Konuya küçük bir anekdot ile girelim. 2005 yılında Futbol Federasyonu olağanüstü genel kurulundayız. Haluk Ulusoy siyasi dayatmalara pes etmiş, kulüpler kıvrak bir manevra ile hükümetin de icazet verdiği Levent Bıçakcı adı üzerinde uzlaşmıştı.
Gazeteciler otelin lobisinde sohbet ederken, karşıdan Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım belirdi. Yanımıza yaklaştı ve hiddetle seslendi:
“Cemal Ersen, artık futbolcu ücretlerini yazamayacaksın. Senin yüzünden milyarlarca lira ceza ödemek zorunda kaldık. O devirler bitti”.
“Federasyona ne ücret bildiriyorsanız, onları yazdık. Yalan mı?”
“Artık bitti, yaz da görelim.”
O dönemlerde kulüplerin tamamına yakını futbolcuların aldıkları gerçek transfer bedelleri yerine, asgari ücretten bildirim yapıp, en basit tanımıyla vergi kaçırıyorlardı.
Aradan bir ay geçti. Milliyet sporun manşetinde, aralarında Fenerbahçe’nin de bulunduğu tüm kulüplerin federasyon kayıtlarına geçen “gerçek dışı transfer beyanları” vardı yine.
Ne ilginç değil mi? Gazeteci olarak açıkça yapılan usulsüzlüğü ortaya çıkarıyor, sonra da kimi zaman siyasilerden bazen de kulüp başkanlarından tepki görüyorsunuz!
Uzatmayalım. Fenerbahçe son yıllarda sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yemesi misali, vergisini ve sigorta primlerini doğru rakamlar üzerinden ödeyen ender kulüplerden biri oldu.

Utanmadan vergi kaçırmak
Ancak hâlâ eski alışkanlıklarından vazgeçmeyen yöneticiler var.
Onca vergi cezasından, devlet kapılarında af dilemekten, borçlarını taksitlendirmek için yalvar yakar olmaktan ders çıkarmayan 10’dan fazla süper lig kulübüne, Sosyal Güvenlik Kurumu son uyarısını yaptı.
Yeni vergilendirme dönemine kadar beyanlar düzeltilmezse, zaten ciddi ekonomik sıkıntı yaşayan pek çok kulübün başı hayli ağrıyacak.
Ondan sonra koş Ankara’ya; “Aman bakanım yaman bakanım, kurtar bizi sayın başbakanım.”
Kimse ağlayıp hayıflanmasın. Sen gözünü kırpmadan futbolcuya milyonlarca euro, teknik direktöre servet ödeyecek, sonra utanmadan devletten vergi kaçıracaksın.

Sömürüye son
Evet, artık kulüplerin federasyona bildirdikleri ücretler “devlet sırrı” ciddiyetinde gizlendiği için bunları haber yapma dönemi bitti!
Ama unutulmasın. Eğer hükümet, Maliye ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı başladıkları işi sonlandırmakta kararlı iseler, bu ülkede işçi, memur, esnaf vergisini kuruşuna kadar öderken, spor kulüplerinin yetimin hakkını sömürmesine kimse rıza göstermeyecektir ve göstermemelidir.

Trabzon’da sistemi Janko belirler

Tranfer sezonu ne zaman başladı? 5 Haziran’da.
Trabzonspor ihtiyaç duyduğu mevkilere ne zaman takviye yapabildi? Janko sürenin bitimine 1 hafta, sakatlığı tartışılan Emerson ise iki gün kala imza attı.
Aradan geçen bu sürede bordo-mavili ekip neler yitirdi? Avrupa Ligi’nde kendi değerinin 10’da biri olan Videoton’a elendi. Ligde 3 maçta 4 puan toplayabildi.
Moraller bozuldu, güven erozyonu yaşandı, tribünlerin sesi yükseldi, yönetim ve teknik direktöre tepkiler çığ gibi büyüdü, kombineler elde kaldı.
Peki, değer miydi bunca zaman beklemeye ve geri dönüşü olmayan kayıpları yaşamaya?
Hani sıradan bir kulüp olsanız, mevcut durumu insanlara anlatmak kolay. Lakin Trabzonspor’un bu kadar aciz ve çaresiz kalmasını, önündeki fırsatları adeta elinin tersiyle itmesini açıklamak zor.
Bordo-mavili kulübün öncelikli hedefi, Avrupa Ligi’ne kalıp hatırı sayılır bir gelir elde etmek, prestij sağlamaktı.
Lige iyi bir başlangıç yapıp, kolay görünen rakiplerinden azami puanı toplamak.
Bunların hiçbiri gerçekleşmedi.
Şimdi yeni transferlerle yeni takım iddiasında Trabzonspor. Tabii köklü değişiklikler de yolda.
Geçen sezon Güneş’in hücum planları tek kişi üzerineydi. Topu alan Burak’ı arıyor, Burak da golleri sıralıyordu.

Colman faktörü
Volkan, Olcan, Alanzinho, Halil gibi hücuma dönük ayaklar paslanıyordu. İşte gördük. Avrupa ve ligde oynanan beş resmi maçta atılan gol sayısı sadece üç.
Bu kısırlığa son vermek adına transfer edilen Janko, Şenol Güneş’in en büyük kozu olabilir. Fiziği ve hava toplarına hakimiyetiyle Avusturyalı oyuncu elbette skor anlamında fayda sağlayabilir. Ancak farklı bir oyun sistemi ile. Her iki kanat iyi işleyecek, yan ortalarda isabet oranı artacak, duran top organizasyonlarında hedef adam Janko olacak.
Bu senaryo ister istemez Burak’lı günleri anımsatıyor. Lakin bu kez Şenol hoca diğer silahlarını da oyuna katkı yapacak biçimde hazır tutmak, onları motive etmek ve küskünlükleri ortadan kaldırmak zorunda. Tabii önce kendini inandıracak ki, sorumluluklarını yerine getirebilsin.
Kadro kalitesine baktığınız vakit Trabzonspor’un sezonu ilk dört takım içinde tamamlamaması için hiçbir neden yok. Lig uzun bir maraton ve kayıplar pekâlâ telafi edilebilir. Yeter ki, beyinler hedefe odaklanabilsin.
Haa, bir de Colman faktörü var. Arjantinli’yi en az bir sezon daha Trabzonspor’da oynayacağına ikna etmek ve yaptığı işten keyif almasını sağlamak şart. Çünkü Colman bu takımın olmazsa olmazlarından biri. Şimdi de sıra ona gelmesin!

Uyu yavrum uyu!

Gazetelerin ön sayfaları günlerdir yürek yakan manşetlerle çıkıyor. Şehit haberleri, savaştan kaçan sığınmacıların hazin hikayeleri ve komşumuzdaki yangının etkileri...
İçinde ne kadar acı, insanlık dışı hikaye varsa tekmili birden önümüzde.
Kadın cinayetleri, sınav rezaletleri ise artık sıradan işler memlekette.
Spor basını ise arz-talep dengesinin peşinde. Taraftarı gaza getiren milyonlarca euroluk son dakika transferleri sanki başka bir ülkenin gündemi.
Böyle büyük tezatın yaşandığı başka coğrafya var mıdır bilmem ama, birileri yıllardır meşin yuvarlağın cazibesini beyinleri uyuşturacak afyon gibi kullanmayı pek iyi beceriyor.
Çoğunluk da dünden razı zaten gözlerinin önüne indirilen sis perdesine.
Kulakları çınlasın Melike Demirağ’ın. 70’li yılların sansüründen kaçırdığı o şarkının sözleri geliyor aklıma: “Uyu yavrum uyu, uyutayım seni. Ninnilerle, türkülerle büyüteyim seni. Bebek bir gün büyüyecek, dinlemeyecek bu ninniyi!..”