Merkez Hakem Kurulu yaklaşık 25 gün önce yeni sezonda uygulanacak talimatı hazırlayıp, Türkiye Futbol Federasyonu yönetimine sunmuştu.
En radikal değişiklik, Süper Lig ve 1. Lig kadrosunun birleştirilmesi, VAR hakemliği de dahil maksimum 44 kişilik bir ekip oluşturulmasıydı.
Eldekilerle lig ve VAR’ın yürütülemeyeceği aşikârdı. MHK atamalarda zorlanıyordu.
Fazla detaya girmeyeceğim. İlgilenenler okudu, öğrendi, yorumladı.
TFF yönetim kurulu, çarşamba günü taslağı onaylanıp yayınladı.
Peki, olağan dışı gecikme neden yaşandı?..
Bakın burası önemli!
Üst liglerde hakem sayısının artması, sadece atamalarda MHK’nin elini rahatlatmakla kalmayacak, genç ve yetenekli isimlerin önünü de açacak.
Şu bir gerçek. Mevcut kadroda maçtan maça, oradan da VAR’a koşturan hakemler cidden yoruluyor, yıpranıyor, fakat maddi karşılığını fazlasıyla alıyor.
Servet düşmanı filan değilim. Ama bir örnek vermem şart.
Süper Lig’de formda bir hakem şansı da yaver giderse, sezonda ortalama; aylık maaşı, maç ücreti, antrenman parası ve VAR ödeneği ile birlikte 500 bin liradan fazla gelir elde ediyor.

Pasta bölünecek
Şimdi ortada tadından yenmeyen bir pasta var ve yeni talimatla birlikte ortakları çoğalacak. Sezonda 20 maça giden hakem belki 15 karşılaşmaya çıkacak. 20 kez VAR’da görev yapan, 10 defa RİVA’nın yolunu tutacak. Ortakların (!) çoğalmasından rahatsızlık duyanlar olduğunu biliyorum. Hatta talimatın bu şekliyle çıkmaması için, dış kulvardan devreye giren, TFF başkanı ve yöneticilerini etkilemeye çalışan, UEFA eğitimcisi Jaap Uilenberg’e kadar ulaşıp direnç gösterenler vardı.
İsteyen üzerine alınsın. Artık “hata yapsam da maça çıkarım” devrinin bitmesi bazılarının keyiflerini kaçırmış olabilir.
“Hayır”cıların diğer argümanı ise TFF’nin cebinden çıkacak paranın artacağı iddiası idi.
El insaf; oynanacak maç sayısı belli, atanacak hakem ve VAR hakemi de öyle. Süper Lig havuzuna giren hakemler zaten ilk etapta profesyonel yapılmayacak. Maç yönetirlerse ücretini alacaklar.
Performanslarına göre 2020 Ocak ayında belki birileri ile yer değiştirecekler. Bu olsa bile, TFF’ye maddi yükü devede kulak değil.

Tekere çomak!
Son olarak, “Keşke 1 Haziran’daki TFF seçimlerinden sonra yeni MHK’ye bıraksalardı” yakınması var. Sabri Çelik ve ekibinin gideceğinden bu kadar emin olmaları manidâr geldi bana.
Sınav takvimi, klasmanların belirlenmesi, atletik koşular, kurslar, devam eden VAR eğitim süreci, gözlemci kadroları, vize yenilemeleri ne olacaktı?..
Hizmette süreklilik esas değil mi? Neden huzurunuz kaçtı ki?
MHK talimatının amacı ve hedefi belli. Lakin birilerinin tekerine çomak soktuğu da ortada. Hatta talimatla hiç ilgisi olmayanların bile!
Ama kimse korkmasın; paylaşarak büyümek güzeldir! Alışın, sindirin, kabul edin.
Herkese iyi gelir!..

Önce aynaya, sonra hakeme bakın!
Onlara ligin lokomotifi diyoruz. Camialarının büyüklüğü, gelir-giderleri, kurdukları kadrolar, tercih ettikleri teknik adamlar ile, Türk futboluna önderlik ettiği düşünülen dört büyüklerden söz ediyorum.
Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor’dan...
59 yılda araya 5. şampiyon unvanı ile sadece Bursaspor girebilmiş.
O vakit bunun adına istikrar değil, güçlünün iktidarı denebilir.
Peki; ligin kalitesi, marka değeri ve ülke dışındaki itibarımız ne?
Kendimizi kandırmayalım. Edirne’den ötesi hayal. Geçmişin anıları ile övünmek yarınlara ışık tutmuyor. Sadece avuntu.
Koca bir sezon geride kalmak üzere. Dört büyüklerin şu ana kadar kendi aralarında oynadıkları maçlara bakalım.
Kaçı bir Liverpool- Ajax maçı lezzetinde geçmiş, kaçı oyun kalitesi olarak izleyenlere keyif vermiş?
Son yıllarda derbi dendiği vakit saha performansı değil, sonuç önemli artık.
Oyun da konuşulmadığı için, herkes işinin en iyisi yaptığını düşünüyor. Ya da öyle sanıyor.
Neden? Çünkü hakemler maçın önüne geçiyor. Onların kötü yönetimleri ve sonuca etki eden düdükleri var.

İşlerine geliyor!
Aslında hepsinin işine böylesi geliyor. Özellikle teknik adam ve yöneticilerin. Kendi hatalarının örtülmesi için bundan iyi fırsat mı olur?
Lehlerine bir karar varsa, “hakem konuşmayalım”, canları yandı ise, vurun abalıya.
Kimse kimseye saygı duymuyor. Fair-play söylemleri koca bir yalan.
Beyler keşke önce aynaya, sonra hakemlere bakmayı öğrenebilselerdi. İnanın futbolumuz 10 yıl ileride idi.
Ama adamlar haklı! Onlara bu hakkı veren kim? Yakın geçmişin Merkez Hakem Kurulları ve hakemlerin bizzat kendisi.
Bunca maddi ve teknik imkana rağmen bir adım ilerleyemediler. Şapkayı masaya koyup, “biz nerede yanlış yapıyoruz?” diye sorgulamadılar.
Aksine; kendilerine güvenenleri mahçup edip, ateşi körüklediler.
Ya bugün?
Geçmişin vebali ve kötü uygulamalarını, Sabri Çelik MHK’sı üzerinden polemiğe çevirmek insafsızlıktır, ayıptır.
Keşke onlar yerine hakem yorumcularından bir kurul oluşturulabilse idi. Bu dar kadro ile nasıl etap yapar, derbi maçlarında hakem tercihleri nasıl olurdu, gerçekten merak ediyorum.
Şu an kulüpler ve hakemlerin psikolojisi nasıl biliyor musunuz?
Teşbihte hata olmazmış. Sorunun yanıtını deve vermiş;
“Nerem doğru ki, boynum eğri olmasın!..”

Trabzon direkler arasında!
Bu ligin en şanssız takımı kesinlikle Trabzonspor’dur.
31. haftada tam 24 kez direkleri dövdüler.
O topların yarısı ağları bulsa, asgari 5-6 puan fazla kazanabilirlerdi.
Hatta bugün Şampiyonlar Ligi hedefinden dahi söz ediyor olabilirdik.
Trabzonspor, son üç haftada dokuz puan toplarsa, ki bunu başarabilecek motivasyona sahip, sezon başında “gömülmeye” çalışılan takım, çok insanın yüzünü kızartacaktır.
Gelecek yıl mı? Hesap kitap işi elbette önemli.
Ancak öncelik, Trabzonspor ruhunu canlandıran kadronun korunması, biraz daha fedakârlık yaparak zirveye oynayacak bir takım kurulması olmalı.
Haftaya Beşiktaş karşısında alınacak bir galibiyet, başkanı da camiayı da fazlasıyla cesaretlendirecektir eminim.