Cemal Ersen

Cemal Ersen

cersen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Elbette değil, olmamalı. Lakin başlığı okuyup; iç geçiren, ya sabır çeken ya da öfkelenip ağzına geleni söyleyen o kadar çok insan vardır ki!..
Yıllardır hakem hatalarından canı yanmamış bir kulüp gösteremezsiniz. Hakemlerden dertli olmayan bir tek teknik adam ve futbolcu da hakeza.
Buna karşılık, yakın geçmişte özellikle büyük takımlar aleyhine hata yapmış pek çok ismin hakemliğinin bitirildiğini ya da “etkisiz” hâle getirildiğini söyleyebiliriz.
Peki ya hakemler? Vicdanları ile baş başa kaldıklarında, içlerinde “falanca maçta yanlış düdük çaldım”, “şu bayrağı hatalı kaldırdım”, “kartın rengi kırmızı olmalıydı” diyen çıkar mı acaba?
Onların da kafalarını yastığa koyduklarında, rahatsız olacakları bir şeyler vardır mutlaka!
İç dünyalarında neler yaşadıklarını kestiremiyoruz. Hatalarını eşlerine dahi anlattıklarını sanmıyoruz. Pozisyonları izleyip öz eleştiri yapıp yapmadıklarını bilmiyoruz. Maalesef yanlışlarına gözlemci ve MHK kalkanı da eklenince, bazı hakemlerin başka boyuta geçtiğini gözlemliyoruz.
Genellemede bulunmak doğru mu? Yarıdan fazlası bu psikoloji ile yaşıyorsa, kimse alınıp gücenmesin. İşler niçin kötü gidiyor, ipin ucu nerede kaçıyor, sistem neden alarm veriyor gibi soruların yanıtı dürüstçe verilmediği sürece, hakemlerin futbolun günah keçisi olarak kalması kaçınılmazdır.
Öz eleştiri yapabilmek; kendiyle barışık, dünyaya açık, çevresiyle ilgilenen kişilik gerektirir. Yeri geldiğinde iğneyi kendinize batıramazsanız, o çuvaldız gelir sizi bulur!
Sezonun ilk yarısında herkes hakemden şikayet ediyorsa, nedenini bulup ortaya çıkarmak Merkez Hakem Kurulu’nun görevidir. Sadece başkanının değil, 8 üyenin de sorumluluğudur. Fikirler çatışmayacak, farklı öneriler gündeme gelmeyecekse, ne işi var o kadar insanın kurulda?...
Çok seslilik yerine tek adamlık formülü, her toplum için er geç sorun yaratmıştır, böyle biline...
Kapıdaki tehlike
Bugün Antalya’da devre arası hakem semineri başlıyor.
Yıllardır izler, hakemler gibi bilgilerimizi tazeleriz. Çoğu hakem kardeşimizin iyi niyetinden ve yeteneğinden kuşkumuz yoktur.
Ancak son dönemlerdeki gözlemimiz, bir tehlikeye işaret ediyor. Hakemler arasındaki dostluk, güven, paylaşım giderek azalıyor, kutuplaşma artıyor. Bu gidişin en önemli gerekçesi, “adalet” duygusunun zedelenmeye başlaması.
Nedir hakemlikte adalet duygusu? MHK Başkanı Yusuf Namoğlu 5 yıl önce ilk kez göreve geldiğinde şöyle tanımlamıştı: “Hislerimizle değil, kurallara göre hareket edeceğiz. Adaleti ön planda tutacağız, bu unsur herkesin kulağına küpe olacak.”
Olabildi mi?.. Karar sizin.
Yıllardır, tecrübe ile sabittir.
Hata yapan hakemi notla ödüllendiren gözlemciyi kollarsanız, adalet duygusu kan kaybeder.
Yanlış kararlar veren hakemi cezalandırmaz, diğerini haftalarca kızağa çekerseniz, bu çelişki insanların kimyasını bozar.
Bilimsel çalışan, doğru beslenen, atletik testlerde başarılı olan ile boş vermişçi hakemi bir tutarsanız inandırıcılığınız tartışılır.
Hakem atamalarına duygusallık karıştırırsanız, ötekilerin hevesi kırılır. Adaletli yönetim ilkesi, her meslek için geçerlidir. Formsuz futbolcu takımdan kesilir. Başarısız teknik adamın işine son verilir. Kulübü idare edemeyen başkan, genel kurulda devrilir. Sürekli haber atlayan gazeteci, müdürü tarafından sorgulanır. Dolayısıyla işini doğru yapan ile yapmayan, mutlaka birbirinden ayrılır. Ligin ikinci yarısında başımız ağrımasın, insanlar sürekli bizi eleştirmesin, hakemler konuşulmasın diyorsanız, öncelikle adalet kavramınının camiada karşılık bulmasını sağlamak zorundasınız.
Hem de “kulaklara küpe olacak” şekilde!

Karanlığa İnat Satranç!
Birliğe, toplumsal barışa, hoşgörüye, akıla ve bilime en çok ihtiyaç duyduğumuz dönemde, cübbeli delinin biri kuyuya taş attı, insanlar onu konuşuyor.
Detayına girmeye, ne zırvaladığını tekrarlamaya gerek yok.
Konumuz satranç sporu. Spor diyoruz, çünkü Türkiye’de federasyon çatısı altında faaliyet gösteren 700 bin lisanslı sporcu var. Hedef bir milyon kişiye ulaşmak.
Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir araştırmaya göre satranç “okuma yeteneğini” artırıyor. İşin ustaları, satranç oynamanın zeka, kendini kontrol ve analitik yeteneği geliştirdiğini söylüyor.
Bununla da kalmıyor, satrancın yararlarını şöyle sıralıyorlar:
- Kötü alışkanlıklar edinilmesine engel olur.
- Güven duygusu aşılar ve geliştirir.
- Kişiyi düşünen, araştıran, yargılayan varlıklar hâline getirir ve yaratıcılıkta özgür bırakan bir ortam hazırlar.
- Başarısızlık karşısında yılmamayı, daha çok çalışmanın gerekli olduğunu gösterir.
- Kurallara uymayı, dostça oynamayı, yenilgiyi kabullenmeyi, kazananı kutlamayı öğretir.
- Hızlı, doğru ve çabuk düşünmeye yardımcı olur.
- Şüpheci yaklaşımı benimsetir, ezberci zihniyetten arındırır.
- Bilimselliği ön plana alarak, araştırma yapmaya yönlendirir.
Şimdi soruyoruz; yobaz düşünce yapısı böyle bir gençlik ister mi?
Okuyan, araştıran, sorgulayan, bilime yönelen bir nesil; gericiliğin, karanlığın, cehaletin en büyük düşmanı değil midir?
Dini sömüren zavallıların korkusu budur işte!
O zaman inadına satranç, inadına aydınlık diyoruz.

Samimi itiraf
Trabzonspor Asbaşkanı Ahmet Çubukçu düzgün insandır. Lafını esirgemez, inandığını söyler. Önceki gün Mas ve Pereira’nın imza töreninde ilginç bir açıklama yaptı asbaşkan: “Artık transferleri videodan değil, futbolcuları canlı olarak izleyerek ve takip ederek yapıyoruz.”
Yani?.. İlk yarıda hayal kırıklığı yaratan takıma, sezon başında yapılan transferlerin şekli yanlıştı diyor Çubukçu. Futbolda uzun zamandır böyle samimi bir itiraf işitmemiştik. Bu da erdemdir.