Türk futbolunda yılların alışkanlığıdır. Kulüp başkanları, yöneticiler, teknik adamlar, futbolcular ve hatta bazı yorumcular hakemi baskı altına alıp, kararlarında etkili olmaya çalışırlar.
Önemli bir maça mı atandınız? Hemen eski defterler açılır; “Falanca hakem filanca maçta şu takım lehine düdük çalmıştı.” Ya da “Bu hakem X takımı tutar. Yine bizi yakmaya geldi.” Daha da abartanlar, “Birileri hakemler üzerinden ligi dizayn ediyor” paranoyası ile saldırıya geçer.
Zamanın federasyonları ve Merkez Hakem Kurulları, yalandan da olsa hakemin arkasında durur, en azından öyle hissettirirdi.
Bugün işler hakem açısından daha güçleşti.
Neden?
Nihat Özdemir başkanlığındaki federasyon ve Zekeriya Alp MHK’si saf değiştirdi!
Resmen hakemlere cephe aldılar. Bunu da net biçimde beyan ettiler.
Anlayacağınız; son yıllarda hızla yıpranan, değersizleştirilen, sorunlarını çözmekte zorlanan hakem camiasına bir darbe de, dost bildiklerinden geldi.
Hakemin eğitim, fiziksel gelişim, güven kaybı, iç kavga ve çekişmeler gibi acil halledilmesi gereken problemleri varken, kamuoyu önünde “İstediğiniz her şeyi verdik. Karşılığını istiyoruz” mesajı, hakemi güçsüz, korumasız ve yalnız bıraktı.
TFF ve MHK, “hata yapanı harcarız” dedi. Harcıyorlar da!
Bu kadar katı olmalarının ardında, hakemliğin geleceğini kurtarmak olduğunu sanmıyorum.

Sakal bıyık meselesi
Bakın şuraya not düşüyorum; tepki çekecek bir hatanın hakemliğini bitireceği psikolojisindeki bir insan, istese de işini doğru dürüst yapamaz. İllaki yolu sapar.
Değil Video Asistan Hakemliğini, tillahını getirseniz bu kural değişmez.
Geçen sezon VAR’a sırtını dayayıp maç yöneten hakemleri eleştiriyorduk. Sebebi açıktı; hakem yeteneklerini yitiriyor, gerçek işlevinden uzaklaşıyordu.
Mevcut MHK de bundan şikayetçi olmalı ki, sözlü bir talimat vererek VAR yardımıyla kararını değiştiren hakemin cezaya gireceğini beyan etti. Yetkiyi de bir saatlik bile VAR eğitimi almayan gözlemcilere devretti. Büyük çelişki.
Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık.
Soru şu; VAR’ın gerçek amacı sahada adaleti sağlamak mı, hakemin performansını ölçmek mi?
Sakın ikisi de demeyin! VAR’ı uygulayan ülkelerin hiçbirinde böyle bir yaptırım yok.
Hakemi VAR ile sınamanın sonuçlarını görüyoruz. Saha içi ile RİVA arasındaki iletişimsizlik ve güvensizlik, hakemi bitirmekle kalmayacak, yüz milyonlarca liralık yatırımın çöpe gitmesine sebep olacak.
Buna bir de canı yanan kulüplerin hakemi infaz edebilme gücünü ekleyin. Vallahi ne yalan söyleyelim; Zekeriya Alp ne kadar iyi niyetli olursa olsun, kötü gidişin önünü bu yöntemlerle alamaz.

Demokles’in kılıcı!
Peki ne yapılmalı?
Önce şu Demokles’in kılıcını kaldırın hakemlerin üzerinden.
Sonra UEFA eğitimcisi Jaap Uilenberg’in nabıza göre şerbet veren söylemlerinden vazgeçmesini, 6 yıl önceki ruh haline dönmesini sağlayın.
VAR koordinatörlüğü ile Hakem İşlerini birbirinden ayırın.
Seminerleri, kucaklaşma ve yara sarma işlevine kavuşturun.
20-25 yılda yetişen üst düzey bir hakemi kurtlar sofrasına yem etmeyin. Bir kalemde harcamayın, tek başına bırakmayın.
Camiada giderek kaybolan birlik ve barış ortamını tekrar sağlayın. Özgüven kazandırın.
Hakem gelişimi için proje üretmeye ağırlık verin.
Para hakemin kimyasını bozdu, acilen tedbir alın.
Ve en önemlisi kulüplerin değil, hakemin MHK’si olduğunuzu en tepeden en alttakine hissettirin. Buna çok ihtiyaçları var.
Hakemi; cezalandırarak, baskı altında tutarak, objektif değerlerden uzaklaşarak yönetemezsiniz.
Tercihiniz ve yoğurt yeme şekliniz bu ise; kusura bakmayın da, yakında maç yönetecek hakem bulamazsınız!

Gaza gelme ey Trabzon!
İnsanların Trabzonspor hakkında güzel şeyler söylemesi, samimi görünmese de kulağa hoş geliyor.
Sezon başında da benzer övgüler vardı. Yıllardır bu takımı takip eden bir gazeteci olarak, “abartmayın, büyütmeyin” derken, başarıya hasret Trabzonsporlu kardeşlerimin eleştirisini alıyordum. Sonrası malum, acı bir deneyimdi.
Bugün aynı şeyleri yaşıyoruz. Süper Lig’in marka değerini üç büyükler üzerinden kurgulamaya alışık olanlar, içlerinde fırtınalar kopsa da, 7. hafta sonunda puan cetveline bakınca, aralarında Trabzonspor’un da bulunduğu takımlar için methiyeler yazıyor.
Haksızlar mı? Hayır diyemem. En azından şimdilik yiğidin hakkını veriyorlar!
Zirveyi paylaşan Alanyaspor, Sivasspor ve Konyaspor, kısa zaman diliminde fark yaratan ekipler.
Ligde bu kadar kötü futbol oynanırken, Trabzonspor’un kısıtlı kadrosu ile hem saha performansı, hem sonuç olarak sivrilmesi de bu yüzden takdir alıyor.
Kimileri buna Anadolu devrimi diyor. Balonu fazla şişirmeyin. Bu ayaklanmanın “devrim” olabilmesi için, daha 27 hafta var.

Adım adım hedefe
Ünal Karaman, teknik direktörlük kariyerinin en parlak günlerini yaşıyor. Bordo-mavililerde forma şansı bulan her futbolcu, onun sayesinde takım ruhunu ciğerlerine çekiyor.
Bu öyle bir nefes ki; Obi Mikel, Sörloth ve Sturridge gibi oyuncular ilk kez geldikleri şehrin futbol büyüsüne kapılıp, ön yargılarından kurtulabiliyor. Belki de kaptanları Sosa’yı dinleyip, deneyimlerini örnek alıyorlar!
Yarın Ekuban, Abdülkadir Parmak, Onazi ve Yusuf Sarı da katılacak ekibe. Sakatların dönüşü kağıt üzerinde Trabzonspor’u güçlü gösterebilir.
Lakin, Ünal hocayı çok zorlu bir dönem bekliyor. Onların yokluğunda görev yapan oyuncular, bir kalemde kulübeye çekilemez. Böyle bir yöntem, adalet duygusunu incitir, teknik adama inancı zedeler.
Tam kadro antrenman yapan Trabzonspor’da, herkes ideal on biri sayabilir. Görünmez tehlike bu.
Karaman, yakın geçmişi de dikkate alarak, en ufak başarısızlıkta en ağır eleştirileri yapanlara pabuç bırakmamalı.
Hak edene formayı vererek. En idealini bulana dek. Adım adım, maç maç yürüyerek. O zaman hedef, zaten sana doğru koşacaktır.
Trabzonspor camiasına naçizane önerim, kimsenin gazına gelmeyin! Ayaklar yere basmalı. Fazlası insanı uçurur! Bu tehlikeden uzak durun...