarına düşmeyecek kadar olgun, yüreği sadece giydiği forma için çarpan yiğitlerimiz var.
En önemlisi huzur var. Adanmış çıkarsız arkadaşlıklar, başarıya aç ama haddini bilen, gurur duyacağımız bir nesil var.
Abartıyorum mu? Asla...
Sanırım bu kadarı bile geçmiş dönemlerle kıyaslama yapmaya ve bu takımı el üzerinde tutmaya yeter!
O zaman diyorum ki;
“Çocuklar inanın, inanın çocuklar. Güzel günler göreceğiz GÜNEŞ’li günler. Motorları maviliklere süreceğiz, güzel günler göreceğiz GÜNEŞ’li günler...”

Kim ırkçı?
Bu milletin genetiğinde var. Siyasi tercihi, dünya görüşü, inancı ne olursa olsun; söz konusu askeri ve ordusu ise, tek yumruk, tek vücut olur. Kimse bükemez, eğemez.
Türk Silahlı Kuvvetlerinin güney sınırımızda başlattığı operasyon ülke olarak yaşadığımız onca sıkıntılara rağmen böyle bir birliktelik yarattı.
Şimdi tek dileğimiz Mehmetçiğin görevini tamamlayıp sağ salim dönmesi.
Hepimizin yaşadığı ortak duygulara milli sporcularımızın duyarsız kalması beklenemezdi. Futbolcusu, boksörü, cimnastikcisi, güreşçisi ve diğerleri.
Gündemde A Milli Takım futbolcularımızın Arnavutluk ve Fransa maçlarında verdiği “asker” selamı var.
Anlamını kavrayamayan ve geçmişte üzerlerine yapışan ırkçılık eylemlerinin ezikliğini yaşayanlar, rahatsız olmuş, şikayet etmiş futbolcularımızı.
UEFA inceleme başlatmış, falanca kulüpler ülkelerinde forma giyen Türk oyuncuları uyarmış.
Beyhude çaba. Kınama cezası bile abes kaçar!
Nihayetinde geç de olsa farkına vardık; Tarih kitapları yaşananları satır satır yazıyor.
Türk’ün Türk’ten başka dostu yok. Hele Orta Doğu coğrafyasında kimseye sırtını dönmeyeceksin.

Hakem kural bilmiyor mu?
Malum, son zamanlarda hakem cephesinde işler yolunda gitmiyor.
Merkez Hakem Kurulu Başkanı Zekeriya Alp ve ekibi ne kadar iyi niyetli olursa olsun, geçmişin alışkanlıklarını değiştirmek ve yarattığı hasarı kısa sürede onarmak mümkün değil.
Ödül-ceza sistemi nedeniyle atamalarda sıkıntı yaşanıyor ve risk alınıyor.
Bu arada başkanvekili Oğuz Sarvan’ın yeni bir projesi var. Hakemlere maç içinde yaşanması olası sıra dışı pozisyonlarla ilgili 5 soru gönderiyor ve yorumlamalarını istiyor.
Diyeceksiniz ki, bu seviyeye gelmiş hakeme kural mı öğreteceksiniz? Maalesef dersek yalan olmaz!
Lakin şu da önemli; hakem en azından kitabı açıp bilgi tazeleyecek, ortak bir görüş oluşacak.
Unutmadan. Profesyonel sözleşmesi iptal edilen Suat Arslanboğa Tahkim Kurulu’na itiraz etmişti.
Beyler “yetkimiz” yok demiş.
Söyler misiniz, kim bakacak bu davaya? İdari mahkemeler mi? Sizden beklenen, azıcık vicdan ve adalet. O da varsa tabii!

Trabzon’un bitmeyen kabusu
Geçen sezondan beri Trabzonspor’un derdi sakatlıklar.
En önemli oyuncuları, en kritik dönemlerde takımı yalnız bırakıyor.
Kadro zaten dar, seçenek az. Dolayısıyla eksik oyuncular Trabzonspor’u ideal on biri ile görmemizi engelliyor. Diğerlerinin üzerine ağır bir yük biniyor.
Peki sorun ne?
Yanıtı çok net; özellikle bu sezon yoğun bir maç trafiği var. Avrupa’da ve ligde hemen hemen aynı oyuncular mücadele ediyor.
Ünal Karaman’ı rotasyon konusunda kimi vakit eleştiriyoruz ama, o da çaresiz kalıyor.
Futbolcuların dinlenme şansı yok. Maçtan antrenmana, oradan tekrar maça. Buna ne fizik dayanır, ne zihin.
Bu koşullarda Trabzonspor’un iki zorlu kulvarda gösterdiği performansa ancak şapka çıkarılır.
Açıkçası saha sonuçlarına bakmıyorum. Takım için kim ne yapıyor, formasını kim ıslatıyor, ekip ruhunu kimler yaşıyor, bunlar önemli.
Transfer döneminde başkan ve teknik direktör arasında bir sıkıntı olduğunu biliyoruz. Ünal hoca yeri geldiğinde bu şikayetini dile getirmekten çekinmiyor. Çünkü, başarısızlıkta ilk hedefe konan kendisi.
Sezonun henüz başı sayılır. Transfer konuşmak için erken görünebilir ama, sakatlar da iyileşip geri döndükten sonra, ikinci yarı için kesinlikle doğru bir kadro planlaması yapılmalı.
Bakın; iki bekin alternatifi yok. Novak son maçta dayanamadı bıraktı. Pereira yaşına karşın hâlâ direniyor. Bu oyuncuların sakatlanması, Trabzonspor’un kolunun kanadının kırılması demek. Yani devre arasında mutlaka yedeklenmeleri gerek.
Şu anda süper ligin en şanssız takımı Trabzonspor diyebiliriz. Öte yanda en iyi işler yapan üç dört ekibinden biri.
Taraftar bu gerçekleri göz ardı etmemeli. Futbolda her türlü skor var. Önemli olan kötü günde, zor koşullarda takımın ve hocasının arkasında durabilmek.
Başkanından, teknik direktörüne, futbolcusundan medya departmanına, Trabzonspor’un son yılların en değerli ekibine sahip olduğu fikrindeyim.
Umarım camia da bunun farkındadır.