Cemal Ersen

Cemal Ersen

cersen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Geçen sezon tombaladan çıkan play-off’un devamına kulüplerin tamamına yakını karşı.
Sistemin sportif yönü teknik direktörlerin işi. Onlar da sıcak bakmıyor uygulamaya.
Futbol Federasyonu mu? Genel kanı, devam etmemesi yolunda.
Etmesin de, ortada sadece Türkiye’de yaşanabilecek başka bir gerçek var.
Lige yüz binlerce dolar para yatıran yayıncı kuruluş, şike ve teşvik soruşturması nedeniyle ciddi bir maddi kayıp yaşadı. Tepki olarak binlerce dekoder iade edildi. Belki bir o kadarı da yolda.
Ne yapacak bu durumda Digitürk?
Önlerinde iki seçenek var. Ya 100 bin dolar peşinatı yakıp, bu kadar yatırıma rağmen, “Zararın neresinden dönersek kârdır” diyecek ve çekilecek ya da sözleşmesini uzatıp play-off konusunda kulüplere daha “cazip teklifler” götürecek.
Duyumlarımız, resmi olarak açıklanmasa da federasyonun yayıncı kuruluş ile olan sözleşmeyi prosedürü tamamlayarak iki yıl daha uzattığı yolunda.
Bunun anlamı TFF-Digitürk tamam, sırada kulüplerle uzlaşma var.
Şike ve teşvik sürecinin Türk futbolunun marka değerine darbe vurduğu kesin. Önümüzdeki günlerde bazı takımlarımızın Avrupa kupalarından men edilme olasılığını da değerlendirirsek, 5 büyükler dahil kulüplerin en önemli gelir kaynağı yayın paraları olacak.
Bu olumsuz tablo dibe vuran futbolun ayağa kalkmasını sağlar mı bilinmez. Bilinen tek şey, yayıncı kuruluşun çekilmesi durumunda başka hiç bir gönüllünün aynı olanakları sunarak (devlet destekli bir konsensüs hariç) ihaleye talip olmayacağı.
Düşünebiliyor musunuz, kulüplerin çoğu yeni sezonun yayın gelirlerini temliklemişken, yayın havuzunun patlaması nasıl bir faciaya yol açar?
İdare edemezseniz kriz, yeni krizler doğurur. Tıpkı bugün olduğu gibi.
Konunun üç muhatabı var. TFF, yayıncı kuruluş ve Kulüpler Birliği.
Karşılıklı blöf yaptıklarını sanmıyorum.
Federasyon henüz sezon planlamasını ilan edemedi. Takımlar programlarını belirleyemedi. Digitürk projelerini açıklayamadı. Yani, sıkıntılı bir süreç daha.
Şu ana kadar Avrupa’dan men edilen üç kulübe eklenmesi olası diğerlerini de göz önüne alırsanız, ortaya konacak “yeni bir pakete” çoğunluğun evet demesi kaçınılmaz.
Bakmayın Premier ligin yayın hakkının yıllık 1 milyar sterline satıldığına. Dünyanın en önemli organizasyonlarından birini kendimizle kıyaslayıp değer biçmeye kalkmak, Ferrari ile Doğan görünümlü Şahin’i yarıştırmak kadar garip olur.
Bu noktada en önemli sorumluluk yayıncı kuruluşun. Geçen sezon tarafsızlığını yitirdiği yolunda ortaya çıkan algının değiştirilmesi, küskün izleyicilerin geri dönmesi ve yeni katılımcıların yaratılması kolay değil. Kulüpler kadar, taraftarı ikna etmeye yönelik bir kampanya şart.
Geçen yıl play-off’un yarattığı yoğun maç trafiğinin bir gerekçesi de, 2012 Avrupa şampiyonası nedeniyle liglerin UEFA tarafından öngörülen sürede tamamlanması idi.
Şimdi böyle bir zorunluluk yok. Dolayısıyla üç kulvarda birden mücadele edecek takımları sıkıntıya sokmayacak yeni bir planlama yapılması pekâlâ mümkün.
Önümüzdeki günler ilginç gelişmelere gebe. Bekleyip göreceğiz.

Haberin Devamı

Trabzonspor ile Fenerbahçe kıyaslanır mı?

Haberin Devamı

Bu işte bir gariplik var. Önce Selçuk İnan, Engin Baytar ve Ceyhun, sonra Egemen gitti. Sıradaki isim Burak Yılmaz. Sözleşmesi devam etmesine karşın hâlâ transferi konuşuluyorsa, belli ki o da yolcu.
Salı günü son bomba Umut Bulut oldu. Bordo-mavili formayı giymiş altı önemli oyuncunun dördü Galatasaray’ı tercih etti, beşincisi yolda. Egemen ise şimdilik (!) Beşiktaş’ta.
Ortak özellikleri Trabzonspor’da yıldız kategorisine yükselmeleri ve rotayı batıya çevirmeleri.
Peki, Trabzonspor gibi Türk futbolunun dördüncü büyüğü unvanına sahip bir kulüp, niçin kadrosunda tutamadı bu futbolcuları?
Parası mı yetmedi? Hepsinin teknik direktörü ile sorunu mu vardı? Yoksa “Bir yere gitmezler?” şeklindeki yönetim anlayışı mı kopardı bağları?
Gerekçesi ne olursa olsun, tamamına yakını milli takımda ter döken bu oyuncuların tercihlerini farklı kullanmalarının Trabzonspor açısından sorgulanması gereken pek çok yanı var.
Niye mi? İşte Umut Bulut. Milli takımın hazırlık maçlarında pekçok Trabzonsporlu’ya “Ahhh” çektiren genç oyuncunun “Türkiye’ye dönmek istemiyorum” açıklamasından birkaç gün sonra Galatasaray’a gitmesi nasıl açıklanabilir?.
Kimse “Niçin Trabzonspor değil?” diye sormasın.
Kimse o günlerde Selçuk’un bedelsiz ayrılmasına, Umut’a ve Egemen’e ciddi bir teklif götürülmemesine, Ceyhun ile Engin’in kalması için çaba gösterilmemesine şaşırmadı. Çünkü onlar giderken Trabzonsporlu yöneticilerin elinde hep çuvaldız vardı.
“Yerleri nasıl olsa dolar” kolaycılığı büyük kulüp yöneticiliği bağdaşmadığı gibi, görüldüğü üzere o renklere gönül verenlerin idealleri ve hayallerini törpülemekten başka bir işe yaramadı.
Trabzonspor’da ayrılıklar bu kadar kolay ve pişmanlık yaratıcı ise, suçu sadece gidenlerde değil, kalanların vizyonlarında da aramak gerek.
Sanırım tartışılması gereken asıl konu da bu.
Kabul edelim. Trabzonspor son yirmi yılda ezeli rakiplerinden sadece sportif açıdan değil, pekçok anlamda geri kaldı. Takımın 2010-11 sezonundaki performansı bu gerçeği değiştirmeye yetmez.
Çünkü kurumsallaşma, ortak hedef etrafında kilitlenme ve profesyonel bir yönetim anlayışı konusunda alacağı çok yolu var bu kulübün.
Kıyaslama bazı insanları rahatsız edebilir. Lakin geçen sezonu şike çalkantıları ve gerçekten zor koşullarda geçiren Fenerbahçe şampiyonluğu son maçta kaybediyorsa, Trabzonspor adına neyin nerede yanlış yapıldığını sorgulamanın vakti çoktan geçmiş demektir.
Trabzon’da kol kırılıyor, yen içinde kalmıyor. Tıpkı Ünal Karaman’ın vedası gibi... Galiba ivedilikle el atılması gereken konu bu!