Sırbistan önünde ilk periyot istediğimiz oyunu ortaya koyamadık. Üçlük ve faul yüzdemiz çok düşüktü. Rakibin beyni Teodosic'i Ömer Onan'la tutmak da büyük hataydı. Teodosic, devamlı topla oynayan, hücum gücü yüksek, asist özelliği olan bir oyuncu. Bence Ömer onu tutacağına, Tepic'i tutsa daha verimli olurdu.
Bu iki periyotta hücumda üçlük yarışması yapıp, savunmada da istediğimiz düzeye çıkamayınca, Sırbistan rahat bir tempoda Teodosic, Tepic, Krstic ve Savanovic'in sayıları ile devreyi 35-27 önde bitirdi. Üçüncü çeyreğin sonları ve 4. çeyreğin ortalarında 12 Dev Adam ayağa kalktı. Kerem'in üçlükleri, Enes Kanter'in pota altındaki iyi oyunu Sırbistan'ı şaşırttı ve son saniyelerde oyun başa baş hale geldi. Ancak son topu Ersan baskete çeviremeyince şampiyonaya veda ettik.
Turnuvanın başından beri takımımızda eksik olan temposuzluk, üçlük yüzdemizin düşüklüğü, top kayıpları ve faul yüzdemizin inanılmaz düşük olması turnuvaya havlu atmamızın en büyük nedenleriydi. Çok kritik karşılaşmalarda faul atışlarının yarısını kaçırmak (dünkü maç bir sayıyla bitti) bizi şampiyona dışına itti.
2008'de Polonya'da mental olarak toparlanan takımımızın oynadığı iyi basketbol herkesin bildiği gibi 2010 Dünya Şampiyonası'nda en üst düzeye çıkmış ve Dünya 2.'liği gelmişti. Ama bu turnuvada gördüklerimiz mental yapının ortadan kaybolduğu... 40 dakikaya yayılamayan kazanma arzumuz 'acaba eskiye mi dönüyoruz' sorularını akıllara getiriyor. Artık şampiyonayı bir kenara bırakıp ileriki dönem için gereken revizyon yapılarak, tekrar istenilen düzeye çıkmamız sağlanmalıdır.