Baştan belirtelim, futbolcu adının ve kulübün önemi yok.
Konumuz Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu’nun, hakemin bir oyuncunun ihracı ile ilgili verdiği kararını değiştirerek, cezada indirime gitmesi.
Mehmet Topuz’un Diyarbakırspor maçındaki kırmızı kartını anımsayalım.
Topuz oyunun durduğu anda rakibin boğazını sıktığı için, hakem Koray Gençerler tarafından ihraç edildi.
Disiplin kurulu Topuz’a iki maç ceza verdi.
Ardından sarı-lacivertli kulüp Tahkim Kurulu’na itiraz etti.
Tahkim Kurulu da geçen hafta Topuz’un cezasını 1 maç olarak değiştirdi.
“Ne var bunda, Tahkim cezalarda hiç mi indirim yapmadı?” denebilir.
Doğrudur.
Fakat bu dosyada belki de ilk kez, Tahkim Kurulu açık bir şekilde hakemin oyun kuralları ile yorumuna müdahale etti.
Hakem Topuz’u niçin oyundan attı?
Rakibin boğazını sıktığı için.
Yani, hakem FIFA Oyun Kuralları kitabının “Faul ve fena hareketler” başlıklı 12. maddesine göre işlem yaptı.
Ne diyor bu maddenin “ihraç verilecek haller” başlıklı 2. maddesi;
“Oyuncunun şiddetli hareketi kırmızı kartla ihraç gerektirir.”
Buraya kadar her şey normal.
Anormal olan Tahkim Kurulu’nun yorumu.
Kurul şöyle açıklıyor indirim nedenini;
“Mehmet Topuz’a rakip takım oyuncusuna yönelik şiddetli hareket nedeniyle verilen 2 resmi müsabakadan men cezasının, futbolcunun eyleminin niteliği dikkate alınarak Disiplin talimatının 37. maddesi kapsamında sportmenliğe aykırı hareket olarak nitelendirilmesine ve cezanın 1 resmi müsabakadan men cezası şeklinde düzeltilerek oy birliği ile onanmasına.”
Yok artık.
Aynen öyle.
Eğer hakem bu eylemi “sportmenliğe aykırı hareket” olarak değerlendirseydi, FIFA Oyun Kurallarının ilgili maddesi gereği Topuz’u ihtar, yani sarı kartla cezalandırması gerekiyordu.
Oysa hakem eylemi “şiddetli hareket” olarak rapor etti.
Disiplin kurulu da buna göre ceza biçti.
Hakemin maç içinde verdiği kararlar kesindir. Kural ihlali yoksa, aynen kabul edilir.
Tahkim Kurulu ise, hakemin oyun kuralları gereği verdiği kararı değiştirmiştir.
Karar vericiler Topuz’un eylemini “şiddetli hareketten” çıkarıp, “centilmenliğe aykırı davranışa” sokmuştur.
Tahkimin böyle bir hakkı ve yetkisi olabilir mi?
Sonuç olarak, Tahkim Kurulu’nun değerli üyeleri kendilerini hakemin yerine koyup, sahaya inmiştir.
Beylere yeni görevlerinde başarılar!



Çeteyi değil, niçin çeteci olduklarını sorun
Bochum savcılığının yürüttüğü şike ve bahis soruşturmasının Türkiye ayağından nasıl bir sonuç çıkacak diye merakla beklerken, bir bomba da içimizde patladı.
Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı, benzer bir örgütlenmeyi ortaya çıkardı.
Onlarca kişi gözaltına alındı.
KKTC merkezli çetenin uzantılarını tek tek saptadı.
Operasyonun 14 ilde birden yürütülmesi ise olayın vahametini görmemiz açısından kayda değer.
Ancak şimdiden kafalarda pek çok soru işareti var.
Örneğin bu şahısların suçları kanıtlandığı takdirde neye göre ceza vereceksiniz?
Bilindiği gibi mevcut yasalarda şike ve bahse karşı bir yaptırım yok.
Yıllardır süren tartışmalar, özellikle son dönemlerde bürokrasi ile Futbol Federasyonu arasındaki görüş ayrılığı bu konunun sürüncemede kalmasına yol açtı.
Olaya adı karışanların TCK’ya göre “çete” suçlamasıyla cezalandırılabileceği konuşuluyor.
Bunun da karşılığı 15 yıla kadar ağır hapis.
Peki sorun bu cezaları vermekle çözülebilir mi?
Elbette hayır.
Maharet, bahis manipülasyonuna giren bu insanların sadece illegal yollardan kazanç elde etmesini tespit etmek değil, onları bu yola sevk eden nedenleri ortaya çıkarmaktır.
Tutturmuşuz bir süper lig ve marka değeri diye.
Ya alttakiler?
Bir başka deyimle gözden ırak, gönülden ırak kalanlar?
Kulüp yöneticiliğinin bu kadar çarpık, insan emeğinin o kadar değersiz olduğu alt liglerdeki vahim tablo değil mi insanları yasa dışı yollara zorlayan?
Özellikle doğu ve güney doğuda aşiret reisliği gibi yönetilen kulüpler ve asgari ücrete talim eden futbolcuların varlığı yol açmıyor mu bu korkutucu tabloya?
Hakkını alamıyorsan çal.
Çalamıyorsan bahis oyna. Maç sat. Ama kazan!
Futbol oyunu bu yörelerde futbol olmaktan çıkmış.
Düşman kentler, kavgalar ve teknolojinin de devreye girmesiyle yeni çirkinlikler üretilmiş.
Bugün onlarca kişiyi hapise yollayabilirsiniz.
Fakat haksız kazancın, köle düzeninin önüne geçmediğiniz takdirde yarın gözünü karartan bir o kadarını daha bulursunuz karşınızda.
Üçüncü ligi kaldırarak, diğer liglerde takım sayısını azaltarak değil, kangren olan yaraya doğru teşhis koyarak ve doğru reçete yazarak kurutabilirsiniz bu bataklığı.
Yıllardır görmezden gelme kolaycılığı taşıdı bizi bu noktaya.
Gelmiş geçmiş tüm federasyonlar ve futbolu her dönem çıkarlarına malzeme yapan siyasetçilerin kulakları çınlasın.
Nerelerdesiniz?
Konumuz 2016 Avrupa Şampiyonası adaylığı, naklen yayın ihalesi, Dünya ve Avrupa üçüncülüğü, hatta Guus Hiddink’in milli takımın başına getirilmesinden de önemlidir.
O yüzden çeteyi değil, niçin çeteci olduklarını ortaya çıkarın!


Umut fakirin ekmeği
Spor bürokrasisinden dostumuzla sohbet ediyoruz.
Israrla 2016 Avrupa Şampiyonası adaylığında favori olduğumuzu söylüyor.
“Yüzde doksan alırız” diyor.
“Peki nasıl?”
“Bu kez devlet arkamızda. Baksana milyonlarca euro’luk garantisi var. Fransa bile ‘125 milyon euro’ dedi.”
“Daha statların 7 tanesi ortada yok. Maketle mi alacağız organizasyonu?”
“Alırız, alırız. İyi kulis yaparız”
Ya alamazsak, devlet yine o statları yapacak mı?”
“......”
“Söyler misin yapacak mı?”
“Yok, herhalde yapmaz...”
“O halde biz de daha çok maket yapar, Ulus meydanında satarız!”
Stat yok, alt yapı yok, ulaşım yok, konaklama yok, ama umut var.
Tıpkı fakirin ekmeği gibi!