Futbolda radikal kararlar alınırken ne kadar iyi niyetli davranırsanız davranın, “Ben yaptım oldu” demek ciddi sıkıntılara yol açabilir.
Konunun enine boyuna incelenmesi, ne getirip ne götüreceğinin iyi hesaplanması gerekir.
Futbol Federasyonu geçtiğimiz günlerde kamuoyunun pek dikkatini çekmeyen bir karara imza attı.
Türkiye Profesyonel 3. Ligi’nde forma giyen futbolculara otuz yaş sınırını getirdi.
Kademeli olarak 2009-2010 sezonunda bunu 24’e indireceğini açıkladı.
İlk bakışta Türk futbolunun “kanayan yarası”  3. ligin ıslahı açısından olumlu bir adım gibi algılansa da, aceleci davranıldığı ve detayların atlandığı bir gerçek.
Öncelikle bu liglerde 30 yaşın üzerinde 252 kişinin akıbetinin ne olacağının düşünülmediği ortada.
“Gitsinler ikinci ligde oynasınlar” diyorsanız, zaten o imkanı bulamadıkları için bir alt kategoride oynamak zorunda kaldıklarını bilmiyorsunuz anlamına gelir.
İki sene sonra yaş sınırı 24’e çekildiğinde işsizler ordusunun sayısı belki de 500’ü bulacak.
Bu kadar futbolcunun bir başka ligde istihdam edilemeyeceği aşikar iken “şeriatın kestiği parmak acımaz” diyemezsiniz.
Peki, çalışma özgürlükleri elinden alınan insanların geleceği ne olacak?
Bu yaşta zorunlu emekliliğe ayrılmalarının bedelini kim ödeyecek?
Koca bir sezonda beş-on bin YTL’ye top koşturan diğer oyuncuların kulüpler gözünde değeri daha da düşmeyecek mi?
Amatör kümeler gizli profesyonellere teslim edilmeyecek mi?
Üçüncü ligi Türk futbolunun alt yapısı haline getireceğiz derken, oradaki takımların da yarışmacı kimliği taşıdığını unutmak sorunlara çözüm getirecek mi?
Hiç sanmıyorum.
Mağdurlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitse ve “Türkiye’de 30 yaşına geldiğimiz için işimiz elimizden alınıyor” şikayetinde bulunsa, çıkacak kararın bedeli ağır olur.
Federasyonun insanların ekmeği ile oynama niyeti taşıdığına ihtimal vermiyorum.
Gençlere imkan tanımak, bin türlü spekülasyonun yaşandığı 3. Lig’e çeki düzen getirmek istediklerini biliyorum.
Ancak kademeli olarak asgari 5 yıla yayılması gereken projeye gereken özenin gösterilmediği çok açık.
Şunu anımsatmakta yarar var;
Şenes Erzik döneminde benzer bir girişim Profesyonel Futbolcular Derneği’nden gelen yüzlerce itiraz dilekçesiyle askıya alınmıştı.
Projenin fikir babası Hasan Doğan’a naçizane bir önerim var;
Yol yakınken kararın gözden geçirip, ileride başınızın ağrımasını engelleyin. Hiçbir şey kaybetmez, çok şey kazanırsınız!

Vekiller göreve!
Siz yaptınız, ama olmadıSiz yaptınız, ama olmadıBir dönem Fatih Terim’in maaşına takmışlardı kafayı. Milletin sorunlarına çözüm üretmek dururken Terim’in aldığı parayı TBMM gündemine getirerek reyting yapacaklarını düşünen vekillerimizi anımsarsınız.
Oysa o vekillerden biri, Terim’in 120 bin YTL’lik aylığını eleştireceğine, Futbol Federasyonu’nun aynı bütçe ile ülkenin 81 ilinde birer antrenör görevlendirerek geleceğin yıldız adaylarını keşfetmesini önerebilirdi.
Ya da alt yapı için harcanan paranın amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını sorabilirdi.
Geçmişte kulüplere tesis yardımı altında aktarılan milyonlarca YTL’nin akıbetini öğrenip, kamuoyunun bu konudaki merakını giderebilirdi.
Sırada Milli Takıma çağrılmayan futbolcular var.
Şimdi aynı vekillerden Hakan Şükür, Mehmet Topuz, İbrahim Toraman ve Ümit Karan’ın neden Avrupa Şampiyonası kadrosuna alınmadıklarını, UEFA şampiyonu Zenit’in golcüsü Fatih Tekke’nin Terim ile yıldızının niçin barışmadığını sorgulayacak önerge vermelerini bekliyorum! Özellikle de iktidar partisi vekillerinden!..

Başkentte yüksek tansiyon
Şu sıralar başkentte hareketli günler yaşanıyor. Ankaragücü camiası Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in kulübü ele geçirme planlarını konuşuyor.
Başbakan’ın “Belediyeler profesyonel futboldan elini çeksin” talimatından sonra, kapı arkalarında akıl almaz pazarlıklar yapılıyor.
İşte o planlardan en ilginci;
Biliyorsunuz Ankaragücü’nde borç boğaza dayandı. Başkan Cemal Aydın iki arada bir derede. Alacaklarını alıp gidebilse, sorun yok.
Durumu fırsat bilen Gökçek yıllardır hayallerini süsleyen “Ankaragücü’ne sahip olma” planını gerçekleştirmek için son hamlesini yapıyor.
Planın ilk aşaması, sarı-lacivertli kulübü küçük oğlu Ahmet Gökçek’e satın almak! (Bu arada kimse “değirmenin suyu nereden geliyor?” diye sormuyor).
Sonra, Ankaraspor’u “takiye” yöntemiyle pazarlamak.
Hangi büyük kentlerin Süper Lig’de takımı yok? İzmir ve Adana!
Futbol Federasyonu’ndan da icazet (!) aldığı ileri sürülen Gökçek’in önündeki tek engel, Cemal Aydın’ın ikna edilmesi.
Ama güler yüzle, ama farklı yöntemlerle!
Anlayacağınız, başkent sürpriz gelişmelere gebe.
Yeni sezonda Ankara’da üç, İzmir’de bir Süper Lig takımı görürseniz şaşırmayın...
Tabii tüm bunlar, Cemal Aydın’ın üç ayrı cephede vereceği mücadeleye bağlı!

Hukuka guguk demek!
İşin bu noktaya geleceği belliydi.
Talimatları korkmadan, cesaretle, her kişi ve takıma eşit uygulamadığınız vakit, ortalığın yangın yerine dönmesi kaçınılmazdı.
“Olur mu canım, şampiyonluk maçı da boş tribünlere oynanır mı?” ya da “Küfür var, ama adamlar engellemek için epey bir çaba göstermiş” gibi bahanelerin ardına sığınırsanız, bir bakmışsınız daha büyük bir tehlike kapınıza dayanmış.
Hadi buyrun çıkın işin içinden!
Beşiktaş’a da, Trabzonspor’a da ceza verin.
Verin ve gelecek sezon sahalarındaki ilk maçlarını seyircisiz oynatın.
Haa, lig bitti, tansiyon düştü, taşlar yerine oturdu, biz cezayı keseriz gibi bir düşünce içinde iseniz bilemem.
İnsanlar “temiz futbol“, “güven ortamı“ söylemleriyle yola çıkanlardan adalet bekliyor.
Merdiven boşluklarını boş tutmaya çalışırken, talimat boşluklarının adamına göre kullanılmasını istemiyor.
Geçmişte bir telefon talimatıyla kapatılan sahaların nasıl açtırıldığını unutmadık.
Tam da “o günler geride kaldı” diye düşünürken...
Lütfen siz de hukuku guguk yapmayın!
Yapmayın ki, daha üç ay geçmeden inandırıcılığınız tartışılır hale gelmesin.