Galatasaray’da yaşadığı şampiyonluk zaferinin tadını çıkaramadan kim bilir kaç meslektaşımızın sorularını sabır ve hoşgörüyle yanıtladı Hamza Hoca?
Henüz 45 yaşında, uğruna yıldız savaşları çıkacak kadar önem (!) arz eden dördüncü yıldıza sıradan bir katkı sağlamış gibi tevazu göstermesi, bulunduğu konumu hazmetmesi kadar, gurur duyduğu geçmişiyle kurduğu sağlam bağdır kuşkusuz.
Onu yakından tanımak, sohbetine ortak olmak, iradesini zorlayan salvolara karşı duruşunu görmek, saygı duyulacak insanlar sınıfındaki yerini daha da sağlamlaştırdı çoğunluğun gözünde.
Oysa şampiyonluk apoletini taktıktan sonra, bitmeyecek bir zafer yürüyüşünün kibirli komutanları gibi kendini farklı yerlere konumlandıran, niceleri geldi geçti bu alemden. Sonrası malum!
Hamza Hamzaoğlu Milliyet’in davetini kabul edip masanın başındaki yerini aldığında, kafalarda kurgulanmış sorular, hocanın samimi ve sıcak tavırlarıyla alt üst oluverdi. Yemeğin ev sahipleri, gazeteci kurnazlığını ve satır arasına sıkışan birkaç sözcüğü manşete taşıma gayretinden vazgeçtiğinde, Hamza Hamzaoğlu çok daha fazlasını anlatmış ve ortaya sımsıcak bir muhabbet çıkmıştı bile.
Sınav sezonu
Evet, mütevazılık erdemdir, lakin Hamza hoca fazlasıyla paylaşımcıydı.
Bu kadar açık sözlü olmak ve yarına dönük kaygı taşımadan konuşabilmek, Galatasaray gibi büyük, karmaşık ve başarının tek koşula bağlandığı camialarda tehlikeli olabilirdi.
“Belli ki Hamza hoca bardağın boş tarafını görmemişti daha” diye düşünürken, aklımızdan geçenleri okuyup, “İkinci olsaydım zaten burada, sizinle birlikte oturamazdım” dediğinde, dinginliğinin altında savaşçı, mücadeleci ve gerçekçi bir kişilik yattığını anlamakta zorlanmadık.
Galatasaray’ın lige iyi başlamadığı ve yolun henüz başında şampiyonluk umutlarının tırpanlandığı bir dönemde göreve gelen Hamza Hamzaoğlu’nu, yeni sezonda çok daha zorlu bir maratonun beklediği aşikâr.
Bütçe, plan hesaplarını bir kenara bırakmış, yeni teknik direktörü ve transferleriyle güçlenmiş bir Fenerbahçe.
Şenol Güneş hamlesiyle ayağa kalkmaya çalışacak, yeni stadı ile güç arayacak bir Beşiktaş.
Yıpranan başkanı, yönetimi ve teknik direktörüyle “ya hep ya hiç” demeye hazırlanan bir Trabzonspor, Hamzaoğlu’nun öncelikli rakipleri olacak.
Kazandığı iki kupa ile kafalardaki Fatih Terim gölgesini kaldıran Hamza hocanın yapacağı çok iş var. Kendi söylüyor; “Terim çıtayı yükseltti. Bir tuğla da biz koyabilirsek, hedefe ulaştım diyebilirim...”
İşte, yeni nesil teknik adamların pek çok yönüyle örnek alması, bizlerin de üzerine titremesi gereken Hamza Hamzaoğlu bu!

Güneş’e haksızlık etmeyin

Her dönem, her yerde, her camiada “öküz altında buzağı arayan” insanlar vardır.
İşleri bu.. Arar ve bulurlar!
Şimdi de Şenol Güneş’e takmışlar. Vay efendim, hoca Beşiktaş’a imza atarken, “Hiç şampiyonluk görmedim” demiş.
Sen misin söyleyen! Sosyal medya sallanmış! “2011’de Trabzonspor’un şampiyonluğunu nasıl unutursun” türünden laflar.
Beyler, Şenol hoca yaşadığı sürece o sezonu unutmaz, unutamaz. Onun duruşunu ve Trabzonsporluluğunu tartışmak en hafif tabiriyle, abesle iştigaldir!
Yanlış adrestesiniz. Hesabı Güneş’e değil, yıllardır “Kupa Trabzon’a gelecek” söylemleriyle taraftarı uyutanlara ve futbola siyaset karıştıranlara sorun.

Oynatalım UEFA’cım!

Barcelona ile Juventus arasındaki Şampiyonlar ligi finalini farklı bir gözle, biraz da heyecanla izledik. Dünyanın en üst düzey futbol organizasyonlarından birinde Cüneyt Çakır ve arkadaşlarının görev yapması, gurur duymanın ötesinde Türk futbolunda sürekli eleştirilen bir mesleğin uluslararası arenada geldiği nokta açısından çok önemliydi. Çakır ve ekibi sorumluluklarının gereğini başarıyla yerine getirdiler, hepsine yürekten tebrikler.
Maçı farklı bir gözle izledik demiştik ya, aslında ülkemizdeki yayıncı kuruluş ve hakem yorumcuları açısından ders niteliğinde olaylar da yaşandı finalde.
Örneğin maçın 8. dakikasında Türkiye’de fırtınalar kopartacak, üzerinde saatlerce ahkam kesilecek bir pozisyon vardı. Neymar soldan sert bir orta yaptı, top yerden sekip Lichtsteiner’in koluna çarptı. İspanyolların penaltı istediği pozisyona, hakem Cüneyt Çakır tereddütsüz devam dedi.
Alışmışız birkaç saniye sonra tekrarını izlemeye ve hakemle ilgili senaryolar yazmaya. Ama o ne? Yönetmen tam 20. dakikada, üzerinden sayısız pozisyon geçtikten sonra hani “Bu da akılda kalmasın” deyip noktayı koydu.
Kararı veren kim? Otuzdan fazla kamera görüntüsünden seçim yapan yönetmen. Futbolu bilmek, yeri geldiğinde pozisyonlara hakem gözlüğü ile bakabilmek, kuralları yorumlayabilmek böyle bir şey işte! Tıpkı doğru zamanda, doğru tercihlerde bulunmak gibi!
Bizdeki yayıncı kuruluşta en az Avrupalı meslektaşları kadar yetenekli ve bilgili yönetmen arkadaşlarımız olduğunu biliyoruz. Gelin görün ki, onlardan talep edilen, ülkemizdeki futbol kültürünün alaturka dayatması.
Ne diyelim, Yaradan hakem kardeşlerimize şans, sabır ve sağlam irade, onları yorumlayanlara da insaf versin!