İlk yarıyı 35 puanla lider bitiren Başakşehir, en yakın takipçileri Trabzonspor, Malatyaspor, Kasımpaşa ve Galatasaray’ın 6’şar puan önünde yer aldı.
Ara transferde kim ne yapar, ne kadar verim sağlar bilmiyorum ama; her takım aşağı yukarı aynı performansı gösterse, sezon sonu şampiyonu 70 veya az üzerinde bir puan belirler. Bu rakam, son yılların en kısır sezonunu yaşadığımızı gösterir.
Aşağısı ise tam bir can pazarı. Kümede kalma barajı 40’a dayanırsa kimse şaşırmamalı.
Soru şu; ligimizin kalitesi neden bu kadar geriledi? Neden sahadaki futbol keyif vermiyor? Sürprizler niçin artık rutin hale geldi?
Başakşehir’i ayırıyorum. Oturmuş kadrosu ve deneyimli hocası ile bulunduğu yeri hak ediyor. Son 5 yıldır hep zirvede dolaşıyor olması rastlantı değil.
Peki, sezon öncesi Trabzonspor, Malatyaspor ve Kasımpaşa’nın bu noktalara gelebileceğini kaç kişi öngörebilirdi?
Ya da sakatlıklar ve cezalar ile boğuşan Galatasaray’ın, kimyası bozulmuş görünen Beşiktaş’ın, tam bir hayal kırıklığı yaşatan Fenerbahçe’nin durumu? Kestirilebilir miydi?
Devre arasında üçü de yeniden yapılanmayı düşünüyormuş. İyi de, hangi bütçe ile, hangi oyuncuları elinden çıkararak. Lafla peynir gemisi yürümüyor.
Kafa karıştıran bu tabloda en önemli etken, kulüplerin mali bilançoları. Büyük çöküşü, bizzat yetkili ağızlar itiraf ediyor. Tüm veriler eksiyi gösteriyor. Gelir belli, zorunlu giderler ortada. Borç gırtlağa dayanmış.
Geçmişin hatalarını ödemeye çalışırken, kadro planlaması yapamıyor kulüpler. Bir kaçı hariç, hepsinin eli-kolu bağlı. Nefes alacak durumları yok, ses getirecek transferler mümkün değil. Fenerbahçe gibi UEFA’yı elinin tersi ile itip, riskleri göze alacak ikinci bir kulüp bulamazsınız.
Hâl böyle olunca, kadro kalitesi ve doğru yapılanma ön plana çıkıyor. Başakşehir örneği karşımızda. Böyle bir ligde 6. şampiyon unvanını alırsa kimse şaşırmamalı. Robinho hamlesi ile de bir adım daha öne geçti.
Şu çok net; ligi kim nerede bitirirse bitirsin, Avrupa vizesi alacak takımların Edirne dışında fazlaca şansı yok. Hayal kurmayalım, çoğu ancak süper ligi idare edebilecek seviyede. Üzerine çıkmak zaman gerektirecek.

Büyük fırsat

Acı da olsa 3-5 yıl daha bu gerçeği kabullenmek zorundayız. Tıpkı milli takımda olduğu gibi. Dilimize pelesenk ettiğimiz “futbolun marka değerini” hak ettiği yere getirmek için yapılacak o kadar çok iş var ki!
Federasyon ile Türkiye Bankalar Birliği arasında imzalanan protokol, geleceğe projektör tutacak bir çalışma gibi görünüyor. Aslında TFF’nin paydaşlarıyla birlikte üzerinde iki yıldır hassasiyetle çalıştığı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da desteklediği proje, köprü öncesi son çıkış sanki.
Kulüpler ve onları yönetenler ayaklarına gelen fırsatı, akıllarını başlarına alarak azami fayda sağlayacak bilinçle değerlendirmeli.. Tıpkı o şarkının sözleri gibi; “sil baştan başlamak gerek bazen, hayatı sıfırlamak...”
Artık kimse, günü idare edemez, şeklen yöneticilik yapamaz.
Takke düştü kel göründü çünkü!

Hakemliği ‘akil insanlar’ kurtarır

Merkez Hakem Kurulu başkanı ve ekibi bizim gibi düşünmese de, Türk hakemliği her anlamda son yılların en kötü dönemini yaşıyor. Neresinden tutsanız elinizde kalıyor.
Anlaşılan o ki, Başkan Yusuf Namoğlu sezonu tamamlayabilmek adına her yolu deniyor. Yeni ilişkiler, dostluklar, eski bağlantılar filan derken istediğini elde etmiş görünüyor. Lig bittiğinde ortaya çıkacak tablonun sorumluluğunu bir “emanetçinin” üstlenmesi zaten mantıksızdı. Talipliler için de hayırlı (!) olmuştur bence.
Gelelim, Haziran ayında yapılacak Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimlerine. Gün ola harman ola. Ancak mevcut MHK’nin yarattığı tahribatı onarmak kolay değil. Bu işe soyunanlar veya düşünenlere bir önerim var.
Kimse koltuk, makam peşinde koşmasın. Amaç Türk hakemliğini yeniden ayağa kaldırmak ise; gocunmadan, çekinmeden, gurur yapmadan hakemliğin “akil adamlarının” bir araya gelmesi ve uzun vadeli bir program üzerinde uzlaşıp, birlikte çalışma prensibini benimsemesidir.
İsimleri önemli değil. Geçmişte MHK başkanlığı yapmış, kurullarda yer alma yetkinliğine ulaşmış sayısız hizmet meraklısı var. Ve yine geçmişte önemli hizmetleri bulunmuş deneyimli futbol adamlarının da katkıları alınabilir.
Saygın, kabul görür bir başkan etrafında lafta değil, eylemde hizmet edecek sağlam bir ekip kalkabilir bu enkazın altından.
O zaman ne siyaset müdahale edebilir böyle bir oluşuma, ne kulüpler, ne de federasyon.
Hakem camiasında bunca çekişme, yer kapma, pozisyon alma kavgası yaşanırken, naçizane fikrimiz dikkate alınır mı bilemem.
Ortak akıl harekete geçmeden, dertlerden kurtulmak mümkün değil.

VAR olmasa, YOK’tunuz!

Merkez Hakem Kurulu, ilk yarıdaki Video Asistan Hakemliği (VAR) ile ilgili istatistikleri açıklamış.
İsteyen dilediği gibi yorumlayabilir rakamları. VAR’ın faydası mı önemli, hakemlerin VAR’sız performansı mı?.
MHK’ye göre 17 haftada 881 pozisyon incelenmiş. 31 gol, 27 penaltı, 12 kırmızı kart olmak üzere hakem kararları tam 70 kez düzeltilmiş!
VAR devreye girmese pek çok kulübün canı yanacak, puanları uçup gidecekti. O zaman tebrikler teknolojiye!
İyi de, sırtını VAR’a dayayıp neredeyse sahada nargile yakıp maç yöneten hakemlere kim ne diyecek?
Üst düzey isimlerin bu kadar kritik hatalar yapması normal mi?
Eğitimleri mi eksik, kafaları mı karışık, yoksa sayenizde “Lale Devrini” mi yaşıyor hakemlerimiz?
MHK’ye göre hava hoş. Hakemliğin asli unsurları yıpranıyormuş, kalite düşüyormuş, umurlarında değil.
VAR sayesinde makamlarını koruyanlar; hakemliğin prestijini, geleceğini, değerini, alt yapısını koruyamıyor ise, bu işte bir sakatlık var demektir.
Tek şeyin farkındalar; VAR olmasaydı onca tartışmanın altından hiçbir başkan ve kurul kalkamazdı.
Ve Var olmasa, bugün YOK’tular...