Hafta içinde Altınordu kulübünün sosyal medya hesabından bir fotoğraf yayınlandı. İzmir temsilcisinin başkanı Seyit Mehmet Özkan ile Fenerbahçe’nin yeni lideri Ali Koç yer alıyordu karede.

Binlerce pozitif yorumun yanı sıra, ezeli rekabeti ebedi düşmanlığa çevirme alışkanlığını, böyle bir dostluk pozunun altında sürdürenler de vardı maalesef. Toplumsal değerleri ve saygı sınırlarını zorlayan kitlelere söylenecek söz bulamıyorum şahsen.

Gelelim Koç’un başkanlığı kutlama amaçlı ziyaretin perde arkası ve içeriğine; biliyorsunuz Altınordu kulübünün göz kamaştıran yapılanması sadece ülkemizdeki futbol otoritelerinin değil, Avrupa’nın da takibinde.

Yurt genelindeki on binlerce filizin yeşerdiği futbol okulları, alt yapı grupları ve yabancı oyuncusu bulunmayan profesyonel takımın yanı sıra, muhteşem tesisleri ile de göz bebeğimiz bu kulüp.

Ali Koç; Altınordu gerçeğini iki yıl önce fark etmiş ve 26 Temmuz 2016 tarihinde yaptığı ziyarette hayranlığını dile getirmişti. O dönem başkan Özkan ile diyaloğunda, “Gelecekte Fenerbahçe başkanlığını hedeflememiş olsam, sizlerle birlikte çalışır ve katkı sağlamak isterdim” ifadelerini kullanmıştı. Aradan geçen zamanda taraflar arasındaki iletişim kopmamış, artarak güçlenmişti anlaşılan.

Cocu’yu bekletmiş!

Hafta içinde Phillip Cocu’nun imza töreni öncesi kendisine iade-i ziyarete gelen Altınordu başkanı ve yanındakilerle iki saati aşkın görüşen, hatta Hollandalı teknik adamı on dakika kadar bekleten bir Koç’tan söz ediyoruz. Belli ki, geleceğe dönük proje ve yatırımlar konusunda Altınordu modelinden de yararlanmayı düşünüyor genç başkan.

İmzanın hemen ardından Fenerbahçe Sportif Direktörü Damien Comolli ve teknik direktör Phillip Cocu’nun da katıldığı sohbet, bir süre daha devam etmiş. Koç, yeni hoca ve sportif direktöre Altınordu hakkında bilgi vermiş, bu ekibin en kısa sürede (transfer dönemi bitince) İzmir’de birlikte olacağını söylemiş. Anlattıklarına en büyük ilgiyi Comolli göstermiş!..

Hangisi ağır?

Altınordu başkanı ile Cocu arasındaki espri ise güne damga vurmuş. Başkan; Cocu’ya önce kişisel kartvizitini uzatmış. Hemen ardından kulüp kartını vermiş. Cocu; “bakalım hangisi daha ağır” iki ayrı eliyle tartmaya kalkınca, Cengiz ilk kartı işaret etmiş ve “Kişisel kartımdan para kazanıyor, kazandığımı öteki tarafa harcıyorum. Dolayısıyla ağırlığı olanı, kulüp kartvizitimdir..”

“Bize ne kardeşim tüm bunlardan” diyenlere saygı duyarım. Lakin, bugün farklı kulvarlarda da olsa iyi işler yapmaya çalışan, birbirlerinden öğrenecekleri çok şey olduğuna inanan, dostluk ve fair-play adına yakınlaşan, Türkiye’nin güzide iki kulübünden söz ediyoruz.

Ortada garipsenecek, eleştirilecek, kıskanılacak bir şey yok!

Öğrenirsin oğlum

Koç ve oğlu arasında iki yıl önce geçen (kendi hikayesinden alınmış) bir konuşmayı aktarıp noktayı koyalım;

Ali Koç İzmir’e gitmek üzere evden ayrılırken, oğlu “nereye gidiyorsun baba?” diye sormuş.

Koç, “İzmir’e, Altınordu kulübünü ziyarete” demiş. Sorunun devamı gelmiş, “İyi de baba, PlayStation’da öyle bir takım yok ki?..”

Baba; iş ve futbol insanlığının kazandırdığı tecrübe ile yanıtlamış; “5 yıl sonra onun da adını öğrenirsin oğlum!”

Trabzonspor yasaya çalım attı!

UEFA’nın mali kriterlerini yerine getirmeyen başta Galatasaray olmak üzere, risk grubunda onlarca kulübümüz var.

Ne diyordu sporu yönetenler ve futbola yön verenler? “Kulüpler yasası çıkarsa herkes kendini çeki düzene sokar, mali ve idari disiplin gelir.”

Benim anımsadığım 20 yıldır aynı laflar söyleniyor. Yasa taslakları hazırlanıyor, gündem değişiyor, tartışılıyor; sonra tümü unutuluyor.

Açıkça çok da umutlu değilim. Yeni siyasi oluşum kendi yapılanmasıyla uğraşırken spora ve futbola ne zaman sıra gelir tanrı bilir.

Hani büyüklerimiz “Her şeyi devletten beklememek lazım” derdi ya. Trabzonspor kulübü, tam da böyle bir ortamda takdir edilecek bir hamle yaptı.

Ligin ekonomik olarak en borçlu ve borçlandırılmış kulüplerinden biri olan bordo-mavili ekipte yeni yönetim, tüzük tadilat değişikliğine giderek kendi göbeğini kesmeye hazırlanıyor.

Üstelik zorlama, dayatma veya baskı ile değil. Devletin yıllardır yapamadığını 1 Temmuz’daki kongrede hayata geçirmeyi planlayan Trabzonspor, lafta değil, eylemde bir devrime hazırlanıyor.

Genel sekreter Ömer Sağıroğlu hafta içinde açıkladı. Kongrede tüzüğe eklenecek bir madde ile yönetim kurulunun yetkisiz harcama yapması engelleniyor. Yaparsa harcamalardan sorumlu tutuluyor. Farkı cebinden ödüyor. Amiyane tabirle, ballı börek dönemi sona eriyor.

Aslına bakarsanız yılan hikayesine dönen Kulüpler Yasasının ruhu da bu. Futbolumuz bugün ekonomik çıkmaza sürüklendi ise başkanlar ile yöneticilerin duyarsızca, arsızca ve hatta kişisel çıkarları için, kendilerine ait olmayan paraları har vurup harman savurmasına seyirci kalınmasındandır.

Trabzonspor canı yanan kulüplerden biri. Umarım 1 Temmuz’daki genel kurul sadece bordo-mavili kulüp için değil, Türk futbolu adına radikal bir değişimin başlangıcı olur.

VAR’da sadece hakem yok!

Rusya’daki dünya kupasında, grup maçları bitti. Video Yardımcı Hakemliği (VAR) ilk kez resmi olarak kullanıldı. Konunun uzmanları genelde pozitif sonuç alındığı görüşünde. Birkaç uygulama dışında katılıyorum. Ancak şunun altını çizelim; organizasyonda dünyanın en iyi hakemleri, oyuncuları, hocaları ve taraftarı var. Seviye üst düzeyde, itiraz ve eleştiri yok denecek kadar az.

Peki, ligimizde bu kaliteyi yakalayabilir miyiz? Bence hayır. VAR’a övgüler yağdırmak için çok erken. Endişem; doğmamış bebeğe fistanlı don biçilmesi. Beden uymazsa, faturası uygulamayı ateşli biçimde savunanlara çıkar.

Ve o zaman sorarlar; Türk futbolunda bu kadar sorun durur ve kimse parmak oynatmazken, kurtuluş reçetesinin üzerinde “VAR” yazması normal mi?..