Volkan ile Ömer’in farkı ne?

Volkan ile Ömer’in farkı ne

Karşımızda benzer iki olay var. Biri Fenerbahçe kalecisi Volkan’ın Hacettepe maçında gördüğü kırmızı kart ve ardından yaşananlar.
Diğeri Antalyaspor file bekçisi Ömer’in Galatasaray maçından sonraki ihracı ve Tahkim süreci.
Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu aynı eylemden sevk edilen iki futbolcuya geçen hafta aynı cezaları verdi. Çift sarı karttan bir maç, sportmenliğe aykırı davranıştan bir maç daha.
Antalyaspor kupa maçını düşünerek Ömer için geçen hafta Tahkim Kurulu’na itiraz etti ve “red” yanıtı aldı.
Fenerbahçe kulübü ise Volkan için hafta başında başvuru yaptı. Dosyanın erken görüşülmesi teklifi kabul edilmedi ve perşembe akşamı ceza kaldırıldı.
Ortadaki çelişki, disiplin kurulunun aynı gerekçelerle verdiği cezaların Tahkim’de farklı işlem görmesi.
Kafalarda hemen şu soru belirdi; “Volkan Fenerbahçe, Ömer Antalyaspor futbolcusu olduğu için mi kararlar farklı çıktı?”
Sorunun yanıtı raporlarda ise, disiplin kurulu gereğini yapmış cezaları kesmiş.
Yok Tahkim Kurulu’nda ise, Volkan’ın cezasının kalkması yönünde oy kullanan üyelere şunu sormak gerek;
Maç boyunca küfür yiyen Ömer ikinci sarı karta isyan etmiş, (küfür gerekçesiyle Galatasaray kulübü 45 bin YTL para cezası aldı) maç bittiği halde itirazı centilmenliğe aykırı hareket olarak değerlendirilmiş.
Volkan ihraç sonrası hakeme itirazını sürdürmüş, oyunun 4 dakika durmasına yol açmış, sahayı terk etmek istememiş.
Peki, eğer bir af söz konusu ise Volkan mı affedilmeli, Ömer mi? Yoksa her ikisi de mi?
Eğer futbolcunun sicili önemliyse üç kez aynı olayı tekrarlayan Volkan mı, yoksa Ömer mi daha masum?
Bu kriterler göz önüne alınmıyorsa, eylemin muhatabı hakemlerin raporlarında neden bir şey yazmadığı veya yazdığı mı sorgulanmalı?
Konu teknik ve can sıkıcı gelebilir. Ancak asıl can sıkıcı olan Futbol Federasyonu’nun iki önemli kurulunun aynı olaylarda gösterdiği iki farklı performanstır.


Zararını federasyon görür
Nitelikli insan kolay yetişmez.
Emek ister, sabır ister. En önemlisi zaman ister.
Tıpkı bir ağaç gibi, sulayacak, budayacak, koruyacak ve büyüteceksin.
“Biz ithal fidan getirir, kestiğimiz çınarların yerine dikeriz diyorsanız” gelin görün başkent bulvarlarında tir tir titreyen o fidanların zavallı hallerini!
Son dönemlerde üzülerek izliyorum.
Futbolu yönetenler, futbolun merkezini İstanbul’a taşıyabilmek adına, insaf sınırlarını zorlayan bir çabanın sonuçlarını almak üzereler.
“Ya İstanbul’a gelirsin, ya kapının önüne konursun” dayatması hoş değil.
Biliyorum, kısa bir süre sonra Ankara’da federasyon değil, bir “federasyoncuk” kalacak.
Kapısına kilit vurulacak, kalan sağlar bizim deyip herkes yoluna bakacak.
Yıllarını futbola adamış işinin uzmanı pek çok insan cascavlak ortada bırakılacak.
İşin ilginç yanı, bu operasyonda en büyük zararı yine Futbol Federasyonu görecek.
Ülkede pek çok kulüp, futbolcu, teknik adam ve dernek olabilir. Ancak Futbol Federasyonu tektir.
Federasyonun işlevini gereği gibi sürdürebilmesi için ihtiyaç duyulan birikim, sadece bu kurumun içinde geçirilen sürede kazanılabilir.
Özellikle yeni oluşan yönetimlerin bu tarz kadrolara ihtiyacı vardır.
Ama görünen o ki, bu deneyime sahip insanları dışlayan federasyon beyaz sayfa açacağız derken 85 yıllık defterin diğer sayfalarının zarar görmesini umursamıyor.
Kimse alınmasın, darılmasın. Son iki ayda tanık olduğumuz olaylar yakın gelecekte yaşanacak sıkıntıların habercisidir, böyle biline!


Gine’yi satın alan adam
“Bu parayla Gine’yi satın alırım” iddiasında bulunmuştu Yattara.
Adam haklıydı.
“Yattara gibi bir oyuncuyu para için satmak istemeyiz” demişti Trabzonspor Kulübü Başkanı.
Sadri Şener haklıydı.
“Tribünü ayağa kaldıran böyle bir şovmeni göndermeyin” diye isyan etmişti taraftar.
Onlar da haklıydı.
Parayı sudan değersiz gören Katar kulübü de ha keza.
Devir hesap devriydi ve duygusallığa yer yoktu.
O zaman artıları eksileri yan yana koyup gereği yapılmalıydı.
Ne önermişti El Sadd kulübü Yattara için? 10.3 milyon euro.
Demek ki Yattara bugüne kadar Süper Lig’de bonservis bedeli alınarak Türkiye dışına transferi gerçekleşen en pahalı futbolcu olacaktı.
Trabzonspor’un bu transferden kazancı neydi? 10.3 milyon euro, artı Yattara’ya ödenmesi gereken 1.3 milyon euro olmak üzere toplam 11.6 milyon euro.
Bu ne demekti? Şu demekti; Trabzonspor’un bir sezon boyunca elde ettiği naklen yayın gelirine eş bir kazanç Yattara’nın transferiyle bordo-mavili ekibin kasasına girecekti.
El Sadd’ın Yattara’ya ödeyeceği para 4 yılda 8 milyon euro.
Yattara bu parayla Gine’yi satın alabilir mi bilemeyiz. Ama rakamı duyduktan sonra Trabzonspor’da kalıp eski Yattara olmayacağı kesindi.
Adam zaten Beşiktaş maçı öncesi işi bitirmiş, Katar’a sakat gitmemek için yazdığı senaryoyu oynamış, biz de yutmuştuk!
Şu çok açıktı; bu saatten sonra Yattara’nın Trabzonspor’a, Trabzonspor’un da Yattara’ya faydası dokunamazdı.
Yattara’ya da, Trabzonspor’a da hayırlı olsun.

Tiyatro sahnesi!
Değerini yaşarken bilmiyorsan o insanın, neye yarar toprağın altına girdikten sonra methiyeler yazmak.
Sağlığında dost olmayı öğrenemiyorsan, hangi vicdanı rahatlatır ardından gözyaşı dökmek.
Bizimkisi böyle bir meslek yazık ki.
Saygınlığın kıskançlıkla yıkılmaya çalışıldığı, fikirlerin hoşgörüsüzlükle yıpratıldığı, eleştirinin hakaretle karşılık bulduğu bir camiada yaşıyoruz.
Anlamsız kavgalarımıza ölümlerde mola verip, gerçek düşüncelerimizi gizleyen maskelerimizle cami avlularında boy gösteriyoruz.
Kazım Kanat çok erken yaşta terk etti bu tiyatro sahnesini. Son perdeyi görmeye dayanamayan savaşçı bedeni değil, belki de yüreğiydi.
Tanrı onu gerçekten sevenlere ve ailesine sabır versin. Güle güle Kazım ağabey.