'Dört Büyükler'e dört küçük tavsiye!..

Hep böyle olur... Şampiyonluğun sevinci ile şampiyonluğu kaçıranların hüznü bile doya doya yaşanmadan “değişim çılgınlığı” sarar dört bir yanı. Umut hafızanın üzerine abanır, gelecek geçmişi kovalar.
Bir yandan da yeni sezonun hazırlıkları...
Ve yılda iki ikramiye hasretiyle beklenen transfer adındaki afrodizyak, her şeyi unutturur.
Oysa hiçbir transferin düzeltemeyeceği dertleri vardır büyük kulüplerin. Yönetim bile değişse yine sürecek sorunlar...
Onlar aile yadigarı gibi duvarda asılı durur, zaman ve koşulların gelip onarmasını bekler. Yeter!..
Fırsat bu fırsat ayrıntılarda boğulmadan Dört Büyükler’in makro sorunlarına üstten bakalım ve minik tavsiyeler verelim dedim. Umarım alınmazlar.

FENERBAHÇE’YE...

Sistem kusursuz... Her şeyine kefil olunan, şayet hata yaparsa ona değil Başkan’a ait olduğu açıklanan teknik direktör İsmail Kartal yolcu edildi ve İtalyan sportif direktör Terraneo göreve getirildi.
Kendisi bir zamanlar “başkanlık seçiminin vaadi” olan bir futbol adamı... İyi biliyor bu yolları.
Şimdi bir teknik direktör seçecek Terraneo... Ardından bildiği/yıllardır izlediği futbolcuları.
Yani futbolun evrensel raconuna harfiyen uyuyor Fenerbahçe başkanı sayın Aziz Yıldırım.
Bir de soyunma odasına girip sağa sola fırça çekmez sportif direktöre, hocaya telefon açmazsa, al sana Avrupalı Fenerbahçe!
Ya sonra?..
Asıl mesele bu proje başarıya ulaşır, sezon başından itibaren Fenerbahçe şahlanırsa!..
Evet, yanlış okumadınız... İşe yararsa sormazlar mı sayın Yıldırım’a “17 sene sonra mı doğru yolu buldun” diye?
“Niye kimseyi dinlemedin”!..
O yüzden Fenerbahçe Başkanı’na naçizane tavsiyem, bari hocayı “itip kakacağı” bir tipte, şöyle doğma büyüme Fenerbahçeli cinsinden ve özbeöz yerlisinden seçsin.
“Yeni Fenerbahçe”nin en azından yarısı “eski model” işlesin ki, başarı durumunda 17 senelik metot da aklansın.
Diyelim ki, fos çıktı bu proje de... O zaman gazino tabiri ile “masası olmayan” günah keçisi assolis İtalyan hazır zaten!
Yollar onu, direktör kendisi olur. Direktifleri verir.
Eski tas eski hamam.
Üstelik Avrupaiden alaturkaya geçiş kolay olur.

GALATASARAY’A...

Dünya mücevheri Boğaz’ın Kuruçeşme’deki tek taş pırlantası Suada’da, Urfa’daki’nden daha acılı kebap ve lahmacun ağırlıklı menüye talim ederken Hamza Hamzaoğlu’nun kendisine de söylediğim için yazmamda sakınca yok:
“Hoca’m Galatasaray’da teknik direktörden önce Ali Dürüst ile Abdurrahim Albayrak’tan kurtulmak gibi bir adet var. Sıra sizde galiba!..”
Hamzaoğlu uymadı tabi bana...
Olanca hümanistliği ile Dürüst ile Albayrak’ın emeklerini sıralayıp, törende dışlanmalarına üzüldüğünü söyledi, o kadar. Ama arkadaşları başka şehre taşınan çocuk gibiydi anlatırken.
Geçen sezondan eksik hissediyordu kendini besbelli.
Peki, bir yönetim sezonu iki kupayla bitirmiş “tıkır tıkır çalışan çarka” niye çomak sokar?
Biz buna “ego” diyoruz... Kendi imzanı atabilmek için imzalanmış garanti belgesini yırtıp atmayı kestirme yoldan anlatmak için.
Galatasaray’daki soru; iki kupa ve dört yıldızla takviyeli bu egonun daha nerelere kadar şişeceği ve nerede/nasıl patlayacağıdır.
Tavsiyeye gelince...
Galatasaray Yönetimi’nin kucağında bulduğu muhteşem zaferi yaratanları karşısına alıp, teknik direktörün elini kolunu budayarak eşdeğer veya daha üzerinde bir başarı umduklarını kimse iddia etmesin.
Bu bir “yıkıp yeniden yaratmak” projesidir.
Yıkılan malum ama yeniden yaratılacak olan nedir; o bilinmiyor.
Yalnız kalan Hamzaoğlu’nun ne kadar dayanacağı da belli değildir.
O yüzden, ya Albayrak ile Dürüst’ten başlayarak denenmiş ve tutmuş modele dönmek lazımdır ya da Hamzaoğlu’nu şimdiden yedeklemek!
Aman İtalyan olsun... Dibe vurduktan sonra gerisi iyi geliyor.

BEŞİKTAŞ’A...

Beşiktaş’ı yönetenlerin anlamadığı veya anlatamadığı en önemli şey, geride kalan ve gelecek sezonun en büyük hedefinin şampiyonluk değil, stat olduğudur.
Sadece beton ve demir değildir stat... Yuvadır, evdir, dört temel içgüdüden bir tanesi “barınma”nın karşılığıdır.
Evine buldozer girmiş adamın akşam yemeğini düşüneceğine smokinine yanıp yakılması gibi şampiyon olamayınca sanki yaşam bitti Beşiktaş’ta!
Yahu, yaşamsal konunun stat olduğunu anlayıp anlatsanıza taraftarlarınıza... Elbette şampiyonluk ekmek kadayıfının üzerine Afyon kaymağı gibi gelirdi. Ama şampiyon olmak mucize, olamamak normaliydi.
Ne yaptı Beşiktaş yönetimi?
Bilic’in işine son...
Dünün ve geleceğin muhtemel Beşiktaş yıldızlarıyla araya soğukluk...
Yönetimi bile çatırdattılar varlık içinde yokluk çekerlermiş gibi.
Sil baştan yapıp statsız şampiyonlukla tarih yazacaklar illaki!
Beşiktaş’a tavsiye bile zor; çünkü geçti Bor’un pazarı.
Lakin, “bu sezon da ayakta kalıp, yine iyi futbol oynayarak şampiyonluk yarışında bulunmak bize yeter; gerisi kader” diyebilirse yönetim...
Stada yakışacak Beşiktaş geçmişli bir yerli hoca ile iki senelik “stadında şampiyonluk hedefli” sözleşme yapabilirse...
Bu arada her türlü olumsuzluğa karşın ellerindekinin kıymetini bilebilse...
En zorlu süreçten tarih yazarak çıkmış olur yönetim.
Unutmasınlar, başarı görecedir.
Şu seçime baksınlar... En çok oyu alan “mağlup”, en az oyu alan zafer kazandı mesela.

TRABZONSPOR’A...

Aslında Trabzonspor, futbolun sosyolojisi, psikolojisi, siyaseti için doktora tezi olur.
Oturup incelemeleri gerekir akademisyenlerin.
Öz varlıkları ve öz evlatları ile zirvelere tırmanmış bir kulübün, Dünya’ya açılıp büyümeye çalışırken nasıl küçülebildiğini o zaman daha iyi anlarız belki! Kavga etsin diye seçilen yönetim kavgayı kazanamadığı gibi, “yeni” değil “eski” kupaya takılıp kalmış kitlelerin vizyondan ve misyondan eksilenleri neden göremediğini de öğreniriz...
Bakın, çok uzun yıllar önce uluslararası birincilik kazanmış bir basın reklamını hatırlıyorum şimdi... Oto kiralama şirketi reklamıydı ve başlığında “Biz Birinci Değiliz” yazıyordu.
Hemen altında bir satır:
“Ama birinci olmak için daha özenli çalışıyoruz”!..
Trabzonspor bir türlü “birinci olmadığını” kabul edemedi.
“Miş gibi” yaptı. Yöntem değiştirip birincileri kopyaladı. Borçlandı. Kızdı. Kavgalara sürüklendi. Asıl amacını da öz varlıklarını da öz evlatlarını da ikinci plana itti. Trabzonspor’un gidişi bir hoca, üç futbolcu ile, hatta başkan ve yönetimle değişecek gibi değil.
Zihniyet değişikliği lazım.
Başlangıç olarak futbolda başarı arayışını mahkeme kapılarından değil Karadeniz gençleriyle sahadan bekleyen bir yönetim mesela…
Çoşkuyu düşmanlıkla karıştıranları yeniden futbol sevgisine yönlendirecek bir yönetim. Siyasetten medet ummayan bir yönetim.
Birinci olmadığını söylemekten çekinmeyen ama birinci olmak için futbola, insanına birincilerden çok daha fazla özen gösteren bir yönetim.
Bir gün mutlaka olacak...
Niye şimdi başlamıyorlar anlamıyorum.