On milyon euro bonservis bedeli. Bu sezon için üç milyon euro garanti para. Maç başı ise on bin euro.
Meireles’in 4 yıllık kontrat karşılığı Fenerbahçe Kulübü’ne toplam maliyeti 20 milyon euro.
Yatırım ciddi, beklenti yüksek.
Ama o ne? Profesyonel futbol yaşamında hiç kırmızı kart görmediği iddia edilen Raul Meireles, Galatasaray derbisinde adeta çıldırıyor. Hakemle girdiği tükürük düellosundan 4 maç cezayla yırtıyor.
Borisov maçının 4. dakikası. Meireles rakip oyuncu Hleb’e çelmeyi takıyor, yetmiyor beyninden bir de tekme talimatı geliyor. Takımı için hayati önem taşıyan maçta arkadaşlarını yalnız bırakıyor. Sonrası malum, pişmanlık duygusu ve özür!
İki disiplin olayında da Meireles’in eylemleri dikkat çekici. Garip bir ruh halinin dışa yansıması adeta.
Tükürmek futboldaki en ağır suçlardan biri. Portekizli yıldız her ne kadar “tükürükten” ceza almadıysa da, toplumun önemli bölümü onun gibi düşünmüyor. Arızanın ilki bu noktada.
Gelelim Borisov maçındaki kırmızı karta. Oyunun ilk dakikaları. Sahada gerilim var, ancak futbolcuların adrenalin düzeyi henüz bilinç dışı hareketlere yol açacak düzeyde değil.
Ne yapıyor Meireles? İkili mücadelede topu kurtaran rakibine önce ihtarlık bir çelme, ardından hırçın bir tekmeyi uygun görüyor. Bu kez ağır tahrik filan da yok. Resmen atılmak için hakemi tahrik ediyor. Bu kalitede, bu düzeyde bir futbolcu için kafalarda soru işaretleri beliriyor ister istemez.
Acaba Meireles İstanbul’da huzursuz, Süper Lig’de oynanan futboldan umutsuz mu? Diyelim ki evet. Peki ayrılıp gitmek o kadar kolay mı?
Yaşı 30’u geçmiş bir “yıldız” için Türkiye’den daha yağlı bir ekmek kapısı bulmak menajerinin Katar ile ilişkilerine bağlı olsa da, Avrupa’ya yakın bir vitrinde boy göstermek onun için daha mantıklı.
Öyleyse Portekizli’nin derdi ne? Bir futbolcu kendini, formasını giydiği takım ve oynadığı ligden daha üstün görüyorsa, sosyal adaptasyonunda bir sorun olduğu düşünülebilir. Eğer Meireles’i mutsuz eden gerçekten bir uyum sorunu ise, bu agresif davranışlarının nedenini bulup çözmek teknik direktörü Aykut Kocaman’ı aşar ki, vay Fenerbahçe’nin giden paracıklarına!

F.Bahçe-G.Saray dostluğu!

Meslektaşlarımız fotoğrafı Fethiye’den geçmiş.
Yaşamın her alanında ezeli rekabet içinde olan Fenerbahçe ve Galatasaray kulüplerinin kürek takımı sporcuları, Belediye Başkanı Behçet Saatçi’nin verdiği akşam yemeğinde bir araya gelmiş, eğleniyor.
Sohbet edilmiş, türküler söylenmiş, halay çekilmiş. Suyun içindeki kıyasıya mücadele, dışarıda örnek bir dostluk tablosuna dönüşmüş.
Bu tablo bazı kulüp yöneticilerine, taraftara, hatta aynı uğraş içindeki sporculara garip gelebilir.
İnsanlar deplasman maçlarına gidemez, aynı kaldırımda yürüyemez, aynı toplu taşıma aracına binemez hale getirilirken, o fotoğraf karesinden rahatsızlık duyanlar da çıkabilir.
Unvanlarını ve koltuklarını yarattıkları gerilimle korumaya çalışanlar, ebedi rekabeti nefrete dö-nüştürenler, her ortamda başkalarının açığını kollayıp polemik konusu yapanlar, başarısızlıklarını rakibin performansına endeksleyenler, alışık değildir bu tarz görüntülere.
Şöyle bir düşünün; Psikopat taraftar profilini kim oluşturuyor? Tribüne gönderilen paralı askerleri kim tutuyor? Kimler bedava biletleri dağıtıp kendi yarattıkları canavarı susturmaya çalışıyor? En önemlisi camiaları birbirine kim düşman ediyor ve bundan nemalanıyor?
Hepimizin bildiği başkan ve yönetici tipi statülerini korumak için direnseler de, Fenerbahçe ve Galatasaray kürek takımı sporcularının Fethiye’den verdikleri “Spor alanında rakip, yaşamda arkadaşız” mesajı er geç yerine ulaşacak ve yıllardır izlenen çirkin politikalar ifşa edilecektir.
Unutulmasın; gücü, rekabeti ve sporun güzelliklerini yaratıp yaşatanlar şahıslar değil, asırlık kurumların gelenekleridir.
Bu geleneklerin dışına çıkmaya çalışanların geçmişte olduğu gibi yarın da camialarına hesap vermek zorunda kalacakları ise kaçınılmazdır.

Vekil topa girerse?..

Hafta içinde Konya yerel medyasında gündeme geldi.
MHP Konya milletvekili Mustafa Kalaycı, pazar günü oynanan ve 3-3 beraberlikle sonuçlanan Torku Konyaspor- Adana Demirspor maçına niçin üst klasman hakemi Özgüç Türkalp’in atandığını merak edip Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’a sormuş;
“Efendim, 8 yıl önce oynanan Konyaspor-Fenerbahçe maçının hakemi de Türkalp idi. Anelka’nın elle attığı golü görmedi. Başka hakem mi yoktu ki, Türkalp böylesi kritik bir maça atandı? Yoksa bu görevlendirme de özel bir neden ve kasıt mı vardı? TFF ve Merkez Hakem Kurulu’nun hiçbir hassasiyeti yok mudur? Maçlarda oluşabilecek toplumsal olayların sorumlusu kim olacaktır?”
Ahh be sayın vekilim. Ben de başka işiniz gücünüz yok mu diye soracağım, lakin siz de haklısınız.
Seçim bölgenizde insanlara hoş görünmek zorundasınız.
Gerektiğinde kentinin futbol takımına sahip çıkmak, haksızlığa uğradığında haklarını (!) savunmak gibi çok ciddi sorumluluklarınız var.
Hatta böylesi toplumsal olayları Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşıyıp sorumlularını ortaya çıkarmak da önemli bir görev!
Gittiğiniz adres her ne kadar özerk Futbol Federasyonu’na müdahale edebilecek bir makam olmasa da, verdiğiniz soru önergesi o kentteki varlığınızın tescilidir artık!
Ancak bu önergeyi hazırlarken size yol gösteren, fikir verenlere şu soruyu sordunuz mu?
“Aynı Özgüç Türkalp 18 Aralık 2011 tarihinde Torku Konyaspor’un bu statta Göztepe’yi 2-1 yendiği maçı da yönetirken aklınız nerede idi?” diye.
TFF ve MHK sizin inandırıldığınız gibi kötü niyetli olsa, bugün hedefe koyduğunuz hakemi o maçtan sonra bir daha Konya’ya gönderir miydi?
Zor anlarda topa girmek, duvar pası vermek göze hoş gelir de, bunu yaparken biraz özen, azıcık dikkat gerekmiyor mu sayın vekilim?..