"Cocu gitsin de, Comolli niye kalsın?"

Cocu’nun gönderilmesi doğru ancak Comolli’nin kalması yanlış... Şu asla unutulmasın: En büyük yanlış, yanlışların farkında olmamaktır. Umarım Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ve yönetimi bu yanlışın farkına varır; çok geç kalmadan, çok daha fazla hasar almadan...

"Cocu gitsin de, Comolli niye kalsın?"

ŞANSAL BÜYÜKA ile DOBRA DOBRA

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ve yönetimi sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Bu sıkıntıları aşarlar, aşabilirler. Ama ortada ciddi bir tehlike var: Başkan ve yönetimi yanlışlarında ısrar ediyorlar. Oysa “Kabul edilen bir yanlışlık, kazanılmış bir zaferdir” demezler mi?

Daha Cocu’nun adı ilk duyulduğunda Türkiye’de kim varsa “Hollandalı hocalar bizim futbol gerçeğine uymuyor, hepsi hayal kırıklıkları yaratarak gitti” diye isyan etmedi mi? Bu kadar hakim bir görüş varken, Cocu’da ısrar etmek ve getirmek yanlış değil miydi?

Tottenham’ın, Liverpool’un, Saint Etienne kulüplerinin, “Bizi batırdı” diye arkasından feryat ettiği Comolli’yi sportif direktör olarak bulup getirmek yanlış değil miydi?

Hani demişler ya “Gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklerseniz, öbürleri de yanlış gider” diye... Bu Cocu’yu kim getirdi? Fenerbahçe’nin büyüklüğünün çok gerisinde kalan ve pek de ucuz olmayan bu transferleri kim yaptı? Bütün bu yanlışların altındaki imza Comolli değil mi?

Tümer Metin güzel bir benzetme yaptı: “Allah korusun, deprem oluyor, bütün bina yıkılıyor... Siz binayı yapan müteahhitin yakasına yapışacağınıza, apartman görevlisinin işine son veriyorsunuz. Oysa binayı yapan müteahhit, kötü demiri, kötü kullanan müteahhit, siz apartman görevlisini kovuyorsunuz.”

Tamam Cocu gitsin de, gönderilmesi çok doğru da, Comolli niye kalsın? Siz ocak ayında transfer yapacaksanız, haziran transferlerini yapan Comolli’ye ne kadar güvenebilirsiniz? Ocak transferleri için Comolli’ye “güveniyoruz” diyebiliyor musunuz?

Cocu’nun gönderilmesi doğru... Geç kalınmış bir karar olmasına rağmen doğru... Yetmez ama evet... Ancak Comolli’nin kalması yanlış... Şu asla unutulmasın: En büyük yanlış, yanlışların farkında olmamaktır. Umarım Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ve yönetimi bu yanlışın farkına varır. Çok daha geç kalmadan ve çok daha fazla hasar almadan...

Ayrılığı hiç medeni olmadı

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, hatırladığım kadarıyla ya genel kurulda ya Divan Kurulu toplantısında, “Bizim kulüpte ayrılıklar pek de medeni olmuyor” diyerek dert yanmıştı. Ancak basın toplantısı yapmasına bile izin verilmeden gönderilen Cocu’nun gidiş şekli de açıkçası pek medeni olmadı.

Güçlü bir yardımcı şart

Türkiye’de Piontek çalıştı, yardımcısı Fatih Terim’di. Türkiye’de Derwall çalıştı, yardımcılığını Mustafa Denizli yaptı. Eğer bizim büyük takımlar yabancı bir hoca ile çalışacaksa, altına çok güçlü, çok kişilikli bir yerli antrenörü koymak zorunda... Sağlam bir yerli yardımcısı olmayan yabancı hocalar, bizim ülkede “sudan çıkmış balığa dönüyor.”

Fenerbahçe motoru yaktı!

Fenerbahçeli futbolcuların güçleri yettiği ölçüde mücadele ettiklerini düşünüyorum. Ama olmuyor, kapasite bu kadar... Hani azami 120 kilometre hızla giden arabada 200 kilometre hızla gitsin diye sürekli gaza basıp motoru yakarsınız ya, Fenerbahçe’de de durum böyle... Ne kadar gaza basarsanız basın, motorun gücü bu kadar, gitmiyor.

Slimani o kadar kötü ki

Fenerbahçe’de, “Slimani atıldı, Galatasaray maçında oynayamayacak” diye fazla üzülen olduğunu düşünmüyorum. Slimani o kadar kötü ki, buluştuğu her top betona çarpmış gibi geri dönüyor. Hayret, Premier Lig görmüş bir oyuncu nasıl oluyor da bu duruma düşüyor?

Erdem milli oldu

Fenerbahçe’de sol arkada Hasan Ali, önünde İsmail oynadı. Karşılarında oynayan Ankaragücü’nün sağ beki Erdem bu ikiliye karşı adeta milli oldu ve kariyer maçı oynadı. Erdem’e tebrikler, Fenerbahçeli’ye sabırlar...

Cocu gitsin de, Comolli niye kalsın

Kendinizle hesaplaşın

Hiçbir hoca çıkıp “Kadro yetersiz” demesin. Tek pas oynamanın, topu ayağında bu kadar tutmanın, bu kadar yavaş tempoyla maçı tamamlamanın kadroyla ne ilgisi var. Olsa olsa, hoca otoritesindeki yetersizliktir bu.

Genk’i izledik, Anderlecht’i izledik. Çalım yapan, topu ayağında tutan, pası yana oynayan tek oyuncuları ve tek dakikaları yok. Üstelik bunlar Avrupa’nın sıradan kadroları...

Peki bizim takımlar niye bu tek pası yapamıyor, niye bu kadar çalıma kaçıyor, niye bu kadar yan pas oynuyor? En önemlisi niye hızlı oynayamıyor?

Takımlarımızda bu kadar yabancı oyuncu varken, çağdaş futbolun özelliklerini bizim ülkemize, bizim takımlarımıza taşıyacaklarına, kısa sürede bizim kötü alışkanlıklarımızı kapıyorlar. Sanki “körle yatan şaşı kalkar” misali... Türk takımları bu kadar yanlışta ısrar ediyor ve mesafe alamıyorsa, kimse kusura bakmasın, bu takımların başlarındaki hocaların da ciddi anlamda bir özeleştiri yapması gerekiyor.

Hiçbir hoca çıkıp “Kadro bu kadar, kadro yetersiz” demesin. Tek pas oynamanın, topu ayağında bu kadar tutmanın, bu kadar yavaş tempoyla maçı tamamlamanın kadroyla ne ilgisi var. Olsa olsa, hoca otoritesindeki yetersizliktir bu... Bizim hocalar kişisel gelişimleri ve Türk futbolu adına, kendilerini tepeden tırnağa yeniden gözden geçirmeli... Kendileri ile hesaplaşmalı... Bu kaçınılmaz...

Böyle oyuncuları niye bulamıyoruz?

Avrupa kupalarında hafta arası bizim takımlar karşısında Anderlecht ve Genk’i izledik. Anderlecht’te Fenerbahçe’ye iki gol atan Bakkali (99 numara) 22 yaşında... Fas asıllı Belçikalı... Değeri 1.5 milyon euro...

Genk forması ile Beşiktaş’a iki gol atıp, bir asist yapan Samatta (10 numara) 25 yaşında, Tanzanyalı... Değeri 4 milyon euro... Ele avuca sığmayan, Beşiktaş savunmasını darmadağın eden bir başka Genkli Ndongala (77 numara) 27 yaşında... Değeri 2 milyon lira... Gençler, yararları çok, maliyetleri düşük... Biz böyle oyuncuları niye bulamıyoruz?

Pektemek ve Love çare olurlar mı?

Beşiktaş golcü diye kıvranıp duruyordu. Seyircinin ve Şenol Hoca’nın gözüne girmekte zorlanan Vagner Love hafta arası Genk’e iki gol birden attı. Üç gün sonra da Rize’ye bir gol... Şenol Güneş’le ilk kez ilk on birde sahaya çıkan Mustafa Pektemek iki gol birden attı. Bu ikili, ‘golcü’ diye kıvranan Beşiktaş’a çare olurlar mı? Umarım olurlar.

Her hocaya kısmet olmaz

Beşiktaş seyircisi Rize galibiyeti sonrasında Şenol Güneş’e müthiş bir sevgi gösterisinde bulunup destek verirken, Güneş’e karşı olanlara çok açık bir, “Hocanın peşini bırakın, sonuna kadar arkasındayız” mesajı verdi. Hoca ile taraftar arasında çok güçlü bir bağ var. Her antrenörü kısmet olmaz.

Güven akıllarda kaldı

Beşiktaş’ın son Rize maçında bitime yakın oyuna Güven Yalçın girdi. Genç bir oyuncu... Kısa sürede o kadar etkili işler yaptı ki, ciddi anlamda akıllarda kaldı. Dileriz önümüzdeki maçlarda Güven Yalçın’ı Beşiktaş maçlarında çok daha fazla görürüz. Tabi hep böyle etkili... Hatta her maçta çok daha fazlasıyla...

Sağlamların sakatlardan pek farkı yok

Galatasaray’da sakatlar mı sorun, sağlamlar mı? Önemli bir tartışma konusu bu... Sakatlar takımı elbette olumsuz anlamda etkiliyor. Hem de çok etkiliyor. Ama sonuçta sakatlar ve yapacak bir şey yok. Önemli olan sağlamlar ne durumda...

Açıkçası son maçlarda gördük ki, sağlamların sakatlardan çok fazla bir farkı yok. Hadi sakatlar geçerli nedenleri olduğu için oynamıyorlar. Peki, sahadaki sağlamlar niye oynamıyorlar? Niye oyuna, sonuca, maçın akışına bir tepki vermiyorlar? Niye bu kadar vurdumduymazlar? Niye isyanları yok, niye savaşarak kaybetmek yerine, kolaydan teslim oluyorlar?

Üstelik yedek kalınca sızlanıyorlar, ellerine büyük fırsat, büyük şans geçtiğinde, bu defa kullanamıyorlar. Keşke seyircideki isyan, hocadaki isyan biraz da bu futbolcularda olabilse...

Ozan burada, takım nerede?

Galatasaray’da Ozan Kabak’ın yaptığı penaltılar konuşulup tartışılıyor. Oysa bu penaltıların en günahsız adamı Ozan Kabak... Son Malatya maçında çok kritik dört kademeye girdi. Kelimenin tam anlamıyla bıçak sırtı... Bu kademelerden üçünde topu rakibin ayağından “tereyağından kıl çeker” gibi aldı. Birinde birkaç saniye geç kaldı, penaltı oldu. Takım olarak, savunma olarak her riskli müdahaleyi Ozan Kabak’a bırakırsanız olacağı budur. Ozan Tabak burada, koca takım nerede?

O sezon, bu sezon ama!

Başakşehir lider ama sahada “güçlü bir oyun” oynamıyor. Galatasaray benzer durumda... Beşiktaş toparlanmaya çalışıyor. Fenerbahçe erken havlu attı. Bu gelişmeleri görünce Trabzonspor için “O sezon, bu sezon” demez misiniz? Ama Trabzonspor güçlü kadrosuna rağmen ayağına gelen şansı sanki ısrarla geri çeviriyor gibi...

Eğer inancın varsa sıkıntıları aşarsın

Ankaragücü adeta bir mucize gerçekleştiriyor. Bunca sıkıntıya, uzun süren transfer yasağına, meteliğe kurşun sıkmasına rağmen adeta destan yazıyor. Dileriz bu başarı sürekli olur. Zaten paran olmasa da inancın varsa, çoğu sıkıntıyı ezip geçiyorsun. Ankaragücü kenardaki hocası İsmail Kartal’la sahadaki futbolcularıyla ve tribündeki müthiş seyircisi ile bu görüntüyü çok net veriyor.

Yıldızı parlayanlar

Süper Lig’de 10. hafta sonunda yıldızı parlayan hocalar... Sıralamayı rastgele yapıyorum.
- Bülent Korkmaz (Antalyaspor)
- İsmail Kartal (Ankaragücü)
- Erol Bulut (Evkur Yeni Malatyaspor)
- Kemal Özdeş (Kasımpaşa - Görevden ayrılmasına rağmen)
- Samet Aybaba (Bursaspor)

Takım yıldızı

Bursaspor (**) - Aytemiz Alanyaspor (*)
Büyükşehir Belediye Erzurumspor (**) - Kasımpaşa (**)
Atiker Konyaspor (*) - Medipol Başakşehir (**)
Antalyaspor (**) - Trabzonspor (**)
Kayserispor (***) - Demir Grup Sivasspor (**)
Evkur Yeni Malatyaspor (***) - Galatasaray (*)
Fenerbahçe (*) - Ankaragücü (****)
Akhisarspor (**) - Göztepe (**)
Beşiktaş (***) - Çaykur Rizespor (**)

Cocu gitsin de, Comolli niye kalsın

Galatasaray, Belçika'ya gitti

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber