Bir dönem insanların dilinde tüy bitmişti. Ama heyhat! Sporda Şiddet ve Düzensizliğin önlemesine dair yasa tasarısı, komisyon ile TBMM genel kurulu arasında pinpon topu gibi gidip gelirken, aklı başında spor yöneticileri “Etmeyin, e-bileti sadece futbolda uygulamayın. Küfür ve şiddeti önlemek istiyorsanız, basketbol ve voleybol gibi spor dallarını da kapsasın” diye yırtınırken, zevahiri kurtarmaya çalışanların zafer çığlıkları bastırmıştı bu uyarıyı.
Dönemin genel müdürü ve ilgili iki federasyonun başkanı, o günlerde meclis koridorlarında muzaffer komutan edasıyla caka satmış, sanki Türk sporuna unutulmayacak bir hizmette bulunmuşlardı.
Evet bulundular!.. Sonuç ortada. Önceki gün oynanan Karşıyaka- Galatasaray basketbol maçında yaşanan rezilliğe bakın. Son dakikalarda mola alan Galatasaray koçu Ergin Ataman’a binlerce kişi tek bir ağızdan ağır küfürler etti. Bir yere kadar. Ataman da etten sinirden yapılmış insan. Elindeki tahtayı fırlatıp salonu terk etmek istedi. Orada bulunan özel güvenlik ve polis kimseye müdahalede bulundu mu? Hayır. Oturup seyretti hepsi.
Bu örnek tek değil. Ezeli rekabetin yaşandığı her basketbol maçında küfür, şiddet ve olay var. Statlardakinin beteri üstelik.
Nasıl olmasın ki? Yasa çıkarmışsınız adı, “Sporda Şiddet ve Düzensizliği Önleme yasası.”
Ne anladık bu işten? Şiddet, sadece futbol sahalarında yaşanmıyor görüyorsunuz. Holiganlar her yerde. Bugün statta, yarın salonda, yakında herhangi bir amatör spor müsabakasında.

Bakan Kılıç göreve

Bakın. E-bileti şu anki uygulamasıyla savunanlardan değilim. Kişisel hak ve özgürlüklerle ilgili pek çok sıkıntısı var. Lakin spor alanlarında şiddet ve küfrün kökünü kazımaya kararlı iseniz, ödenecek faturayı tek başına futbol kulüplerinin önüne koyamazsınız.
Bugün futbol kulüpleri seyirci sayısı açısından can çekişirken, statları terk etmeye başlayan küfürbazların salonlarda estirdiği terörü görmezden gelemezsiniz. Futbol maçından yasaklanan taraftarın, elini kolunu sallayarak salona girmesi ve terör estirmesini, hiçbir yasa veya yönetmelik masum gösteremez.
Futbol safralarından kurtulmaya çalışırken her unsuru ile ağır bir bedel ödüyor. “Aman zaten basketbol ve voleybolun seyircisi yok, e-bileti uygularsak salonlar boş kalır” safsatası karın doyuruyorsa, oralarda yaşanacak her türlü çirkinliği peşinen kabul etmenin vicdan muhasebesini yapmak böyle bir mantığa ağır gelmez sanırım!
Sayın Bakan Akif Çağatay Kılıç. Bürokratlarınızın kanayan ve yakında kangren hale gelmesi kaçınılmaz bu yaraya el atma niyeti yok. Hiçbir teknik adam ve sporcunun durduk yere küfür yemeye niyeti olmadığı gibi. Görev süreniz içinde yapacağınız en hayırlı işlerden biri, topal çıkarılmış bu yasayı ruhuna ve amacına uygun bir şekilde yeniden düzenlemek.
Şiddet, küfür ve ayrımcılıkla mücadelenin yolu sadece statlardan geçmiyor, sokaklara da bir bakıverin lütfen!

Fark nerede?

Geçen hafta MHK eski başkanı Zekeriya Alp ile ilgili yazımızı şöyle bitirmiştik: “Hukuk müşavirliğinin Tahkim Kurulu’na yaptığı itiraz sonuç verirse, bu hamle en azından Zekeriya Alp gibi bir şahsiyetin incinen gururuna pansuman olacaktır.”
Gaziantepspor başkanı İbrahim Kızıl’ın, Alp’i istifaya götüren “şüpheli” suçlamasını PFDK es geçse de, Tahkim Kurulu yanlışı düzeltti. Kızıl’a 45 gün hak mahrumiyeti ve 30 bin lira para cezası kesti. İlginç değil mi? Aynı kurum içinde hukukçulardan oluşan iki kurul, taban tabana zıt kararlar verebiliyor.
Keşke Alp sürecin tamamlanmasını bekleyebilseydi. Hem Kızıl’ın, hem de Ahmet Çakar’ın sözlerinin cezasız kalmadığını ve aslında yalnız olmadığını görebilirdi.

Veli ve futbolun kurtuluşu

O an ne maçın skorunu düşünmüştür, ne canının acıdığını. Hakemin rakip takım oyuncusu Hakan’a gösterdiği kartın rengini görünce, beyninde birkaç saniye süren muhasebeden sonra yanlışlığa itiraz etmesi, tamamen “vicdani bir reflekstir.”
Bugün toplumun gözünde Veli Kavlak’ı yücelten, baş tacı eden ve alkışlatan, ne yazıktır giderek yitirmeye başladığımız insanı duygulardır.
Hakemi aldatmayı, rakibi küçük düşürmeyi, haksız kazancı mübah görmeyi, kazanmak için tüm değerlerini ayaklar altına almayı peşinen kabul etmiş o kadar çok insan profili tanıdık ki, bazen Veli Kavlak gibi biri çıkıp aklımızı başımızdan alıveriyor.
Sonra gidip anlından öpüyoruz, hepimizde olması gereken bir erdemi sadece o çocuk taşıyormuşcasına.
Futbol sadece bizim ülkemizde değil, tüm dünyada her cins entrikanın döndüğü milyarlarca dolarlık bir sektör. Giderek acımasızlaşan, mekanikleşen ve kendini frenleyecek her engeli silindir gibi ezmeye programlanmış bir canavar adeta.
Beklemediğimiz bir anda “tanrının eli”, bazen “şike ve teşvik”, ara sıra “rüşvet” olarak karşımıza çıksa da, futbolun sadece futbol olmadığı gerçeğini anımsatacak örnekler, ezberimizi bozmaya yetiyor kim ne derse desin.
Biz, Veli Kavlak’ın özünde, rengi değişen o kartın Türk futbolu için bir kurtuluş savaşı başlatılmasına vesile olmasını diliyoruz.
Başkanı, kulüp yöneticisi, teknik adamı, futbolcusu, taraftarı, medyası ve federasyonu ile yeniden dirilişin simgesi haline gelmesini istiyoruz.
Ama şu gerçeği de biliyoruz ki, Veli’nin alması çok muhtemel fair-play ödülünü birkaç ay sonra zihnimizin derinliklerine ve arşivlerimize gömecek, bizi insanlığımız ile yüzleştirecek başka bir tekrarına dek, doğru bildiğimiz yanlışlarla yaşamaya devam edeceğiz.
Ama olsun. Teşekkürler Veli Kavlak. Birkaç günlüğüne bizi kendimize getirdiğin ve aynalardan utanmamızı sağladığın için. Sağ ol kardeşim!..