Beşiktaş oynuyor...
Fenerbahçe savunuyor.
Galatasaray sadece konuşuyor!
Konuşmak da bir aktivite tabi...
Yapıcı, sonuç alıcı, ikna edici olup “gerçeğin üzerini örtmek” niyeti taşımadığı sürece!
Makul ve mantıklı cümleler içerirse...

Koskoca Galatasaray Başkanı, Galatasaray’da başarılı olmak mecburiyetini “iş hayatını kötü etkilememesi” gerekçesine nasıl bağlar mesela?
Bir... Ne alakası var Galatasaray’ın işiyle?
Sayın Dursun Özbek borsada hisselerini mi alıp satıyor Galatasaray’ın, yoksa Galatasaray malzemeleri pazarlayan ticari işletmeleri mi var?
İki... Mesleği ile Galatasaray arasında gerçekten “başarı paralelliği” mevcutsa, çok yakında Galatasaray’ın en yoksul başkanı olabilir kendisi.
Üç; tersi de geçerli mi?
İşleri kötü giden bir başkanın kulübü de batar mı?
Yandık o zaman. Başkan’ın iş hayatından aşk hayatına hepsi medyanın ve taraftarın ilgi alanına girmeli!

Koskoca Galatasaray Başkanı’na “uzanamadığı üzüme koruk demek” yakışır mı?
Fenerbahçe’nin umut bağladığı Yandex daha önce kendilerine teklifte bulunmuş, reddetmişler... Çünkü lanse edildiği gibi finansal bir kâr görememişler!
Birincisi ayıp... Ufacık dünyalı şişman ev kadınlarının birbirlerini kızdırmak için pencereden attığı laflardan farkı yok.
İkincisi Galatasaray taraftarına yazık!
Ortada matematik var. Bir kullanıcı günde 25 arama yaparsa kulübe 36 dolar kalıyor yılda. Güvenmiyor musunuz onlara?
Ve üç... Fenerbahçe, Yandex’ten ilk tahsilatı yaptığında, sayın Dursun Özbek’in işleri dibe vurur kendi mütalaasıyla!

Melo gitmek istemiş, kim engel olabilirmiş... Haklı... Ancak Melo’nun gitmek isteme sebebi Galatasaray’ı yöneten akla güvenmemesi olmasın sakın?
Madem ki, aynı para ve kendisini çok seven taraftarlarla alıştığı ortam burada, takıma/yönetime bakıp “Bu gidiş iyi değil, ben kendimi kurtarayım” demiş olmalı her halde!
Her futbolcu gider eninde sonunda. Lazım olan bir futbolcu gidiyorsa ne yapmak lazım? En azından eşdeğer bir futbolcuyu yerine monte etmek değil mi? Niye yapamadınız, onu söyleyin sayın Başkan’ım.

Dedik ya... Gerçeğin üzerini örtmek dışında konuşmak iyidir!
Galatasaray’da her ağzını açanın tek amacı var; hataları örtbas edip zaman kazanmak.
Para bulamayan, gereken transferleri yapamayan, elindeki adamları tutamayan, bir önceki sezonun mirasını sezon arasında harcayan yönetim ve başkanı, alıp ceketini gitmeliydi konuşmak yerine.
Onca söze ne gerek var?
Tek soru; “kendinizi başarılı buluyor musunuz”?
“Evet” ise sizin teraziniz sakat, “hayır”sa durduğunuz kabahat.

Konuşanlar kervanına katılan Hamza Hamzaoğlu’na gelince... Onun şimdi söylediklerini biz aylar önce yazdık.
“Ağırlığını koymazsan ilk harcanan sen olursun” dedik. Biliyordu ama Galatasaraylılığı ve hümanist kişiliği egosunun üzerindeydi. Bazı “insani meziyetler” futbolda dezavantaj oluyor ne yazık ki. Şimdi kızıyor ama kendine kızmalı.
O gün koyamadığı tavrı bugün yanlış adreslere yöneltirse, ne Galatasaray kalacak elinde ne de başarılı kariyerini sakınabilecek sayın Hamzaoğlu.

Sözün özü, rakipler sahada oynarken, savunurken, saha dışında ümit ve proje yaratırken, sadece konuşan, üstelik konuştukları gerçeği saklama niyetli Galatasaray beyinleri nasıl çıkaracak bakalım bu seneyi? Hamzaoğlu gibi “Avrupa kurtarır” demeyin sakın. İkinci Lig mi orası?

Fenerbahçe’den beklenen savunma mı?

Fenerbahçeli olmak zor iş... Yorumcu olmak ha keza... Hem Fenerbahçeli hem de yorumcu olmak zor ötesi berbat bir şey valla.
Ligin haftaları geçiyor. Üstelik milli maç arası da verilmiş ve Fenerbahçe “en büyük ihtiyaç” dediği zamanı bol bol elde etmiş. Çıkıyorlar Kasımpaşa karşısına, ilk yarıda pozisyon yok. Gol var ama kornerden, Nani’nin ayak bileği sayesinde.
Rakip on kişi kalıyor, bastıran rakip yine. Zor güç alıyor üç puanı “Dünya yıldızları”nın cirit attığı Fenerbahçe.
Kazanmış Fenerbahçe’ye ne diyecek Fenerbahçeli yorumcu? “İyi oynamadı ama rakibe pozisyon da vermedi”...
Evet... Pereira’nın vadettiği Fenerbahçe de aynen buydu!.. Duran topla falan bir gol atacak, çok iyi savunma yaparak puanları kurtaracak. Deli olmak işten değil. Tam tersini söylüyordu hoca. Yıkılmış barajın suları gibi taşacaktı Fenerbahçe her maçta. Kadro uygundu, hedef gözü ve skor tabelasını doyuran takımdı. Nasıl olur da “savunması da iyi” diye savunulur Fenerbahçe?
Pantolon uyduramadık, gömlek verelim mantığı ile Fenerbahçe’ye kötülük ediyor Fenerbahçeli yorumcular. İşin garip yanı, bir noktaya kadar toz kondurmadıkları hoca ve futbolculardan kamuoyu umudu kestiği anda en zalim eleştirileri yine onlar yapacaklar.
Futbolda siyaset böyle bir şey her halde.

Beşiktaş’ı bu güzel çağrışımlar mahvetti!..

Şu anda “Beşiktaş” adı hangi çağrışımı yaratıyor kafanızda?
Muhtemel “şampiyon” değil mi?
Şayet komplo teorileri ile uğraşan biri olsaydım ve bu çağrışımı Beşiktaş’ın sahaya koyduğu oyun karşılığı hak ettiğine inanmasaydım, “bitirmeye çalışıyorlar Beşiktaş’ı” diye bir yorum yapardım!
Neden?
Beşiktaş’ı hep bu güzel çağrışımlar mahvetti!..
Hele sezon başında “şampiyon olur” tespiti var ya... Ne zaman bu cümle tekrar rekorları kırsa, ligin sonunu asla getiremedi Beşiktaş.
Lakin bu sefer farklı gibi.
Aynı tecrübeyi çok yaşamış Şenol Hoca var başlarında. Kırılgan, alıngan, hassas yerli futbolcularla, hedeften başka düşüncesi olmayan yabancılar dengelenmiş durumda. Yönetimin ise yakın geçmiş tecrübesi edinmiş olması lazım. İşin aslı rakipleri belirler Beşiktaş’ın geleceğini.
Çünkü fena halde duygusal bir yön vardır bu takımın genlerinde. Arkasından nal sesi gelince hızı düşen cins yarış atı gibidir. Acil durumlarda herkesin konuşup rakiplere faydalı olduğu kimi sosyal demokrat partilere benzerler. En büyük rakipleri kendileri oluverir. Fenerbahçe “zamanla” boğuşup zaman içinde kaybolursa, Galatasaray kendi içinde fokurdamaya devam ederse, Beşiktaş başladığı gibi bitirir ligi.
Kritik haftalar başladı. İlk olarak şampiyonluk cümlesi yasaklanmalı Beşiktaş’ta.