Duygusal milletiz. Empati yapmayı beceremiyoruz. Bu yüzden tepkilerimiz kimi zaman orantısız, bazen haksızlık boyutuna ulaşıyor.
Yusuf Yazıcı’nın Trabzonspor’dan ayrılışı sırasında da yaşadık bunu.
Dün “Trabzon’un çocuğu” diye övgüler yağdırdıkları Yusuf’u, çirkin ve seviyesiz yorumlarla hedefe koymaya çalışan bir kitle var. Özellikle sosyal medyada yoğunlaştı bu garip tipler.
İnsanların tercihlerine saygı göstereceksiniz. Yusuf kaçıp gitmedi ki Trabzonspor’dan. Kısa zamanda yeteneğini gösterdi, Avrupa kulüplerinin dikkatini çekti ve hayatının kararını verdi. Günahı, sevabı ona ait.
Üstelik kulüp tarihinin en pahalı oyuncusu olarak iz bıraktı. İlk etapta 16.5 milyon euro kazandırdı. 25 maç oynarsa 1 milyon euro daha gelecek. Bordo-mavili kulüp bir sonraki satıştan yüzde 20 pay alacak.
Başkan Ahmet Ağaoğlu, garanti sübabını da koydu sözleşmeye. Yusuf’un Türkiye’den bir başka kulübe kiralanması veya satılması halinde, Trabzonspor’a 20 milyon euro tazminat ödenecek.
Söyleyin tanrı aşkına. Bu koşullarda Yusuf’un transferine karşı çıkmak, genç bir oyuncunun hayallerini söndürmek iki tarafa da ihanet değil miydi?
Hayatında lisanslı forma almamış, maça nasıl bedava girerim diye kapı kapı dolaşmış, sosyal medyada iki kelimeyi biraraya getiremeyen insanlar mı belirleyecek kimin nereye gideceğini? Azıcık çapınızı bilin!
Acımasız düzen!
Günümüzde futbol demek, kapitalizmin nimetlerinden yararlananlar ile ezilenler arasındaki adaletsiz kavga demek.
Porto altyapıdan yetiştirdiği oyuncular değerini bulunca çatır çatır satıyor.
Ajax futbolcu fabrikası kurmuş, seri üretim yapıyor.
Lille gibi kulüpler Türkiye ve dengi ülkelerdeki genç yıldızları bünyesine katıp, yüksek bedellerle satarak taşeronluk görevi üstleniyor.
İngiliz, İspanyol ve İtalyanlar büyük rakamlarla onlara patronluk taslıyor.
Çin, Katar, Suudi Arabistan ve muadilleri, yaş geçkinleri ve dolara tapanları paratoner misali çekiyor.
Bu düzende rolünüz, sağanakta birkaç yağmur damlası kadar ise, size de kıskanmak, imrenmek ve haddinizi bilmek düşüyor.
Arda gibi olma!
Yeni ufuklara yelken açan Yusuf Yazıcı kardeşime okursa naçizane tavsiyelerim olacak. Bugüne kadar yurt dışına transfer olan sayısız futbolcu gördün.
Zor iştir. Hele doğup büyüdüğün coğrafyanın dışına ilk kez çıkıyorsan. Uyum sağlamak, adapte olmak, sana ters gelen kuralları kabullenmek kolay değil.
Sen sen ol, buradaki alışkanlıklarını gittiğin yere taşıma. Fransız yemeklerini dene, en kısa sürede dil öğren, çevrenle sosyalleş, yeni dostlar edin.
Önünde okunacak bir hikaye var. Tugay Kerimoğlu sizin oraların çocuğudur. On yıllık İskoçya ve İngiltere macerası, profesyonelliğin kitabı gibidir. Her sayfasını dikkatlice aç.
Sakın Arda Turan’ı örnek alma. Dar çevrede yaşama. Aşçını yanında götürme, Türklerin dışında arkadaş edin, ilişkilerini geliştir.
Kafan rahat, huzurun yerinde olursa, hem Trabzon kentini, hem ülkeni daha başarıyla temsil edersin.
Gidişin kimileri için üzücü olabilir. Ama, zamansız ve haksız değil.
Sağlam karakterin, futbol dışındaki erdemlerin, bıraktığın izler, gençelere ilham verecektir emin ol.
Ayağına taş değmesin, yolun düz olsun kardeşim!

Kulübede yangın çıkar!

Yeni sezonda FİFA’dan gelen talimatla hakemlere yeni bir sorumluluk yüklendi. Kural değişikliği futbol kamuoyunca yeterinde bilinmiyor.
En çarpıcı olanlarından biri tartışmaya yol açabilir. Diyelim ki maç oynanırken yedek kulübesinden biri hakem kararına beğenmedi ve hakaret etti.
Hakem ekibi de kimin küfür ettiği saptayamadı. Hakem doğrudan teknik direktöre soracak. Yani isim isteyecek. Hoca, “duymadım, görmedim, bilmiyorum” gibi mazeretlerin arkasına sığınırsa, hakem kırmızı kartını ona gösterecek. Yani teknik direktörü sahadan atacak.
Düşünebiliyor musunuz?.. Vukuatlarıyla ünlü Galatasaray yedek kulübesinde böyle bir olay yaşanacak ve Fatih Terim ekibinden birini korumaya çalışırken “iş kazasına” kurban gidecek.
Sıkıntı yaratacak bir durum gibi görünüyor. Kırmızı öncesinde, uyarı ve sarı kart da var. Disiliplin talimatında bir düzenleme yapılması şart. Atılan teknik adam, futbolcu veya tercümanın neyle suçlanacağı, hangi cezanın verileceği net değil.
Ligin başlamasına bir hafta süre kaldı. Hem yeni kurallar herkese anlatılmalı, hem yaptırımlar şimdiden bilinmeli.
Yoksa kulübede yangın çıkar!

Yeşile dokunmayın!

Bu ülkede yaşadığı toprağa saygı duyan, yeşiline sahip çıkan, gelecek nesillerin refahını düşünmeye devam eden milyonlarca insan, binlerce aydın var.
Son örneği Kaz dağlarındaki altın madeni arama çalışmalarına gösterilen tepki. Sosyal medya ayaklandı, isyan çığ gibi büyüdü.
Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın akciğeri olarak nitelendirilen cennet mekanda on binlerce ağaç kesildi. Beteri, siyanürle altın arama çalışmaları büyük bir doğa felaketine yol açacak.
İçme suları zehirlenecek, yörede yaşayan canlı türleri yok olacak, insanlar da tüm olumsuzluklardan etkilenecek.
Ne uğruna?
Ekolojik dengeyi bozuyor diye sivrisinek ilaçlarının bile yasaklandığı Kanada’dan gelen bir altın arama şirketi tonlarca altını götürsün diye mi?
O şirket, kendi ülkesinde acımasızca yeşil kıyımı yapabilir mi? Asla.
Efendim, algı operasyonu varmış, maden sahası Kaz dağları değil de 40 kilometre uzağındaki Kirazlı mevkiinde yer alıyormuş?
Ne fark eder? Ha Kaz dağları, ha Kirazlı, ha Bergama, ha Ordu, ha Rize... Hepsi memleket toprağı değil mi? Kesilen ağaçlar bu ülkenin zenginliğini, güzelliğini öldürmüyor mu?
Sessiz ve duyarsız kalamıyor insan!