Bochum Savcılığı’nın iddialarının ne kadarı doğru çıkar bilemem. Ancak gelinen noktada gerçek şu ki, Türk futbolu düşünüldüğünden çok daha fazla kirlenmiş.
Milliyet Spor’un bugünkü manşetine taşınan haber, gelinen son nokta.
Şike, şantaj, ölüm tehdidi, gözyaşı tekmili birden bu oyunda!
Bahis ve şike çetesi uzantılarının kılcal damarlarına kadar girdiği futbolumuz, yürütülen soruşturmayı bir milat kabul etmeli.
Hükümet edenler, adalet sağlayanlar ve futbolu yönetenler bu çürümüşlüğe son vermek için bugünden tezi yok, taviz vermeden en katı kuralları koymalı ve yaptırımları uygulamalı.
Peki kolları sıvarken nedir önceliğimiz?
Bir; Futbol Federasyonu resmi yollardan soruşturmanın Türkiye ayağı ile ilgili tüm belge ve telefon kayıtlarına ulaşacak. Sanıyorum en geç gelecek hafta bu işlem tamamlanacak.
İki; kanun koyucu ve uygulayıcılar artık bu işin şaka kaldırır yanı olmadığını görüp, en kısa sürede yasal düzenlemeleri gerçekleştirecek ve bundan sonra pisliğe bulaşanlara en ağır cezaların verilmesinin yolunu açacak.
Üç; devlet desteğini arkasına aldığına inanan federasyon, manipülasyona karışanlar her kimse, takım adı, futbolcu ve teknik adam kariyerine bakmadan kamuoyuna ifşaa edecek.
En önemlisi birkaç yıl önce ortaya çıkan Gökdeniz Karadeniz bahis skandalında yapılan hatalar tekrarlanmadan, işin siyaseti güdülmeden, esaslı bir temizlik başlatılacak.
Demir tavında dövülür.
Türkiye, Bochum Savcılığı’nın iddianamesinin tamamlanması ve Alman adaletinin vereceği kararı beklerse, tarihi bir fırsatı kaçırır.
Sayın Adalet Bakanı. Sayın Spordan Sorumlu Devlet Bakanı.
En azından geleceğimizi temiz tutmak istiyorsak, görev sizlerin...
Statükoculuktan vazgeçerek, mevcut yasaların bir an önce revize edilip yürürlüğe girmesi şart.
Geçmişe dönük bir yaptırım söz konusu olmasa bile, öngörülecek yeni cezalar futbolumuzu kirletenleri yolundan caydırabilir.
Ne demişti Bochum Savcılığı şikenin Türkiye ayağı ile ilgili yorumunda?
“Yapılan incelemelerde elde edilen bilgiler ışığında bize göstermiştir ki, Türkiye’de maçların maniple edildiği ve bu durumun adeta her gün yapılan sıradan bir iş haline geldiği tespit edilmiştir.”
Bu ayıbı ve futbolumuzun üzerine karabasan gibi çöken bu yargıyı ortadan kaldırmak, aynı coğrafyada yaşayan yetki sahibi herkesin görevidir.



Çakır tamam, sıra Özkahya’da!
Geçen hafta Merkez Hakem Kurulu Başkanı Oğuz Sarvan’a hitaben şöyle demiştik;
“Aziz Yıldırım “icazet” verirse, Cüneyt Çakır en kısa sürede Fenerbahçe maçına çıkabilir. Yok Yıldırım “Biraz daha burnu sürtsün” buyurursa, o zaman görmek isterim Sarvan ve arkadaşlarının cesaretini!”
Hafta içindeki hakem seminerinde Oğuz Sarvan, Çakır’a övgü dolu sözler sarf etti.
UEFA Birinci Başkanvekili Şenes Erzik, genç hakemin çok daha iyi yerlere geleceği mesajını verdi.
Meslektaşlarımız Çakır ile sayfalar dolusu röportajlar yaptı.
Ve çarşamba günü Ziraat Türkiye Kupası’nda görev alacak hakemler açıklandı;
“Eskişehirspor- Fenerbahçe maçı Cüneyt Çakır’ın...”
Anımsarsınız, geçen yıl aynı zamanlarda Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım şunları söylemişti:
“Selçuk Dereli ve Cüneyt Çakır maçlarımıza çıkabilir.”
Hemen ardından Dereli, Tokatspor- Fenerbahçe kupa maçına gitti. Gidiş o gidiş!
Bir süre önce Fenerbahçe yönetim kurulu üyesi dostum ile sohbet ederken sormuştum;
“Geçen seneki Belediyespor maçından sonra Cüneyt Çakır’a koyduğunuz ambargo kalktı mı?”
“Bizim için sorun yok. Maçlarımıza çıkabilir!”
“.........!”
Şimdi Kayserispor’u gözlüyorum.
Biliyorsunuz geçen sezon Galatasaray’a 4-1 yenildikleri maçtan sonra Kayserisporlu yöneticiler Halis Özkahya’yı “güvenilmez hakem” ilan etmişti.
Sarvan MHK’si de, FIFA kokartlı hakemi yolu Kayseri il sınırlarından geçer diye Sivas’a bile gönderememişti.
Hakemlerin “istenmeyen- istenen” diye sınıflara ayrıldığı bir ülkede, büyük kulüplerin rızasıyla koltuklarında kalacaklarını düşünenlere bir önerim var.
Tıpkı Çakır’ın, Fenerbahçe maçına verilme sürecinde yaşananlar gibi, Özkahya için de araya “hatırı sayılır” büyüklerini soksunlar. Sevaba girerler!
Nasıl olsa MHK’nin değil, kulüplerin borusu ötüyor bu ligde.
Bu arada unutmadan.
TSYD’nin Antalya’daki seminerinde dikkatimi çekti.
Cüneyt Çakır hafta sonu maçı olduğu için planlanan oturuma katılamadı.
Sarvan’ın yamacında tüm FIFA kokartlı hakemler vardı.
Biri hariç; Halis Özkahya!
Herhalde bir sandalye daha bulamadı değerli TSYD yöneticilerimiz.
Ya da birileri o sandalyeye gerek duymadı. Ne dersiniz?


Fener’in kurumsallık anlayışı
Kirlenmiş  futbol ve adaletColin Kazım ve Önder.
Günlerdir takımdan ayrı Samandıra’da antrenman yapıyorlar.
Kadro dışı mı bırakıldılar, satış listesine mi kondular belli değildi.
Her gün onlarca bilgilendirme ve yalanlama haberi yapan Fenerbahçe, konu Kazım ve Önder olunca susuyor, yetkili tek ağız konuşmuyordu.
Ta ki düne kadar.
Kazım ve Önder hakkındaki haberleri yalanlayan Fenerbahçe resmi internet sitesi, belki de hiç istemeyerek, iki oyuncunun durumunu da açıklamak zorunda kaldı.
Ve bir gazetenin Kazım ile ilgili ortaya attığı iddialara yanıt verirken baklayı ağzından çıkardı.
“Futbolcularımız Kazım ile Önder ve menajerleriyle tüm görüşmeleri Sportif Direktörümüz Sayın Aykut Kocaman gerçekleştirmektedir. Bu görüşmelerde adı geçen futbolculara şu anda takım kadrosunda düşünülmedikleri ve kendilerine kulüp bulmaları söylenmiş, aksi takdirde sözleşmelerinin sonuna kadar Fenerbahçe’nin sporcusu olarak devam edecekleri ifade edilmiştir.”
Aslına bakarsanız Kazım ve Önder’in takım arkadaşları, yönetimden daha dürüst davrandı.
Onlara sahip çıktı, eğer varsa suçlarının affedilmesini istedi.
Yaptığımız işin ciddiyeti, önemi ve hassasiyetini vurgulamak için sürekli kurumsallıktan söz ederiz ya.
Galiba yanlış politikalar ve stratejik hatalar devreye girince, kurumsallık filan kalmıyor.
Örnek Kazım ve Önder.
Örnek, Roberto Carlos’un yılın ilk günlerinde Milliyet’e verdiği röportaj.
Kulübün benzer konularda açıklama yapma yetkisi verdiği Aykut Kocaman’ın suskunluğu da sakın bu yüzden olmasın!