Kılıçlar çekilmeden önce...

Spor Kulüpleri yasasını çıkarmak eski Bakan Suat Kılıç’a da nasip olmadı. Yıllardır tozlu raflardan indirilip orası burası kurcalanan, her defasında yerine iade edilen Kulüpler Yasası, şimdi de Kılıç’ın halefi Akif Çağatay Kılıç’ın en önemli gündem maddelerinden biri olacak.
Kendisine hoş geldiniz ve kolay gelsin diyelim. Sözünü ettiğimiz yasanın niçin yürürlüğe giremediğine baktığımızda, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Yeni Bakanın işi de gerçekten zor.
Neden mi? Bir; bu yasa sadece futbol dışındaki federasyonları ve kulüpleri bağlasa idi, şimdiye dek beş kez TBMM genel kurulundan geçerdi. Kapsama futbol da dahil edilince, FİFA ve UEFA gibi futbolun kurallarını belirleyip uygulayan üst kurumları da dikkate almak zorundasınız. Uluslararası prensiplere aykırı hükümler taşıyan bir yasa, kaş yapayım derken göz çıkarmanıza neden olabilir.
İki: şu an Bakanlık tarafından son hali verilen taslak futbolun zaten var olan Yasa ve Ana Statüsü ile çelişmemeli. Özerk Futbol Federasyonu’nun siyasetin şemsiyesi altına alınmasının en azından idari anlamda getireceği sıkıntılar göz ardı edilmemeli.
Üç; spor kulüplerinin maddi disiplini, şirketleşmesi, denetimi ve sorumluluklarını belirleyen yasa, herhangi bir spor federasyonu ile futbolu bir tuttuğu takdirde, onlarca kulübün kapısına kilit vurulması sonucu doğuracağı, dikkatli bir şekilde değerlendirilmeli.
Dört; ben yaptım oldu zihniyeti, geçmişte Şiddet yasasında yaşandığı gibi defalarca revize edilme ihtiyacı doğurur ki, bu da yürütmenin inandırıcılığı ve güvenirliğine gölge düşürebilir, asgari görüş birliği sağlanarak bu sorunun üstesinden gelinebilir.
Kısa sürede TBMM gündemine alınacağı iddia edilen taslak şu haliyle kabul edilirse, göreve gelir gelmez kucağında bir bomba bulan Akif Çağatay Kılıç, ileride ciddi tartışmaların odağındaki bir siyasetçi olarak anılabilir. Sayın bakana naçizane önerimiz, işin ehli kadrolar ve hukukçularla aceleye getirmeden, yasanın sağlam temeller üzerine oturmasını sağlamasıdır.

Beşiktaş, Fener ve ebedi dostluk

Beşiktaş’ın derdi büyük. Beşiktaş’ı yönetenlerin canı sıkkın. Beşiktaş’a gönül verenlerin göçebe hayatından şikayeti var. Neden? Çünkü Beşiktaş’ın evi yok. Yeni stat tamamlanıncaya kadar sürecek bu karmaşa.
Kasımpaşaspor ile yaşanan son gerginlikten sonra, başkan Fikret Orman soruna çözüm bulmak için kafa yoruyor.
Gelin görün ki, koskoca İstanbul’da fazla seçeneği yok. Gazetelerden okuyoruz. Başkan Orman ilk etapta Fenerbahçe’nin kapısını çalacakmış.
Konu daha önce de gündeme gelmiş, ancak taraflar arasında resmi bir görüşme gerçekleşmemişti. Bu kez olur mu? Neden olmasın?..
Beşiktaş ve Fenerbahçe arasında ezeli rekabet var. Bir de ebedi dostluk. Taraftar açısından sorun yaşanmaz. Ülke gerçekleri üzerine ortak bir tavır ve dayanışma söz konusu. Yöneticilerin de böyle bir anlaşmaya engel yaratacak kaygıları yok. Atmosfer ve diyaloglar uygun.
Ligin ikinci yarısı başlamadan Beşiktaş’ın kafasını rahatlatması şart. Peki diğer alternatifler ne?
Zeytinburnu, Kartal ve Gebze statlarından söz ediliyor. Olmaz. Olamaz. İlk ikisi ortalama 15 bin seyirci kapasiteli. Lakin ışıklandırmaları yok. Kartal stadı 7 bin kişilik, aynı sıkıntı orada da var.
Yani iş dönüyor dolaşıyor, Süper lig maçı oynanacak koşullara sahip iki adrese geliyor. Saracoğlu ve Olimpiyat statları. İki kulüp arasındaki dostluğu geliştirmek ve pekiştirmek için gerçekten iyi bir fırsat. Fikret Orman fazla daralmasın. Muhatabı Aziz Yıldırım orada. Koyarlar fikstürü masaya. Bulurlar bir orta yol ve çözüm. Aksi takdirde mi? Marş marş, istikamet Olimpiyat Stadı...

Servet, şehvet, şöhret!
Eski Sanayi Bakanı Nihat Ergün görevini bırakırken, aslında toplumun her kesimine hitap eden bir açıklama yaptı.
“Servet, şehvet ve şöhret insanı bozar...”
Kuşkusuz, yaşanan son olaylar ve şahıslar vardı gündeminde. Göndermesi onlara idi.
Biz sporla, çokça da futbolla ilgisine bakalım bu sözlerin. Uyar mı? Elbette uyar... Bürokratına da, kulüp yöneticisine de, sporcusuna da, teknik adamına da uyar! Para kazanıyorsun, şöhret sahibi oluyorsun, üçüncüsü de gelip seni bulunca, nefsine engel olamıyorsun. Ya da oturduğun koltuğu, bulunduğun makamı kullanmaya kalkıp kafa üstü çakılıyorsun!
Yıllardır bu üçlünün arasında kaybolup giden nice yetenekler, ne başarılı sporcular gördük. Halterden futbola, bokstan atletizme o ışıltılı yaşamın girdabında boğulan, sahip oldukları unvanların ağırlığını taşıyamayan ne şampiyonlar tanıdık. Şöhret yolunda akıl tutulması yaşayan ve hırsına yenik düşen ne yöneticiler olduğunu öğrendik!
Eski Bakan Ergün’ün vurgu yaptığı konu, siyasetin yüksek tansiyonu arasında hedefini bulmamış olabilir. Ama yakın geçmişe uzanıp, Türk sporunda kimlerin nerelerden nereye geldiğine göz atarsanız, bu sözlerin ne kadar doğru bir tespit olduğunu anlayabilirsiniz!