Volkan Demirel’in son yıllardaki “vukuatları” saymakla bitmez.
Neler yapmadı ki; meslektaşımızı evinden aldırmakla tehdit etti.
Milli maç öncesi ısınırken kendisine küfür edildiğini ileri sürüp, teknik direktörü dahil herkese posta koydu, çekip gitti.
Bir Galatasaray derbisinde Melo’yu kastederek, “Belediye gereksiz sokak köpeklerini zehirlesin, yoksa bu iş bana kalacak” dedi.
Yine bir Galatasaray derbisinde kalesinden orta sahaya kadar depar attı, Sabri ile kavgası uzun süre konuşuldu.
Son olarak Fenerbahçe-Galatasaray basketbol maçından sonra taraftara çirkin tezahürat yaptırmakla suçlandı.
Ve bu eylemi yüzünden, Türkiye’de 6222 sayılı yasa gereği hakkında soruşturma açılan ilk sporcu oldu.
Şimdi insanlar Volkan’ı konuşuyor. Fenerbahçeliler kaptanına sahip çıkıyor, hazmedemeyenler ceza alması için el ovuşturuyor.
Savcının iddianamesi kabul edilir mi, Volkan cezalandırılır mı, yoksa hakkında takipsizlik mi verilir, bilmiyoruz?
Bildiğimiz tek şey, Türk sporu ve futbolunda yıllardır devam eden çirkinliklere karşın “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine dair” 6222 sayılı yasada yer alan yaptırımların uygulanmamasıdır.

Kimler es geçilmedi?

Volkan’a gelinceye kadar kimler göz ardı edildi, hatırlayın.
Kulüp başkanları, yöneticileri, teknik direktörler, sporcular, medyadaki yorumcular, holigan taraftar...
Hepsi de yasayı ihlal etti.
Etti de, bir tane savcı çıkıp işlem yapabildi mi haklarında?
Sadece futbolda değil. Örneğin, Gezi eylemleri sırasında milli güreşçi Rıza Kayaalp’in attığı tweetler. Küfürün bini bin paraydı.
Ay-yıldızlı mayoyu giyen bir sporcuya yakıştı mı?
O gün Gezi’ye destek mesajı yazanlar işlerinden oldu. Kayaalp ise Akdeniz Oyunları’nda kafilenin en önünde bayrak taşıyarak ödüllendirildi.
Galatasaray Başkanı Dursun Özbek daha birkaç ay önce basın yoluyla “hakaret” suçlamasıyla Futbol Federasyonu tarafından cezalandırıldı.
Aynı şekilde Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım sportmenliğe aykırı açıklamalarının kurbanı oldu. Beşiktaş Başkanı Fikret Orman da nasiplendi benzer cezalardan.
Hakem odası basanlar, tehdit edenler dün gibi hafızalarımızda. Elli tane daha örnek verilebilir.
Bu söylemlerin ve eylemlerin tümünün Şiddet Yasası’nda karşılığı var. Tek parmak oynatıldı mı? Hayır.
Saydığımız örneklerin hiçbiri yaşanmamış ve yasa sanki dün çıkarılmışcasına Volkan Demirel’i diğerlerinden ayırıp ibreti âlem için cezalandırmak, nasıl bir hukuk anlayışıdır?
Ahmet’e ne ise Mehmet’e de öyle. Mehmet’e ne ise Hüseyin’e de aynısı olmalı.
14. madde ile 22 arasında ne fark var?*
Yasa çıkarmak, yasaklar koymak kolay. Hele bu dönemde.
Önemli olan mevki, makam, sınıf, renk, kulüp, isim ayrımı yapmadan uygulayabiliyor musunuz?
Yasanın emrettiği hükümleri herkes için geçerli kılabiliyor musunuz?
Sanki 6222, dostlar alış verişte görsün diye defalarca revize edilip, masanın köşesine iliştirilmiş bir kitap!
Suç oluşturan eylemler es geçiliyorsa, es geçenlerin de sorumluluğu yok mudur bugünkü absürt tartışmada?
* Madde 14: Küfürlü tezahürat
Madde 22: Şiddete neden olabilecek açıklamalar.

Öyle değil Emre...

Emre Belözoğlu’nun Fanatik’de iki gündür yayınlanan röportajını ilgiyle okuyorum.
Futbolunun olgun çağında verdiği mesajların çoğuna katılmamak mümkün değil.
Geçmişle hesaplaşmasını yapabilmesi, agresif futbolcu profilinden kurtulup bir “ağabey” gibi genç kardeşlerine önerilerde bulunması güzel.
Lakin Emre’nin fikir beyan ettiği bir konu var ki...
Hani bilmiyorsan o topa hiç girme cinsinden.
Şöyle diyor Emre: “Hakemler futbolun içinden gelmiş olsa her şeye daha hakim olacaklar. 3. liglerde bir çok oyuncunun futbol hayatı erken bitiyor. Hakemliğe özendirilmeliler. Federasyon bunları değerlendirecek proje çıkarırsa, işler kolaylaşacak.”
Sadece Emre değil, meslekteki deneyimli ağabeylerimiz de düşüyor aynı yanılgıya.
Belki de yoğun gündemi takip edemediklerinden!
Anımsatalım; Kuddusi Müftüoğlu’nın başkanlığını yaptığı Merkez Hakem Kurulu, profesyonel liglerde en az iki sezon oynamış futbolcular ile milli takımlarda oynamış futbolculara hakem olabilmenin yolunu açtı...
Hem de ekstra fırsatlar tanıyarak. Yaş şartını kaldırdı, terfilerini kolaylaştırdı, iki yılda 3. ligde maç yönetebilme hakkı tanıdı.
Yani böyle bir proje zaten vardı!
Peki sonra? Futboldan anlayan ve içinden gelen o arkadaşlardan bir tane başvuru olmadı!
Niye diye sorgulamadan önce şu soruya yanıt verilmeli: “Böyle bir dönemde kim hakem olmak ister?”
Küfür ve hakaret yemek için mi? Yoksa saha içi ve soyunma odası koridorunda tehdit edilmek için mi?
Türkiye’de hakemlik yapmayı zorlaştıran dış faktörler (futbolcu, yönetici, teknik adam, medya) kendilerine çeki düzen vermeden, değişir mi bu düzen?

On kuruş için yaygara!

İstanbul Eminönü’nde balık-ekmek neyse, Ankara Sakarya caddesinde de odur ayak üstü yemeğin tadını çıkarmak.
Unutmadan, başkentte de her daim tazedir balık, köprü altı gibi...
Dün uzun zamandır uğramadığım ve yıllardır bellediğim balıkçıya girdim.
Sipariş verip küçük tahta masaya oturdum ki, şef garsonun komilerden birine bağırdı: “Bırak elindeki o telefonu, işine bak kardeşim.”
Çocuk sevgilisi veya ailesinden birine mesaj gönderiyor diye düşünürken, şef söylene söylene geçti: “Doları varmış da, onu hesaplıyormuş. Tövbe estağfurullah...”
Taş çatlasa 15 yaşında bir emekçi. Belli ki harçlığından artırdığı üç-beş kuruşu denkleştirip, ağabeylerinin “paran varsa dolara yatır” tavsiyesine uymuş.
Kur çıktı mı, indi mi diye hesap yapan garibana bakarken, aklıma geldi birden.
Bizde de yüz milyonlarca doların döndüğü bir sektörde şöyle diyor koca adamlar: “On kuruş için bu kadar yaygara yapılır mı kardeşim?..”