Ay-Yıldız’a sevgi ve minnetle!..

Kavgada yumruk, savaşta zıtlık aranmaz!.. Savaş varsa, onun dışında hiçbir şey önemli değildir ama her şey çok önemlidir aynı zamanda.
Detaylar hayati, hayat detay olur savaşta.
Düşünsenize...
Asker-sivil şehitlere yanarken, ülkenin geleceğini belirleyecek bir mücadelenin tam da ortasındayken, nasıl umurunuzda olabilir bir Arnavutluk maçı?
Hatta, Avrupa şampiyonasına katılsak ne olur, katılmasak ne olur; değil mi?
Ancak, tam tersi de geçerli.
Milli maç, büyük ve yaşamsal milli amaca hizmetin bir parçası haline gelebilir... Çünkü, bir zerre moral, bir avuç mutluluk bile, döner mücadelenize katkı olur.
Cuma gecesi Fenerbahçe Stadı’nda yaşandığı gibi...
Malum, insan duygularıyla yaşayan, hatta duyguları uğruna ölmeyi göze alan bir mahluktur. Kazanmak için duyguların yüksek ve diri tutulması zorunludur.
Hele savaşta...
Ve savaş varsa, her şeyin başı da sonu da odur.
Barış Pınarı harekatı başladığından beri, asker-sivil şehitler verirken milli futbolcularımızın sahadan galip ayrılması kadar topluma teselli veren bir haber aldınız mı mesela?
Golü atıp burnundan barut soluyarak düşmanı kovalayan üniformalı akranlarına selam çakan milli formalı gençler gibi “ulusal dayanışmayı somutlaştıran” bir olay, herkese iyi gelmedi mi ?
Kitlesel terapi gibi...
Tabi, bir de sahadakilere sorun!
Şenol Hoca’dan kulübedeki millilere kadar hepsi, yaptıklarının savaş yanında hiçbir kıymet-i harbiyesi olmadığının ama ulusun yüzünde minicik bir gülümseme yaratsalar bile bunun en kıymetli şey olacağının bilincinde ve sorumluluğundaydı Arnavutluk maçında.
Milli Takımdaki telaş ve dağınıklığın, ofansif tıkanıklığın tek sebebi buydu:
Kazanmak zorunluluğu...
Kazanmak ve o selamı çakmak arzusu.
Zorlandılar, geciktiler ama başardılar.
Bir selam da bizden millilerimize...
Sevgilerimizle.
Kuzey Suriye’yi çöpten/mikroptan arındırmaya çalışan Mehmetçiğimize ise selamın, sevginin yanında minnetler, dualar.
İki gün sonra Mehmetçiğin nereye, hangi köprübaşına ulaşacağını bilemiyoruz ama sonuçtan eminiz... Millilerimizin rotası belli; Fransa...
Lakin sonucu kestiremiyoruz.
Çok da önemli değil aslında. Neredeyse akreditasyonu yapılmış bir şampiyona var karşımızda.
Bu sefer telaş etmesinler. Özgüvenleri onlara yol gösterecektir. Yenişemeyip dönseler, bize yeter... Kaybederlerse bile galip sayılır bu yolda mağlup; görevlerini yaptılar.
Tıpkı Suriye’deki kahraman akranları gibi, bu ülke milli takımından da hoşnuttur, arkasındadır, gönlümüz onlarladır.
Vatan, ister sahada ister savaşta sorumluluk alan gençlerimizin ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarının farkındadır.
İşe bakın!..
Ayıp olmasa mutluluktan bahsedeceğiz asker-sivil şehitler verirken!
Savaşın zıtlıklarından en tuhafı, daha kötüsü olmayan ölüm/yıkım ile daha iyisi olmayan dayanışmayı/duygudaşlığı bir arada sunmasıdır.
İkisini de iliklerimize kadar hissediyoruz işte.