FIFA Barcelona’ya koyduğu yasağın kapsamını özel maçlar için de genişletince Arda Turan’ın durumu yine polemik konusu oldu.

Katalan kulübünün başkanı Bartomeu yıldız oyuncunun 6 aylığına kiralanması konusunda kararsız olduklarını açıkladığında gözler yine Türkiye’ye döndü.

Aziz Yıldırım’ın Arda tutkusunu bilmeyen yok. Başkan, yarım sezonluk da olsa Arda’ya çubuklu formayı giydirip geçmişte sonuçsuz kalan girişimlerini sonuçlandırmak istiyor şu günlerde. Prestiji kurtarmak mı dersiniz, taraftarın gözünde adı Galatasaray ile özdeşleşen Arda’yı Fenerbahçe’ye mal etmek mi, kararı siz verin.

Aziz Yıldırım’ın altı ay için gözden çıkardığı rakamın büyüklüğüne bakarsanız, masaya koyacağı teklif bu kez de İspanyol kulübünün kafasını karıştırabilir.

İki engel var

Ancak bu transferin önünde iki büyük engel var.

İlki Arda’nın tavrı. Milli futbolcunun “Gerekirse 6 aydan da fazla beklerim” şeklindeki sözleri henüz Türkiye’ye dönmek için çok erken olduğu mesajı olarak algılanabilir. Öncelikle diyaloğunun çok iyi olduğu Aziz Yıldırım’ı kırmamak, Arda’nın kıvrak zekasının nasıl bir formül üreteceğine bağlı. Profesyonel bir futbolcu olarak yarınlarını planlamak ise onun en doğal hakkı.

İkincisi, hafta içinde Beşiktaş’ta yaşanan ve herkesi şok eden şanssız sakatlık. Tolgay’ın bağlarının kopması ve uzun süre yeşil sahalardan uzak kalacağının açıklanması, futbol oyunun içerdiği riskleri anımsamak adına üzücü bir örnek.

On milyonlarca euro yatırım yaptığınız bir yıldızın yarın başına neler gelebileceğini kestirememek, Arda’nın Türkiye’deki geçici ikametini zorlaştırabilir.

Kaçınılmaz son

Aziz Yıldırım olası tehlikeleri ortadan kaldırmak için Arda’ya ayıracağı bütçenin boyutunu genişletme kudretine sahipse de, Barcelona kulübü yöneticileri ile teknik direktörü Luis Enrique’nin gözünü ne kadar karartabileceği, ayrı bir tartışma konusu.

Velhasıl, Arda ve Fenerbahçe sözcüklerinin önümüzdeki günlerde de İspanyol ve Türk medyasının önemli gündem maddeleri arasında yer almaya devam etmesi kaçınılmaz görünüyor.

Şota ve Hacıosmanoğlu’nun ortak kaderi!

Şota Arveladze Trabzonspor taraftarının gönlünde Şenol Güneş’den sonra yer etmiş ikinci teknik adamdır. Dolayısıyla Gürcü hocanın kredisi, dayanılmaz başarısızlıkların sınırlarını zorlayacak düzeydedir.

Differdange maçından önce tribünlerin Şota’ya gösterdiği sevgi, saha sonuçlarından ayrı değerlendirildiğinde, ona duyulan güvenin de tescilidir. Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu’nun iki sene içinde yaptığı en akıllı hamlenin adı bu yüzden Şota Arveladze’dir.

Peki, bordo-mavili taraftar ile Şota arasındaki balayı ne kadar sürer? Aslına bakarsanız yakın geleceği şöyle yorumlamak gerek; Şota sadece Trabzonspor’un değil, Başkan Hacıosmanoğlu’nun da son şansı. Düşünsenize, görevi süresince 6 teknik direktör değiştirmiş bir başkan ve yönetiminin, ardına sığınacağı ne mazeret kalabilir?

Lakin eldeki malzemenin nasıl yoğurulacağı bu ilişkinin kaderini belirleyecek. Fenerbahçe’nin transferde tüm ezberleri bozan hızı, Galatasaray’ın ona ayak uydurma çabası, Beşiktaş’ın tükenmek bilmeyen arayışları, Trabzonspor’un şimdilik bu üçlüye rakip olamayacağı gerçeğinin altını çizmeye yeter. Bunu kabul edebiliyor musunuz? Sonrası kolay!

Yanal’ın kıstası!

Differdahge maçı kadrosu ve sahadaki futbol, elbette önyargılı olmayı gerektirmez. Ancak Şota’nın işinin gerçekten zor olduğu söylemek için kahin olmaya gerek yok.

Ersun Yanal Trabzon’daki ikinci döneminde ezeli rakiplerle rekabet konusunda şöyle bir kıstas ortaya koymuştu; “Bu takımdan Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’a gidip doğrudan oynayacak kaç futbolcu var?” İşte bu saptama, acı da olsa bugünkü Trabzonspor gerçeğidir...

Yıllardır “büyük takım” unvanının korumacılığına sığınan ve günü kurtarmaya çalışan vizyonsuz yöneticilerin yanıt vermesi gereken asıl soru bu!

Dönelim Şota’ya. Kasımpaşaspor’da tribün beklentisi ve taraftar baskısından uzak bir ortamda çalıştı, rahattı. Trabzonspor’da böyle bir lüksü yok.

Geçen sene transfer edilen oyuncuların durumu ve performansı ortada. Yenilerin takıma uyum süreci ve yapacağı katkı henüz belirsiz. Bu atmosferde en belirleyici faktör, Şota’nın tercihleri ve mevcutlar içinde yapacağı seçimler olacak.

2010-11 sezonundan sonra bir türlü balans tutturamayan, yarışmacı kimliğinden uzaklaşan, taraftar ile iletişimi kopan, hatalı transfer politikalarıyla sıradanlaşan bir takımdan, bir kez daha sihirli dokunuşlarla mucize beklemek saflıktır.

Fiyaskoyla sonuçlanan Halilhodzic ve Yanal maceralarından sonra Şota’yı da günahlarına ortak etmek isteyenler mutlaka çıkacaktır. Başarısızlığı başkalarına fatura etmeyi makam ve mevki korumanın ilk koşulu gören zihniyet, aynalarla yüzleşmediği sürece sadece Trabzonspor’da değil, her kulüpte hayalin adı hüsran olacaktır.