Son bir haftadır yüzümüzü güldüren haberler okuyoruz gazetelerde. Haberlerin öznesi haltercilerimiz.
Rusya’daki Avrupa Şampiyonası’nda ay-yıldızlı sporcularımızın elde ettiği başarılar iki açıdan çok önemli.
Birincisi, 2004 Atina Olimpiyatı’ndan sonra gerileme dönemine giren Türk halterinin uluslararası arenada yeniden söz sahibi olmaya başlaması.
İkincisi, düne kadar adı sanı duyulmamış genç sporcuların podyumun tozunu atması.
Öncelikle şunu belirteyim:
Türk halterinin Naim Süleymanoğlu, Halil Mutlu, Fedail Güler, Ergun Batmaz, Sunay Bulut’lu muhteşem dönemleri bir daha yaşayamayacağı kesin.
Onlar spor altyapısını Bulgaristan’da alıp, ülkemize tarihi başarılar kazandırmış gerçekten özel yeteneklerdi.
Halteri bıraktıklarında yerlerinin doldurulamayacağı yönündeki kaygılar ortaktı.
Nitekim Atina Olimpiyatı’nın ardından özellikle erkek takımındaki çöküş bu tezi destekler nitelikteydi.
Üzerine eklenen doping skandalları ise halter sporunu insanların gözünde sevimsizleştirmiş, podyum cazibesini yitirmeye başlamıştı.
Şimdi yiğidin hakkını yiğide verme vakti.
Son iki seçim döneminde izlediği politikalar ve yanlış bulduğumuz tercihleri nedeniyle Halter Federasyonu Başkanı Hasan Akkuş’u defalarca eleştiren biri olarak, bugün gelinen noktada takdiri hak ettiğini düşünüyorum.
Halter, dünyanın en ağır, en meşakkatli branşlarından biridir.
Yetenekli çocukları keşfetmek, ailelerini ikna edip onları haltere yönlendirmek, sporcuyu her gün tonlarca ağırlığın altını sokmak, maddi-manevi motive etmek, onun sakatlanmasını önlemek gerçekten zordur.
Bu süreçte görüyoruz ki, Hasan Akkuş sessizce, sabırla, doğru yöntemleri kullanarak bitti denen Türk halterine yeni bir soluk ve heyecan kazandırdı.
Her ne kadar Rusya, Bulgaristan, Yunanistan gibi yakın geçmişe damgasını vuran ülkeler haltere eskisi gibi önem vermese de, sporcularımızın Avrupa şampiyonasında gösterdikleri performans bu kulvardaki boşluğu Türkiye’nin dolduracağı anlamına gelebilir.
Akkuş yönetimi, sıfırı tüketmiş bir spor dalında küçümsenmeyecek iş başardı.
Nurcan Taylan, Aylin Daşdelen ve Sibel Şimşek uzun yıllardır bu sporun içinde.
Lakin Semih Yağcı, Gökhan Kılıç, Bünyamin Sezer, Mete Binay, Hurşit Atak, Ayşegül Çoban gibi gençleri haltere kazandırmak ve kalıcı kılmak kolay değil.
Son iki olimpiyatta yaşadığımız hayal kırıklıklarına bakınca, Türk halteri adına yeniden umutlanıyorum.
Perde arkasında ve önünde kimler varsa ellerine sağlık!

Adamına göre yasa yapmak!
Şiddet yasası şekillenmeye başladığında dile getirmiştik kaygılarımızı.
Holiganizme karşı en etkin önlemlerden biri elektronik bilet uygulamasıydı.
Gelin görün, işin maddi boyutu bahane edilerek voleybol, basketbol ve hentbol gibi branşlar sistem dışında bırakıldı.
İyi mi oldu, kötü mü yapıldı derken, korkulan haberin gelmesi gecikmedi.
Çarşamba günü Ankara’da oynanan Ziraat Bankası-Fenerbahçe erkekler voleybol maçında iki takım taraftarı birbirine girdi. Tekmeler, yumruklar, küfürler gırla gitti. Konuk takımın yedek bankı taciz edildi. Özel güvenlik ve polis kavgacıları zor ayırdı.
Peki, voleybol gibi seyircisinin özel olduğu düşünülen, insanların aileleriyle gittikleri bir spor müsabakasında olay çıkaranlara ne yapıldı?
Koskoca bir hiç.
Haklarında bir işlem uygulandı mı?
Hayır.
Ortalığı birbirine katanlar, kendi taraftarının olduğu bölüme geçip maçı izlemeye devam etti.
Türkiye’deki holiganizm algısı ne gariptir, futbolun dışındaki spor dallarını kapsamıyor.
Oysa yakın geçmişte neler gördük, neler yaşadık.
İstanbul’daki bir basketbol maçında ortalık savaş alanına döndü. Sporcular dövüldü.
Bir hentbol karşılaşmasında teknik adam sporcuya saldırdı, taraftar sahaya indi.
Başkentteki bir voleybol müsabakasında tribünler ateşe verildi.
“Biz nezih spor branşlarıyız. Bizde olay çıkmaz” safsatası yapanlar, şiddetin tarifini yemek tarifi ile karıştırdıklarını gördüklerinde, çok geç olacak.
Yarın futbol maçında olay çıkarıp ceza alan bir holigan, ertesi gün salona gidip şiddet yaratmaya devam edebilecek.
Neden? Çünkü voleybol, basketbol ve hentbol maçlarında elektronik kart uygulaması yapılmayacak.
Adamına ve kalıbına göre yasa çıkarmak böyle bir şey demek!

Cim-Bom’da alt yapı da bitmiş
Coca Cola Akademi ligleri Futbol Federasyonu’nun önemli organizasyonlarından biri.
Türk futbolunun yıldız adayları bu turnuvalarda kendini gösteriyor.
U 14’den U 17’ye kadar dört kategoride önce lig, ardından final maçları oynanıyor.
U 17’de Beşiktaş ezeli rakibi Fenerbahçe’yi yenerek şampiyon oldu.
Final grubundaki 8 takım arasında Galatasaray yoktu.
U 15 finallleri halen Antalya’da devam ediyor.
Adana Demirspor var. Trabzonspor var. Fenerbahçe ve Beşiktaş var. Altay, Bugsaş, 1461 Trabzonspor ile Tarsus İdmanyurdu da var.
Finale gelen 8 takım içinde yine Galatasaray yok.
Bir dönemler alt yapısından yetiştirdiği yıldızlarla övünen sarı-kırmızılı kulübün artık esamesi bile okunmuyor.
Bölgesel liglerde mücadele ediyor, ancak finale gönderecek yeterlilikte bir takım çıkaramıyor.
Yani, altı da üstü de bir!..
Ağabeyleri yukarıda ne yapıyor ki, gençleri onları zorlayıp aradan sıyrılsın?..

İkisine de şaşırmam
Son dönemlerde adı Futbol Federasyonu Başkanlığı için geçen Mehmet Atalay, “Ben hiçbir zaman bir göreve talip olmadım. Görev verilir, gelirim” demiş.
Geçenlerde de bir televizyon programında “Teknik direktörüm ne derse onu yaparım” diye konuşmuştu.
Teknik direktörün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğunu bilmeyen yoktur sanırım.
Neyse, Sayın Atalay’ın bu konudaki arzusu malum.
Kulüplerin desteğini alması zor göründüğü için Başbakan’ın işaretini beklemesi normal.
Bu arada Başbakan’ın da mevcut federasyon yönetimi hakkındaki düşünceleri önemli.
Atalay’ı o görev için düşünürse şaşırmam.
Mahmut Özgener “devam etsin” derse hiç şaşırmam!
Yaşasın futbolun özerkliği!