Süper Lig’de yabancı oyuncu serbest bırakıldığında, yerelde yarışmacı takım sayısının ve rekabetin artacağı, Avrupa’da kulüplerimizin güçlü rakiplerle boy ölçüşmeye başlayacağı düşünülse de, yaşadıklarımız ortada.

Ligde yine bildiğimiz takımlar şampiyonluk yarışında. Sınırlarımız dışında beş takımla başladığımız mücadelede Beşiktaş dışında yüzümüzü güldüren olmadı. Üstelik öyle rakiplere elendi ki temsilcilerimiz, onca yatırım heba olup gitti adeta.

Yabancı serbestiyesine güle oynaya onay veren kulüplerin o günlerde ay-yıldızı düşündüklerini hiç zannetmiyorum. Oysa yıllardır büyük turnuvalardan uzak kalmış bir ulusal takımın başarısı, kulüplerin çıkarlarından önemli olmalıydı. En azından halkın beklentisi böyle idi. Sonuçta yine tribündeyiz, yine seyirciyiz.

Yenilgi sorun olmamalı

Terim’den boşalan göreve “A Milli Takım Teknik Direktörü” apoletiyle gelen ve olağanüstü yetkilerle donatılmış makamdan farklı bir sorumluluk üstlenen Mircea Lucescu, nelerle karşılaşacağını bilerek, bizim ilk günden itibaren altını çizdiğimiz büyük sorunla uğraşmaya başladı. Rumen teknik adam milli takıma oyuncu seçebilmek için şimdilerde samanlıkta iğne arıyor. İşi gerçekten zor. Deneyimli millilerin yanına gençleri monte etmek ve hedefleri olan bir takım oluşturmak, belki 4 yılımızı alacak.

Dünkü özel İrlanda maçı dahil, skor ne olursa olsun bu ekibe destek olma, güven duyma zamanı. UEFA’nın icat ettiği Avrupa Uluslar Kupası dahil, 2020 Avrupa Futbol Şampiyonası’na kadar oynayacağımız maçların skorları, FIFA sıralamasında fiyakamızı bozsa da, hiç umursanmamalı. Görmek istediğimiz tablo daha büyük.

Çizikler iyidir

İyi futbol ve iyi skorun birlikte nasıl gelebileceğine dair önümüzde 335 bin nüfuslu bir İzlanda örneği var. 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda çeyrek final gören Ada temsilcisi; vizyon, plan, program ve altyapı gibi futbolun evrensel kavramları doğru kullanıldığında neler yapılabileceğinin kanıtı.

Bizim ihtiyacımız olan, her şeyi yeniden kurgulamak. Geçmişin hatalarını tartışmak beyhude. “Beyaz bir sayfadan” söz ediyor futbolumuzu yönetenler. Evet, o sayfa çizik yiye yiye, okunduğu vakit keyif ve gurur verecek bir hikaye barındırabilir içinde. Yeter ki sabırlı olalım, adım adım ilerleyelim.

Umutsuzluğa yer yok. Yaşı dışında dezavantajı bulunmayan Lucescu yerine, paraya kıyılıp Antonio Conte, Jose Mourinho veya Zidane getirilse dahi aynı süreç yaşanacaktı. Malzeme bu, imkanlar belli. Kulüplerimiz yeni uyandı, herkesin dilinde bir Altınordu modeli var. Yıllar önce yapamadıklarını şimdi pişmanlıkla ve imrenerek izliyorlar. Tıpkı bizim 2018 Dünya Kupası’na katılma hakkını kazanan İzlanda’yı kıskandığımız gibi. Bu başarı asla rastlantı değil. Peki, Türkiye’ye bir İzlanda olabilir mi? FIFA’da 144. sıradan 18.’liğe nasıl yükseldikleri tez konusu edilebilir. Önemsemek ve dikkate almak kime ne kaybettirir ki?..

Valbuena ve istatistikler!

Aykut Kocaman Süper Lig’in istatistiklerle konuşmayı seven teknik direktörlerinden biri. Ama bazen kendisiyle çelişebiliyor. Medyamız Valbuena’nın yedekliği üzerine kafa yormaya devam etsin, Fenerbahçe Teknik Direktörü’nün elindeki veriler duygusal davrandığını gösteriyor.

“Hocamın kararlarına saygı duymalıyım” diyen Valbuena o meşhur istatistiklere göre görev yaptığı (bunların çoğunda oyuna sonradan girdi) müsabakalarda 6 gol 15 asistlik bir grafik yakalamış. Skora önemli katkı sağlayan bu tablo sudan sebeplerle küçümsenemez. Küçümsenirse, iş profesyonellikten çıkar, insanlar öküz altında buzağı aramaya başlar.

Kocaman’ın Valbuena’ya kişisel bir husumeti yoksa, ki sanmıyorum, en azından yardımcılarının önüne koyduğu rakamlara bakarak, Alex’li yılların da muhasebesini yapıp, teknik direktörlükte “kapris ve inatlaşma” gibi takım birlikteliğine zarar veren kavramların yeri olmadığını görebilir.

Fenerbahçe ligi zirvede tamamlayamazsa, gelecek sezon bu ikiliyle ilgili polemik sona erer. Çünkü, ikisinden biri, artık can sıkan bu tartışmalara taraf olamaz!..

Trabzon’a ABD’den mektup var!

Büyük kulüplerin dünyanın her yerinde taraftarı var. Onlar, vatanlarından binlerce kilometre uzaktan takımları ile seviniyor, onlarla üzülüyor. Bunlardan biri Amerika’da yaşayan 80 yaşındaki Trabzonspor sevdalısı Yılmaz Şahinkaya. Foster City’de ikamet eden Şahinkaya, aynı zamanda sadık bir Milliyet okuru. Trabzon’un köklü ailelerinden birinin mensubu. Zamanında futbol oynamış, halen haftada bir gün arkadaşlarıyla yeşil sahaya çıkacak kadar dinç ve sağlıklı.

Geçen hafta bu köşede Trabzonspor ile ilgili yazımı okuduktan sonra bir elektronik posta göndermiş. Ricası, görüşlerinin Başkan Muharrem Usta’ya iletilmesi. Bu arada genç yıldız Yusuf Yazıcı’ya da tavsiyelerde bulunmuş. İşte o mektup:

“Trabzonspor’un 1 milyar liraya ulaşan borcun altından kalkması için herkesin fedakârlıkta bulunup elini cebine atması şart. ABD’de her okul bunu yapıyor. Mesela Harvard ve Stanford üniversiteleri, eski mezunlarından her yıl 1 milyar dolar topluyor. Çok zor değil. Benzeri bir girişim neden Trabzon’da yapılmasın?..

1974-1984 yılları arasında seyrettiğim Trabzonspor’da bugün oynayabilecek 2-3 oyuncu var. Biri Yusuf Yazıcı. Yusuf dünya çapında bir oyuncu olmak istiyorsa, 100 metreyi 11 saniyenin altında koşmalı. Güreş yaparak kollarını ve bacaklarını güçlendirmeli. Saç sakal tıraşı olup taraftarın karşısına ciddi ve özenli çıkmalı. Üniversite tahsilini mutlaka bitirmeli. Her maça yüzde yüz hazır olmalı, içkisiz ve sigarasız bir yaşamı tercih etmeli.”

Elçiye zeval olmaz, mesaj böyle. Bordo-mavili renklere gönül vermiş 80 yaşındaki bir insan; deneyim, bilgi ve görüşlerini paylaşmak istemiş.

Umarım doğru adreslere gider. Teşekkürler sayın Şahinkaya...