Trabzon’un ışığı sönmesin!..

Taraftar hep ister. Hele büyük takımlara gönül vermiş ise.
Yirmi transfer yapsanız, daha fazlasını ister. Şampiyonluk ister, kupa ister, ezeli rakipler karşısında her daim galibiyet bekler.
Kulüpleri yönetenlerin de sorumluluğu bu değil mi?
Lakin bu talepleri karşılarken ayağını yorganına göre uzatmayanların durumu ortada.
Bu işten en çok canı yanan kulüplerin başında Trabzonspor gelir. Son beş yılda plansızca yapılan transferlerin yarattığı tahribat henüz onarılmadı. Bakmayın Bankalar Birliği ile yapılan anlaşmaya. Ya da Yusuf Yazıcı’dan gelecek paraya.
“Nasıl olsa borcun geri ödemesi iki yıl sonra başlayacak” deyip rehavete kapılırsanız, dünden beter olabilir haliniz.
Ahmet Ağaoğlu takdir ettiğim bir başkan. Ekibi de öyle. Geçen sezon çok doğru işler yaptılar. Bu sezona da öyle başladılar. Çıtayı daha yukarı taşıdılar.
Yeni hedefler için nokta atışı transferler şarttı. Hem nokta atışı, hem ses getirecek isimler. Şu ana kadar 20’den fazla oyuncu ile sözleşme imzalandı. Çoğu genç ve gelecek vaadeden futbolcular.
Öte yanda Obi Mikel ve Sturridge, camiayı heyecanlandıran hamleler. Lakin ben Mikel’in transferini gereksiz ve riskli buluyorum. Sezonun fiyaskosu olmasın. Sörloth tam isabet bir tercih. Piyango gibi. İki yeni savunmacı Fernandes ve Campi’ye maliyetleri de göz önüne alındığında kimse “hayır” demez.
Sütten ağızı yanan yoğurdu üfleyerek yer demişler. Ahmet Ağaoğlu’nun vardır bir hesabı. Özellikle Mikel ve Sturridge’ye ayrılan bütçenin yüksekliği, “Yusuf’tan gelen para bitti” endişesine yol açsa da, getirilerinin ne olacağını beklemek gerek... Ama şu unutulmamalı; Sosa geldiği ilk yıl bunu denedi, dersini aldı. Trabzonspor, kariyeri ne olursa olsun, kimsenin yan gelip yatma yeri değil. Şımarıklığı ve “papaz” statüsünü kaldıramaz. Yoksa bedeli ağır olur.
Gençler ne olacak?
Gelelim geçen sezon genç oyuncularla harika işler çıkaran bu takımın yarınlarına!
Transferin ilk günlerinde yaş ortalaması 18’i aşmayan oyuncular alındı. Futbol kamuoyunda yer eden görüş, Trabzonspor’un altyapıya verdiği önem ve toplamaya başladığı meyveleri idi. Çok konuşuldu, örnek gösterildi, alkışlandı.
Açık söyleyeyim; ben artık o kadar ümitli değilim. Gençlerin şu kadro içinde yer bulması, yenilerin kendini kabul ettirecek şansı yakalaması zor. Dolayısıyla yeni Yusuf’lar, Abdül’ler, Uğurcan’lar çıkmasını beklemek hayal!
Zaten saydığım isimler iki sezondur zorunluluktan tercih edildi. Onlar da yeteneklerini göstermeyi bildi, kabul gördü.
Ya diğerleri? Trabzonspor formasını giyme hevesleri kursaklarında mı kalacak?
Galiba öyle. Yıllarca Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ı eleştiriyorduk. Gençlere önem vermiyorlar diye.
Tam da bu süreçte Trabzonspor sahne almış ve umut olmuştu futbolu yaşam tarzı seçenlere.
Maalesef, “yarışmacı takım” olmak, acımasız şartları da birlikte getiriyor.

Karaman’ın işi zor
Eğri oturup doğru konuşalım. Şu oyuncu topluluğu geçen sezon Ünal Karaman’ın elinde olsa, tercihleri değişir miydi? Elbette değişirdi.
Her teknik adam önce kendi kariyerini düşünür. Macera aramaz. Garantici olur. Başkan ve yönetimler de öyle. Taraftara gelince. Saha sonuçları yüz güldürsün, gerisi detay. Kimse Yusuf’ları hatırlamaz! İşte bu yüzden Karaman’ın işi zor diyorum. Yenilikçi, idealist, gençlik aşısını cebinde taşıyan bir hoca mı olacak, yoksa kolayı mı seçecek?
Avrupa’nın kapısı aralandı. Uzun bir aradan sonra yeni bir heyecan başlayacak. Arada lig var, kupa var. Yoğun tempoda rotasyon zorunlu. Önemli olan formayı adaletli biçimde dağıtabilmek. Gençleri küstürmemek, geriden gelenleri teşvik etmek.
Dilerim ben yanılırım, dilerim Trabzonspor’un yarınlarını aydınlatacak ışığı sönmez!

Alp’i örnek alamazlar!
Hürriyet’ten Koray Durkal kardeşim yazdı. Merkez Hakem Kurulu Başkanı Zekeriya Alp, tıpkı ilk dönemindeki gibi maaş almayacak, öngörülen ücreti hayır kurumlarına bağışlayacakmış. Tam da Alp’e yakışan bir davranış. Suyun öte tarafından olmak ayrıcalıklı kılıyor insanı. Geçmişte sırf o koltukta kalıp küpünü doldurmak için bin takla atanları da biliyoruz.
Ya federasyon bünyesinde “fahri” olarak görev yapanlar? Yönetim kuruluna seçilenler! Hiçbiri profesyonel çalışan değil. Hepsinin işi-gücü, makamı mevkisi var.
Aralarından bazılarına çift rakamlı “huzur hakkı” ödenmesi vicdani mi?
Danışman adı altında altına son model araba tahsis edilenlere, banka hesapları şişirilenlere ne diyeceğiz? Hangi unvanla olursa olsun ne etik, ne ahlaki...
Bir tanesi de çıkıp Zekeriya Alp’i örnek alır mı? Almaz, alamazlar!
Futbolu yönetmeye talip olanların parayla pulla alâkası olmamalı.

Deneme, YanılMA!
Merkez Hakem Kurulu’nun iki haftalık atamalarını cesurca ve yerinde buluyorum. Görünen o ki, kadrodaki her hakeme şans verecekler.
Geçen sezonu 4. hakem ve VAR başında geçirip, düdüğü unutan isimler çoktu. İşte fırsat. İşini iyi yapan yürüyecek. Yalpalayan sıralamada en dibe inecek. Sonra bekle ki maç gelsin!
Tahminim, en geç 5 hafta sonra Zekeriya Alp ve beyin takımı, sezonun yükünü çekecek “çekirdek ekibi” belirler. Bu da 24 kişiyi geçmez. Aynı plan yardımcılar için de geçerli. Kadroda genç ve yetenekli hakemler var. Hata yapsalar da ısrar edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Onları kazanmak için MHK’nin biraz daha toleranslı davranması şart.
Ve şunu da biliyorum; artık kimse Alp’in gözünde ayrıcalıklı değil. Herkes bunu hissedecek ve yaşayacak.
Önyargıların yıkıldığı, adaletin tahsis edildiği, VAR’ın gerçek işlevine kavuştuğu ortamda hakem değil, futbol konuşmak temennisi ile...