Dersimiz Başakşehir

"Başakşehir bugün Türkiye’de spor akademilerinde, üniversitelerin spor kürsülerinde ders diye okutulmalı... Bir kulüp nasıl yönetilir, bir takım nasıl başarılı olur, denk bütçe nasıl yaratılır? Bunların hepsinin son derece başarılı, son derece çarpıcı örneği Başakşehir."

Dersimiz Başakşehir

BİLAL MEŞE sordu DUAYEN cevapladı
ŞANSAL BÜYÜKA ile DOBRA DOBRA

İlk yarıyı bitirdik. Liderlik koltuğunda alışılmış büyük takımlar yok. Yenilmeden zirveye çıkan Başakşehir var? Buna yılın süprizi diyebilir miyiz?
Bak Bilal, ne ekersen onu biçiyorsun. Başakşehir’in yenilgi almadan ilk yarıyı lider kapatması büyük sürpriz görünse bile, bu sabırlı, planlı, hesaplı-kitaplı bir çalışmanın sonucu... Başakşehir bugün Türkiye’de spor akademilerinde, üniversitelerin spor kürsülerinde ders diye okutulmalı... Bir kulüp nasıl yönetilir, bir takım nasıl başarılı olur, denk bütçe nasıl yaratılır? Bunların hepsinin son derece başarılı, son derece çarpıcı örneği Başakşehir... Başakşehir’in devlete ödediği vergiler, sigorta primleri, futbolcuların maaşı, primi, deplasman masrafları, her şeyi dahil, takımın değerini de katalım, yıllık 25 milyon euro gideri var. Bugün şampiyonluk mücadelesinde 100’er milyon euronun üstünde değerleri olan Beşiktaş’ın, Galatasaray’ın, Fenerbahçe’nin önünde...

Peki nasıl oluyor bu iş? Bunu Başakşehir başarıyor da diğer kulüpler niye başaramıyor?
Birincisi, kulüpte müthiş bir uyum var. Kulübü yönetenler, bir elin beş parmağı gibi... Başkan Göksel Gümüşdağ, yardımcısı Mesut Altan ve teknik direktör Abdullah Avcı... Artık birbirlerinin nefes alışını biliyorlar. Yıllardır birlikteler. Ben bazen Başakşehir Stadı’na giderim. Kulüp binası ve yönetim de stadın içinde... Her gittiğimde Abdullah Hoca’yı ya scout ekibi, ya yardımcıları ile toplantıda görürüm. Bir dakikaları boş geçmiyor. Geride kalan maçların analizleri, gelecek maçın hazırlıkları... Bunlar sadece sahada yapılmıyor, iş masa başında başlıyor, sonra sahaya yansıyor.

Başakşehir liderliğine teknik bir yorumunuz var mı?
Var Bilal... Sen Başakşehir karşısında 1-0 yenik duruma düşüp maçı 2-1’e getiren, çeviren bir takım gördün mü? Beşiktaş, Galatasaray, Fenerbahçe dahil, Başakşehir karşısında yenik duruma düşüp o maçı kazanabilen tek takım var mı? Başakşehir karşısında yenik duruma düştün mü, en fazla beraberliği yakalarsın, galibiyet hayal... Peki niye böyle... Birlikte oynuyorlar, takım oyunu oynuyorlar, “ben” demiyorlar “biz” diyorlar. Osmanlıspor gibi bir takım bile İstanbul’da 2-0 öne geçti, maçı gene kazanamadı. Ligin ilk yarısında Başakşehir’e 2 gol atmayı başaran sadece iki takım var. Biri Osmanlı, diğeri Antalya... Buna rağmen onlar da kazanamadı, berabere kaldılar.

Futbol aklı

Bu kadroları nasıl kuruyorlar?
Bildiğim kadarıyla Başakşehir’in dört ayrı scout ekibi var. Şu anda bile dünyayı dolaşıyorlar. Tanıdık isimler olduğu için söylüyorum, bu scout ekibinden ikisinde Galatasaray’ın eski oyuncuları Saidou ile Orhan Ak var. 200 bin euroya alınan Badji’yi 2.5 milyon euroya sattılar. Herkesin hayranlığını kazanıp milli takım formasını giyen Cengiz Ünder’i 500 bin liraya oynatıyorlar. Gidip Mossoro’yu, Epureanu’yu, Edin Visca’yı buluyorlar. Zamanında Webo’yu, Holmen’i bulmuşlar, sonuna kadar yararlanmışlardı. Üstelik Emre’yi bir tarafa bırakıyorum, en pahalı oyuncuları olan Edin Visca’ya bile 700-750 bin euro civarında bir para veriyorlar. Aslında paradan önce futbol aklının önemli olduğunu ortaya koyuyorlar.

Başkan’ın hakkını teslim etmek lazım...
Sevgili Bilal, Başkan’a karşı duranlar hep “Sayın Cumhurbaşkanı’nın akrabası” savını ileri sürüyorlar. Doğru akraba... Ancak Başkan’ın yönetim ve organizasyon becerisinin hiç mi önemi yok. Çok geriye gitmiyorum, yakın zamana bakalım... Futbol ihalesinde ürünün önemli bir artış sağlamasında, Kulüpler Birliği’nin yeniden yapılanıp etkin bir rol almasında, taraftar yasağının kalkmasında Başkan Göksel Gümüşdağ’ın çalışmaları, emekleri, katkıları inkar edilebilir mi? Sonuç: Başakşehir, Türk futbolunun doğru ve çarpıcı bir örneği... Dersimiz Başakşehir... Dersin adı Başakşehir... Yeter ki, iyi okunsun.

Avcı’nın elinde ziyan olan var mı?

Ya Abdullah Avcı...
Ülkenin en değerli hocalarından biri, belki de birincisi... Eline gelip ziyan olan tek oyuncu gördünüz mü? Abdullah Hoca’nın elinde parlarsınız ama asla paslanmazsınız. Kadroya bakın; kaleci Volkan Babacan... Çok takım dolaştı, Başakşehir’de zirve yaptı ve haklı olarak milli takımın değişmez kalecisi oldu. Geri dörtlüde Uğur, Yalçın, Ferhat... Çok gezdiler, Başakşehir’de kariyerlerinin zirvesini ve istikrarını yakaladılar. Mehmet Batdal, kariyerini yedek kulübesinde geçirirken Başakşehir’den milli takıma gitti. Bu kadar gelişme rastlantı olamaz. Demek ki altında bir hüner, bir alın teri, bir emek, birikim ve sonunda da büyük bir başarı var.

Delikli kuruş borçları yok

Her kulüp parasızlıktan ağlıyor, Başakşehir’den böyle bir haber hiç duymadık.
Yanlış bildiğimi düşünmüyorum. Hiçbir futbolcularına, hatta futbolcu menajerlerine bugün itibariyle “delikli kuruş” borçları yok. Gençlerbirliği’nden yeni aldıkları İrfan Can’ın peşin alacağının tamamını ödediler, Gençlerbirliği Kulübü’nün de... Belediye dahil, kimseden beş kuruş yardım yok. Statları beş yıldız konforunda... Yeni bir futbol akademisi kuruyorlar. Maketini gördüm, dinledim, dünyada eşi yok. Nizami ve değişik ölçülerde ve değişik amaçlara uygun tam 21 futbol sahası... Tesisin içinde ortaokul, lise seviyesinde eğitim kurumları, çok konforlu bir otel... Ve burada çalışacak Abdullah Avcı yönetiminde yabancı akademisyenler...

Dersimiz Başakşehir

En iddialı takım Beşiktaş

Ara transferde Beşiktaş ve rakipleri ne yapacak şimdilik bilmiyoruz ama Beşiktaş’ın bu yarışın halen en iddialı takımı olduğunu söylemeliyim.

Şenol Güneş, ilk yarının son maçının ardından genel bir değerlendirme yaparken “başarısızım, başarısızız” dedi. Ne kadar katılırsınız?
Hiç katılmam. Beşiktaş da başarılı, Şenol Güneş de... Maç sonrası “16 maçta 48 puan toplamalıydık” diyen Şenol Güneş’in ironi yaptığını, sitem ettiğini düşünüyorum. Beşiktaş sonuçta geçen yıldan 3 puan geride ve geçen yıla oranla daha az gol attı. Beşiktaş’ta asıl sorun, takım oyununun geçen yılın gerisinde kalmış olması... Bunu hep yazıp söyledik. Başta taraftarı, hepimiz, geçen yılın göz kamaştıran futboluna alıştık. Ancak o futbol bu sezon yok. Transferlere rağmen Sosa’nın ustalığı, Gomez’in bitiriciliği, Gökhan Töre’nin çabukluğu ciddi biçimde aranıyor. Kabul edelim ki Aboubakar da Gomez’in yarısı bile olamadı.

Zaten baktığınızda bu sezon kısır sonuçlar var.
Bilal, Beşiktaş’ın 10 galibiyetinin 6’sı tek farklı sonuçlarla geldi. Taraftar o bol gollü maçları ve galibiyetleri arıyor. Ancak şurası kesin; Beşiktaş, Galatasaray maçının ilk yarısı dışında puan kaybettiği, hatta yenildiği Kasımpaşa maçı da dahil, iyi olan, baskılı olan, fırsatları ve galibiyeti kaçıran taraftı. Ara transferde Beşiktaş ve rakipleri ne yapacak şimdilik bilmiyoruz ama Beşiktaş’ın bu yarışın halen en iddialı takımı olduğunu söylemeliyim.

Dersimiz Başakşehir

Sağlam savunmacı şart

16 gol yemişsin, 9’u hava toplarından... Kalecin Muslera, hemen her karşılaşmada “maçın adamı” seçilmiş. İkinci yarı için sağlam bir stoper ve sağlam bir savunma anlayışı şart... Gençlerbirliği Kaptanı Ahmet Çalık ile ilgilendiklerini duydum.

Galatasaray’ın futbolu ve ilk yarı üçüncülüğü için yorumunuz ne olur?
Sevgili Bilal, Galatasaray lige müthiş bir başlangıç yaptı, ilk 7 haftada 5 galibiyet 2 beraberlik ile tam 17 puan topladı. İlk yarının son 5 haftasında müthiş bir finiş yaptı 4 galibiyet, 1 beraberlik ile 13 puan topladı. Yani ilk 7 hafta, son 5 hafta toplam 30 puan... Ama arada 4 haftalık koca bir kara delik var. 8. hafta ile 11. hafta arasındaki o 4 haftada 3 yenilgi, 1 galibiyet aldı ve sadece 3 puanda kaldı. Galatasaray’ı zirveden geride bırakan birinci sebep bu...

İkincisi de mi var?
Elbette var. Şampiyonluğa oynadığınız rakiplerinizle yaptığınız maçlarda puan avantajını yakalamalısınız. Yakalayamazsanız, geride kalmamalısınız. Galatasaray şampiyonluk için çekiştiği üç rakibi Başakşehir, Beşiktaş ve Fenerbahçe maçlarında toplam 9 puandan sadece 1 puan aldı. Şampiyonluk hesapları böyle bir aritmetiği kabul etmez. İkinci yarıda Beşiktaş ve Fenerbahçe ile Aslantepe’de oynayacak. Bu hesabı düzeltmek istiyorsa iki maçı da kazanmak zorunda...

Bu kadro yarışa yeter mi?
Bilal 16 gol yemişsin, 9’u hava toplarından... Kalecin Muslera, hemen her karşılaşmada “maçın adamı” seçilmiş. İkinci yarı için sağlam bir stoper ve sağlam bir savunma anlayışı şart... Bu arada stoper demişken, Gençlerbirliği’nin kaptanı ve stoperi Ahmet Çalık’la ilgileniyorlar diye duydum. Orta alanda, hep yazıp söyledik Sneijder oynarsa, Galatasaray oynuyor. Ama Sneijder çoğu maç iyi oynamadı. Sneijder’in gönlü nasıl hoş tutulur, hevesi, isteği nasıl diri tutulur, onu yöneticiler bilecek. Ya çok iyi bir golcü ya da Eren Derdiyok’a süreklilik kazandıracak bir çareye de ihtiyacı var Galatasaray’ın...

Dersimiz Başakşehir

Kimin aklına gelirdi?

Fenerbahçe çok kötü başladığı ligin ilk yarısını çok iyi bitirdi. Buna rağmen ilk 3’ün dışında kaldı, ne diyorsunuz?
İddia ediyorum, Advocaat sezon başı gelebilmiş olsa ve lige kendi anlayışı ile başlayabilmiş olsaydı, Fenerbahçe bugün ilk 3’ün içinde olurdu. Zaten Advocaat da söyledi, “İlk 3 maçta 1 puan aldık ve halen o puanın gerisinden gidiyoruz” dedi. Sadece ilk 3 hafta değil... Fenerbahçe ilk 7 haftada 2 galibiyet, 2 mağlubiyet, 3 beraberlik ile sadece 9 puan toplayabildi ve tam 12 puan kaybetti. Sonraki 9 haftada ise 7 galibiyet, 1 beraberlik, 1 mağlubiyet ile 22 puan aldı. Normali buydu, ilk yedi hafta ise Fenerbahçeli için tam bir kâbus...

Başlangıç kötü tamam da, seyirci de sanki o dönemlerde takımı terk etti gibi...
Bilal işin en kritik tarafı burası... Yıllardır alışılmış bir algı var; “Kadıköy geçilmez, Fenerbahçe yenilmez” diye... Bu boşuna değil... Kadıköy cehenneminde Fenerbahçe’yi bırakın yenmeyi, puan almak bile mucize gibiydi. Ama bu sezon ne oldu? Kendi sahasında oynadığı 8 maçta 4 galibiyet alıp, 3 beraberlik, 1 yenilgi ile resmen hayal kırıklığı yarattı Fenerbahçe... Düşünün ilk yarıda topladığınız 31 puanın 15’i içerde, 16’sı dışarıda... Fenerbahçe’nin ilk yarıda kendi sahasında tam 9 puan kaybedeceği kimin aklına gelirdi? Kadıköy’de yüzde 40’ın üstünde kayıpla oynayan bir Fenerbahçe... Şaka gibi...

İkinci yarı ne olur?
Ara transferleri bilemem ama Fenerbahçe daha iyi olur. Yeter ki, Lens’e süreklilik kazandırsın. Bunu Lens’in performansı için değil, sakatlığı anlamında söylüyorum. Lens oynadığı maçlarda Fenerbahçe’nin hücum anlayışına müthiş bir zenginlik katıyor. Lens’in oynamasından sonra Sow’un gollerini yeniden hatırladığı çok açık ortada... Ancak puan olarak rakiplerinden geride kalmış bir Fenerbahçe var. İkinci yarıda hem Vodafone Arena’ya, hem Aslantepe’ye gidecek. Fenerbahçe düzeliyor ama Advocaat’ın belirttiği gibi hâlâ krediyi kapatmaya çalışıyor. En büyük sıkıntı burada...

Bunları gördük

- Özellikle Kayserispor ve Karabükspor’un hakem kararları ile kıyma gibi doğranmasını... Hakem kararlarında güvendiğimiz dağlara kar yağmasını...
- Bursaspor’un tutanı Harun ile atanı ve attıranı Batalla ile ligde iyi bir derece yapmasına rağmen, taraftarlarından ciddi anlamda tepki almasını...
- Fenerbahçe’de Lens’in müthiş işler çıkarmasını ve oynadığı her maçta Moussa Sow’un goller atıp şov yapmasını...
- Başakşehir’de Emre Belözoğlu‘nun futbol hayatının en olgun ve en verimli dönemini yaşamasını...
- Galatasaray’da peşinen infaza uğrayan De Jong’un oynadıkça takıma bayağı katkı sağlamasını...
- Osmanlıspor’un her maçında ligin en keyif veren takımı olduğunu kanıtlamasını...
- Konyaspor kalecisi Serkan Kırıntılı ile golcüsü Bajiç’in hakkının teslim edilmesi gerektiğini...
- Gençlerbirliği’nin Ümit Özat ile birlikte ciddi anlamda bir çıkış yakalamasını...
- Rıza Çalımbay sonrasında Antalyaspor ve Kasımpaşa’nın durumunu...
- Akhisar’da Rodellega’nın “susuz yaz” gibi kurak bir ilk yarıyı geride bırakmasını...
- Karabükspor’da teknik direktör İgor Tudor’un rakipleri değil, hakemleri geçemeyişini...
- Kasımpaşa’da teknik direktör Kemal Özdeş’in “nereden çıktı bu hoca” diyenlere iyi bir cevap vermesini...
- Alanyaspor’un üçer-beşer yiyip, üçer-beşer atarak oynadığı maçları...
- Rizespor’un Türkiye’ye örnek olması gereken çim zeminini...
- Gaziantepspor’un yıllardır düzelmeyen, düzeltilemeyen berbat zeminini...
- Adanaspor’un iyi kadrosuna ve iyi oyunlarına rağmen dibe demir atmasını...

Dikkat çekenler

Gökhan Değirmenci (Gaziantepspor), Fabri, Tosiç (Beşiktaş), Harun, Aziz Behiç (Bursaspor), Lens, Skrtel, Kjaer (Fenerbahçe), Selçuk Şahin, Hopf, Ahmet Çalık, Serdar Gürler (Gençlerbirliği), Letovleviçi, Traore (Kardemir Karabükspor), Uğur, Yalçın, Eprianu, Mossoro (Medipol Başakşehir), Karcemarskas, Vrsajeviç, Pinto, N’diaye, Umar Aminu, Webo, Musa Çağıran, Mehmet Güven, Regattin (Osmanlıspor), Yasin, Sneijder (Galatasaray).

İlk yarının teknik direktörü: Abdullah Avcı (Medipol Başakşehir)
İlk yarının takımı: Medipol Başakşehir
İlk yarının hakemi: Ali Palabıyık

Dersimiz Başakşehir

Ünal Karaman: "Üretken oyuncularımızı kaybettik"

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber