Her isteyen federasyon değiştirmeye kalksaydı...

Ligin bitimine üç hafta var.
Beşiktaş Futbol Federasyonu ile kavgalı.
Malum, Fenerbahçe kulübünün de Mahmut Özgener ile arası limoni.
Galatasaray ve Trabzonspor hedeften uzaklaştığı için şimdilik kendi hâllerindeler.
Diyarbakırspor ise ipleri çoktan kopardı.
Hafta içinde bir yangın da Ankaragücü çıkardı.
Aslına bakarsanız Ankaragücü derken tüm camiayı kastetmek yanlış.
Taraftarın federasyonla, federasyonun sarı-lacivertli taraftar ile alıp veremediği bir şey yok.
Öyleyse, Ankaragücü kulübü durduk yere hem federasyona hem de Fenerbahçe’ye niçin savaş açtı?
Salt Bursaspor sevgisi ve kardeşliğinden mi?
Hiç sanmıyorum.
Asbaşkan Ayhan Atalay’ın mantık sınırlarını zorlayan açıklamalarının ve gerginlikten çıkacak olumsuz sonuçlardan faydalanmayı planlamasının başka nedenleri olmalı.
Nedir bunlar?
Örneğin, Ankaraspor’un küme düşürülmesinden sonra Onursal Başkan Melih Gökçek’in Futbol Federasyonu’nu devirmeyi kafaya koyması düşünülebilir.
Ya da Ankaraspor’un uğradığı zararın nasıl olsa tazmin edileceği beklentisinin boşa çıkmasının yarattığı hayal kırıklığı...
Gökçek’in Futbol Federasyonu’nda yeni bir oluşum düşlediği kesin.
Anadolu Kulüpler Birliği’nden söz eden Ayhan Atalay’ın 20 kulübü arkasına alması, Beşiktaş’tan destek bulması mümkün.
Bu yeter mi?
Futbol Federasyonu’nu olağanüstü genel kurula çağırmanın koşulları belli.
254 delegenin yüzde 40’nın noter onaylı imzasını, 102 kişinin rızasını alırsan, Haziran ayındaki mali genel kurulu seçim havasına sokabilirsin.
Diyelim ki bunu da yaptınız.
Geriye kalan 152 delege ve diğer kulüpler ne olacak?
Onlar da Gökçek ve destekçileri gibi mi davranacak?
Sayın Gökçek’in belediye başkanlığı seçimlerini çok iyi bildiği kesin!
Siyasi konjonktürü ve havayı da öyle.
Futbol yönetiminde bir değişiklik olacaksa talimatın nereden gelmesi gerektiği, koşulların oluşup oluşmadığı yılların deneyimi ile sabit.
Bir süredir futbol işlerinden uzak duran Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bugünkü noktadan şikayetçi ise, ki öyle olmadığı konuşuluyor, Gökçek’in projesi bir yıl ertelenebilir.
Dahası, bence şu ortamda Beşiktaş dahil, dört büyükler böyle bir maceraya girmez.
Zaten her aklına gelen federasyonu değiştirmeye kalksaydı, AKP iktidarı bile başkan adayı bulmakta zorlanırdı.
Söz adaydan açılmışken.
Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü görevinden ayrıldıktan sonra en büyük ideali olan Futbol Federasyonu Başkanlığını sürekli gündemde tutmak isteyen Mehmet Atalay’ın, İstanbul’daki ofisinde yaşanan hareketlilikten bahsedelim.
Son dönemlerde Atalay futbolun içindeki önemli isimlerle sık sık bir araya geliyormuş.
Kimi destek vermek için, bazıları da geleceğe yatırım anlamında kendisini ziyaret ediyormuş.
Doğaldır, ederler.
Ancak bunların içinde biri var ki, çok da normal gelmedi bana.
Mahmut Özgener’in en yakınındaki bu değerli yönetici, tıpkı Haluk Ulusoy Federasyonu’nun son dönemlerindeki gibi değişim özlemi duyuyormuş!
Bizden hatırlatması;
En büyük tehlike kaleyi içten yıkmaya çalışanlardan gelir.
Dışarıdaki hasmını bilirsin, önlemini alırsın.
Ancak içeriden gelecek darbeyi gördüğünde, atı alan Üsküdar’ı geçmiş olabilir!

Sütten ağzı yanan
Futbol Federasyonu’nun Tam Saha Dergisi’nde yer alan Arda Turan röportajı bir gün önce Vatan gazetesinin manşetine taşınınca, ortalık yangın yerine dönmüştü.
Neredeyse bir ay bu konu konuşuldu.
Bir dolu insan haksız yere töhmet altında kaldı.
“Kim verdi? Neden verdi? Amacı neydi?” derken, olay kapandı gitti.
Haa, röportajı dergide çalışan bir arkadaşımız sızdırmış olsaydı, anında ifşa edilir ve ertesi gün kapının önüne konurdu, o da ayrı mesele!
Bu işte kimin parmağı var diye hâlâ merak eden varsa söyleyelim;
Biri “Futbol Federasyonu yönetimini saymaya başlayın” dese, ben de üçüncü isimde “durun” derim.
Durum bu kadar vahim yani!
Her neyse, sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş.
Tam Saha Dergisi de aynen böyle yaptı.
Tam 66 sayıdır her ayın birinde medya ile paylaşılan içerik bu kez bir gün öne çekildi. Derginin zengin menüsü “dün aynı anda” ilgilenenlerin bilgisine sunuldu.
Böylece görünmez bir kazanın daha önüne geçilmiş oldu!

Geciken adalet
Merkez Hakem Kurulu’nun yeni sezonda hakem klasmanlarının belirlenmesiyle ilgili talimatı 8 Mart’ta yürürlüğe girdi.
Talimatın eşitlik ilkesi ve adalete aykırı olduğunu ileri süren hakem derneği ile dernek genel sekreteri ayrı ayrı Tahkim Kurulu’na itirazda bulundu.
Aradan iki aya yakın bir süre geçti.
Tahkim Kurulu 8 Nisan’daki duruşmalı oturumda tarafları dinledi, iddiaları ve savunmaları kaydetti.
Bir, iki, üç derken bu haftaki toplantıdan da karar çıkmadı.
Buna rağmen MHK, henüz akıbeti belli olmayan talimata dayanarak klasman tarihlerini federasyon sitesinde ilan etti.
Şimdi ortada iki şık var;
Ya MHK yöneticileri Tahkim Kurulu’ndan “İtiraz reddedilecek” tüyosunu aldı ki, bu çok vahim bir durumdur.
Veya “Biz takvimi işletelim. Tahkim talimatın geçerliliğini iptal ederse sil baştan yaparız” diye düşünüldü.
Günahları boyunlarına ben, ikinci şıkkı inandırıcı bulmuyorum.
Ortaya çıkan tablodan da Tahkim Kurulu’nu sorumlu tutuyorum.
Atla deve değil. Talimat orada, itiraz ve gerekçeleri ortada.
Kusura bakmayın da, 22 gündür neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar veremiyorsanız, insanların kafasının karışması çok doğal.
“Geciken adalet, adalet değildir.”
Ve bunu en iyi bilmesi gerekenler Tahkim Kurulu başkanı ile üyeleridir.