Naklen yayın ihalesi dört yüz milyon doları aştığı gün, “sonun başlangıcı” diye yazmıştım!..

“O güne kadar yirmi-otuz milyon borçlanan kulüpler, borçları ikiye-üçe katlayacaklar”... Yanılmışım!

On katına çıkardılar...

Süper Lig’deki kulüplerin toplam borcu 4,2 milyar.

Geçen sene yapılan et ithalatından da çok, Avrupa Birliği’nin Suriyeli 2,5 milyon sığınmacı için bize verdiği katkıdan da fazla.

ÇAĞ ATLAMAK MI?

Nasıl bu hale geldi futbol?

Çünkü kulüpleri yönetenlerin sorumluluğu yok. Borç kulübe yazılıyor, şan şöhret onlara.

Üç Temmuz sürecinden beri ne kadar “son verin israfa” dediysek dinletemedik... Biz söyleyince kimse kulak asmadı, şimdi “250 kilometre süratle duvara tosladılar” çareler aranıyor.

Bir futbol zirvesi yapılıyor mesela...

“Futbola çağ atlatacak zirve”!

Pardon... Yedi sülalesinin ödemeyeceği borçtan kurtulmak için yapılan çalışmalar ne zamandan beri “çağ atlatmak” oluyor?

BERABER YÜKSELMEK

Hedef, hataların tekrarlanmamasını sağlamak. Kulüpleri borçtan kurtarmak. Yani avucumuzdan kaçırdığımız “çağı yakalamak”.

Olsun... Buna da şükür!

Devlet bankalarından kredi alıp “aynen” yola devam edebilirlerdi güzide kulüplerimiz... Yayın ihalesini ikiye katlayıp borçları üçle çarpabilirlerdi.

Belki UEFA sayesinde ama sonuçta “böyle gitmeyeceğini” idrak etmek, önlem aramak az buz iş değildir. Federasyon’un ihaleye ilişkin yetkilerini kulüplerin A.Ş’sine teslim etmeye hazır olması az buz iş değildir. Kulüplerin kısır çekişmelerin üzerine çıkıp ortak çıkarlar için harekete geçmeye karar vermesi az buz bir iş değildir.

Ne dedi seminerdeki konuklardan biri; “Su yükseldiğinde üstündeki büyük küçük her tekneyi aynı şekilde yükseltir”.

VATANDAŞIN DERDİ BAŞKA

Ama ortada bir gerçek var. Sokaktaki adam bunları pek tınmıyor. Fildişi Sahili’nden yeni bir transfer mi var; ona bakıyor. Ya da “ezeli rakibi yendik mi”!

Haklı vatandaş...

Nasıl ki, gofret alırken o gofreti üreten firmanın borcuna harcına, içindeki iktidar savaşlarına, yaşadığı mali dar boğaza değil de kendi boğazına, gofretin tadına bakarsa; tuttuğu kulübün bütçesi falan da bir yere kadar.

Biraz üzülür, “vah vah” der, ama sonuçta futbolun lezzeti ile kendisine sağlanan konfor önemlidir vatandaş için.

ÖNCE TRİBÜN DOLMALI

O zaman, futbolu kurtarmak için Devlet’i tırtıklamanın, faizsiz kredi bulmanın, yayın gelirlerini zorlamanın yetmeyeceğini anlamalı kulüplerimiz. Ağır bilet paraları, gardırop dolusu forma ile kümesteki bir avuç tavuğu yolmak yerine, çok daha geniş kitlelere konfor ve temaşa sağlayarak tribünleri doldurmak gerektiğinin farkına varmalılar.

Önce futbolu izleyecek adam bulmak zorundalar... Ve nihayet farkındalar!

MAÇI KARNAVALA ÇEVİRMEK

Futbol zirvesinin oturum arasında Fuat Akdağ ile Mehmet Demirkol’a konuk olan zirvenin planlayıcısı Kulüpler Birliği başkanı Göksel Gümüşdağ’ı izledim.

En dikkati çeken ve bence futbola asıl “çağ atlatacak” olan fikir, futbol maçlarını festival havasına sokma düşüncesiydi.

Maçtan önce konser, maça gelenlere sosyalleşme alanları, sponsor ikramları, çadırlar, çardaklar, maçı öncesiyle sonrasıyla karnaval havasına sokma fikri bahsettiğim.

Kör fanatiklik de böyle biter, statların “güvenliksiz bölge” algısı da, futbolun bir televizyon oyununa dönme yazgısı da.

Çünkü her şey tribündeki insan sayısına bağlı. Maça bilet bulunmadığı zaman yayın ihalesi de artar, bankalar kredi vermek için kulüplerin peşinde de koşar, sponsorlar sıraya da girer.

Gücünü halktan almayan hiçbir plan, proje, düşünce başarılı olamaz.

Örneğini yaşadık. Yayın ihalesi dört yüz milyona çıktığında “yırttık” dedik... On yıllık yayın ihalesi karşılığı borç kaldı elimizde.