On gün içinde Türk futbolunda taşları yerinden oynatan gelişmeler yaşadık

On gün içinde Türk futbolunda taşları yerinden oynatan gelişmeler yaşadık.
Önce Merkez Hakem Kurulu VAR koordinatörü değişti. Ardından A milli takım teknik sorumlusu Mircea Lucescu’nun görevine son verildi.
Son olarak da MHK Başkanı Yusuf Namoğlu ve ekibi istifa etti.
Şaşırdım mı? Açıkçası üçüne de hayır.


Bir federasyon için milli takımın ve MHK’nin performansı en önemli kriterdir.
Her olumsuzluk federasyona fatura edilir. Hesap kabarınca da gereği yapılır. İşin doğası budur.


HHH

Peki Yusuf Namoğlu niçin istifaya zorlandı? Zorlandı diyorum, çünkü saltanat kayığından başka türlü inmezdi.


Genel kanı, geçen hafta yaşanan iki önemli hakem faciası olduğu yönünde.
Onlar, bardağı taşıran son damlalardı.
Sona giden süreç aylar önce başladı. Video Asistan Hakemliği koordinatörü Murat Ilgaz ve MHK Başkan Vekili Bedri Dölkeleş VAR odasını bir hakem yorumcusuna açıp, kendi kanalında şov malzemesi yapmasına alet olunca, fitil ateşlendi.


Federasyon başkanının bu şarlatanlığa çok öfkelendiğini ve bir kenara not ettiğini biliyorum.
VAR’a rağmen yaşanan hakem skandalları devam edince, ilk ciddi uyarı Murat Ilgaz’ın istifasının istenmesi oldu. MHK başkanı bir süre direndi.
İstek yerine getirilmeyince, Ilgaz VAR koordinatörlüğünden alındı ve Barış Şimşek’in ataması açıklandı.


Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Namoğlu’nun uygulamaları ve fahiş hakem hataları tahammül sınırlarını zorlamaya başlayınca, “ver istifanı” dendi.


HHH

Yusuf Namoğlu’nun sırf kendini aklamak için giderayak hakemleri suçlamasına şaşırmadım.


Onun; etrafını kuşatan birkaç kurul üyesi ve medyadaki bazı dostlarının dolduruşu ile, başka bir boyutta yaşadığını düşünüyorum.
Katıldığı televizyon programlarında kendini savunmak adına ortaya koyduğu gerekçeler, bunun kanıtı.


Türk hakemliği en berbat dönemlerinden birini yaşarken, “atamalarda hata yapmış olabiliriz” cümlesini kurup, MHK’nin tek görevinin etap açıklamak olduğunu sanmak ve diğer sorumluluklarını unutmak, bir akıl tutulması idi.
Eğitim, fiziksel gelişim, hakemlerin motivasyonu, kadrolarda kutuplaşma ve ego kavgası, Video Asistan Hakemliği’nin yarattığı hayal kırıklığı, tek adamlık tutkusu ve ekip ruhundan uzaklaşmak, asıl konu başlıkları olmalıydı.
HHH


Namoğlu’nun geç de olsa almak zorunda kaldığı kararı yerinde buluyorum.
Fakat bir açıklaması var ki, bu ülkede medyaya hangi gözle bakıldığının irdelenmesi açısından önemli.
Ne dedi MHK eski başkanı?


“TFF’ye yakın medya kuruluşlarından (Benim de çalıştığım Demirören grubunu kastediyor) aleyhimize konuşmalar başladı. O zaman ne oluyor dedik? Hem TFF’deyiz, hem karşımızda medya var!”
Ne bekliyordunuz sayın Namoğlu?


Birilerinin çıkıp kulak çekmesini mi? Ya da sopa göstermesini mi?
Siz işleri elinize yüzünüze bulaştırırken, kimse yanlışlarınızı konuşmayacak, eleştirmeyecek ve bazılarının yaptığı gibi olup biteni görmezden gelecekti, öyle mi?


Dün doğru bildiğimizi yazdık, yarın da devam edeceğiz. Kimse alınmasın!


HHH

Namoğlu’nun istifasının konuşulduğu saatlerden itibaren MHK başkanlığı için pek çok isim ortaya atıldı.
Hele bir grup vardı ki, hakem camiasını dizayn etmeye çalışan ve anında karalama kampanyası başlatarak kamuoyu yaratmaya çalışan bu insanlara, maalesef “futbol yorumcusu” deniyor!


Niyetiniz kötü ise, adı geçen isimlerin hakemlik ve yöneticilik dönemlerine ait mutlaka birer defo bulur ve ortalığa saçabilirsiniz!
MHK başkanlığı, “istemem yan cebime koy” cinsinden, tatlı bir unvandır.
Dün açıklanan Sabri Çelik ve ekibine kolaylıklar diliyorum. Böyle bir dönemde görev üstlenmek yürek isterdi.


Peşin söyleyeyim, üç ayda kimse mucize beklemesin.
Hakemler o kadar formsuz, moralsiz ve zihin olarak dağılmış ki...
Onları toparlamak, iç barışı ve adalet ortamını yeniden sağlamak, VAR’a gerçek işlevini kazandırmak, ciddi bir mesai ve emek gerektirecek.
Zaman kısıtlı, yol uzun, kredi az!
Umarım gelen gideni aratmaz.
Hep öyle olmuştur da!.