Şiddet yetmedi, şikeye de bulaştık!

Ne zamandır ziyaret etmek istiyordum sevgili Hadi Türkmen’i.
Tedavi gördüğü GATA rehabilitasyon merkezinden övgüyle söz ederken, “Bırak Türkiye’yi dünyanın başka yerinde göremezsin böyle bir yer” demişti son telefon görüşmemizde.
Ve eklemişti; “Pazar günü Ampute Ligi maçı var. Karagücü ile Ankara Engelliler Gençlik oynayacak. Birlikte izleriz.”
Hadi ağabey kendisiyle barışık, yaşama sımsıkı tutunan tanıdığım ender insanlardan biridir.
O gün de her zaman ki güler yüzüyle karşıladı bizi.
Amputelerin derbisi Fenerbahçe - Galatasaray maçından farksızdı.
Kıran kırana bir mücadele oldu. Konuk takım 2-0 kazandı.
Ama o ne? Maç bitti Karagücü takımından bir oyuncu sahayı çevreleyen tel örgülerin dışına fırladı. Arkadaşları da peşinden. Ortalık karıştı. Koltuk değnekleri havada uçuştu, küfürler ortalığı inletti.
15 dakikayı buldu kavganın yatışması.
Meğer maç boyunca saha kenarında duran bir kaç seyirci, sürekli taciz ediyormuş Karagücülü oyuncuları.
Onlar da hesabını sormaya kalkmış oyun bitince.
Yüzlerimiz ekşidi, buruk bir şekilde vedalaştık.
Akşam evde, önce Galatasaray-Fenerbahçe basketbol maçında yaşanan çirkinlikler, ardından Ankaragücü ile Fenerbahçe Acıbadem bayan voleybol takımları arasındaki karşılaşmada özel güvenlikçileri döven taraftarların görüntüleri geldi ekrana.
Tam da “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine” dair 5149 sayılı yasa tartışılırken!
Açık söyleyelim, futbol terörü son dönemde tavan yapmasa, Futbol Federasyonu sadece kendisini değil, tüm spor branşlarını ilgilendiren yasanın işlerlik kazanması için harekete geçmese, siyasilerin parmağını kıpırdatmaya niyeti yoktu olup bitene dur demek için!
Öyle ya; bugüne dek yasak beyanda bulunan hangi kulüp başkanına yasada öngörülen hak mahrumiyeti cezası uygulandı?
Sahte bilet basan kaç kişi hapise girdi?
Şiddete karışan ilgili kulübe sezonluk hasılatının yüzde 2’si kadar para cezası kesilebildi mi?
Aşağılayıcı yorum ve haber yapan medya mensubu ya da kuruluşuna “Öde on bin lira” denebildi mi?
Evet yasa yetersizdi, ancak topal şekliyle bile çalıştırılamadı.
Birkaç tribün eşkiyasına göstermelik cezalar verilirken, bombanın pimini çekip spor alanlarına bırakan kulüp yetkililerine kimse dokunamadı.
Onlara çanak tutan medyaya ilişemedi.
Gözden ırak Anadolu köşelerinde ahbap çavuş ilişkileri sayesinde şiddeti körükleyenlerin yaptıkları yanlarına kâr kaldı.

Şimdi de şike belası!
Spor anarşisini nasıl önleyeceğiz diye düşünürken, global şike ve bahis illetinden nasibimizi almak gerçekten şok etti hepimizi.
Bochum savcılığı ile UEFA’nın birlikte yürüttüğü soruşturmaya Türkiye’nin de adının karışması, yıllardır konuya ne kadar duyarsız kaldığımızı hatırlattı bize.
5 yıl önce şiddet yasasını çıkarırken “şike ve bahisi bize bırakın” diyen dönemin bürokratları mevcut yasalarla sorunu çözecekleri yanılgısına düşmese, bugün önerilen ağır hapis cezaları o günlerde uygulanabilse, caydırıcı hükümler bu pislikten uzak kalmamızı sağlayabilirdi.
Bahis skandalına karışan milli futbolcunun sırtını sıvazlayıp altı ay ceza ile kurtarır, sezon öncesi menajerlerin oyuncağı olan özel turnuvalarda dönen dolaplara kayıtsız durur, beş yıldızlı otellerde maç kurgulandığı ihbarlarını ciddiye almazsanız, elin Alman’ı şikeyi böyle gözümüze sokar işte!
Dünyaya rezil oluruz. İtibarımız Hırvatistan, Bosna ve Slovenya gibi sıfırlanır.
Geçmiş olsun demeden önce yapılacak bir iş daha var!
Futbol Federasyonu, skandala karışan oyuncunun adına, unvanına, kulübün büyüklüğü ya da küçüklüğüne bakmadan en ağır cezaları kesip, utancımızı hafifletebilir.
Ve her şey kontrollerinde olsun isteyen statükocu devlet yetkilileri ayak direttikleri yasaların bir an önce çıkıp işlerlik kazanmasını sağlayarak, daha büyük ayıplar yaşamamızı engelleyebilir!


Yuh artık (2)!
Yağcılığın bu kadarına da pes!
Hani yerel seçimler öncesi minicik çocukların eline “Melih Başkanımızı çook seviyoruz. Badmintoncular” yazılı pankartı tutuşturup, AKP genel merkezi önünde soğuktan tir tir titreten Badminton Federasyonu Başkanı var ya?
O başkan şimdi de çıkmış, Türk vatandaşı yapmayı planladığı iki Çinli sporcuya vereceği isimleri açıklamış!
Biri kız, diğeri erkek iki devşirme sporcu T.C. vatandaşlığına kabul edildikleri takdirde, Emine ve Recep isimlerini alacaklarmış.
Ne var bunda demeyin!
Badminton Federasyonu Başkanı Murat Özmekik ne diyor ona bakın.
“Efendim, ülkemize her alanda olduğu gibi spor alanında da büyük katkılar sağlamış Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ile sayın eşleri Emine hanımın isimlerini koymak istiyoruz.”
Yani Lig Shuang “Emine”, Zhou Junxuan ise “Recep” olacak!
Kardeşim ne isim verirsen ver de, Başbakan ile eşini niye karıştırıyorsun işin içine?
Üstelik bu açıklamayı devletin resmi haber ajansına yapıp sesini nerelere ulaştırmak istiyorsun?
Siyaseten kaptığın o koltuğu, AKP iktidarda olduğu sürece zaten kaybetmeyeceksin.
Niyetin ne?
Hesabın ne?
Seni oraya getirenlere bile “pes” dedirttin ya.
Helal olsun sana!


Özel güvenlik mi dediniz?
Tam beş yıl süreleri vardı.
Yasası gereği polisin spor alanlarından çekilip yerini özel güvenlik güçlerinin alması için koskoca beş yıl.
Geçen Mayıs ayında süre doldu.
Şimdi polis dışarıda, sözüm ona özel güvenlikçiler stat ve salonlarda görev yapıyor.
Yapıyor da ne oluyor?
Taraftar tribünden atlayıp rakip takım oyuncusunu yumrukluyor.
Karşı durmaya çalışan özel güvenlikçiyi acımasızca dövüyor.
Eeee.
Her ensesi kalın, göbekli adamı güvenlikçi yapmaya çalışırsan, olacağı budur.
Günlük 40 lira yevmiye ile, eğitimsiz, bilgisiz insanları oraya dikensen yaşanacaklar budur.
Kızınca “polis devleti mi oluyoruz” diye şikayet ederiz ya.
Kendi stadını, misafirini koruyamayan, polise davetiye çıkaranların kulakları çınlasın.
Ne diyor o basketbol maçında sahayı bir ucundan diğer ucuna koşarak geçen saldırgan?
“Bu ne biçim güvenlik? Kimse beni durdurmadı...”
Böyle başa böyle traş!