Aziz Yıldırım’ı seven, arkasından giden Fenerbahçeliler “Bir Milyon Üye” projesine sahip çıkmaya hazırdı zaten.
İlçelere kadar uzanan sarı-lacivert kucaklaşma, dayanışma vardı.
Geriye, kulüple değil ama Aziz Yıldırım’la sorunu olanlar kalmıştı.
Çok doğaldı onaltı senedir başkan olan bir insanı sevenler kadar sevmeyenler olması... Düşünsenize bir futbolcunun gelmesi veya gitmesi bile onbinleri kızdırmaya/küstürmeye yeterliydi futbol ikliminde.
Yıldırım’ın kulüp ve takım için sayısız hamlesi, kim bilir kaç kişinin hoşuna gitmemişti bunca yıldır.
Aslında bu “iktidar yıpranması” diye adlandırılır...
Umurunda mıydı peki Aziz Bey’in?
Hayır.
O bir mücadele adamıydı.
Lakin, “topyekun kucaklaşma” gerektiren bir “gelecek projesi” kaçınılmaz olunca durum değişti.
Yarım yamalak olmazdı ki böyle projeler...
Ne olacaktı “şikayetçilerin” Bir Milyon Üye kampanyasındaki konumu?..
Aziz Yıldırım’ın gitmesini mi bekleyeceklerdi üye olmak için, üye olmayacaklar mıydı ki, Aziz Yıldırım başaramasın gitsin?
Sayın Yıldırım bu işlerin piri!
Karşı enerjiyi bir judocu maharetiyle alıyor, üreteni tuş etmek için çevik ve zekice kullanıyor.
Çıktı, “Bir dönem sonra bırakacağım” dedi... “Bir Milyon Üye kampanyamız olgunlaşıp topla devrilmeyecek bir Fenerbahçe yarattığımda bırakacağım”!
Şimdi...
Ben Aziz Bey’den nefret etsem, koşup üye olurum...
Yetmez, arkadaşlarımı da ikna ederim ki, proje başarıya ulaşsın bir an önce gitsin Başkan.
Sevdiğim kulübün sapasağlam bir mali yapıya kavuşması da cabası.
Bahane kalmadı.
Aziz Yıldırım’ı seversiniz, kızarsınız... Takımı beğenirsiniz, yetersiz dersiniz, şayet Fenerbahçeliyseniz; gidip üye olacaksınız.
Aslında, bundan yıllarca sonra idrak edileceği gibi “Bir Milyon Üye” projesi Fenerbahçe’yi çağ atlatmakla kalmayacak, diğer kulüplerin örneklemesiyle futbolumuzun asli unsurları olan kulüplerimizi dehşet verici bilançolardan kurtaracak bir fikirdir.
Şu ana kadar daha iyisi geliştirilmemiştir.
Devletten tırtıkladığın arsaları sata sata yürümüyor bu işler.
O yüzden, Fenerbahçeliler bırakacak kişisel meseleleri. Üye olacaklar.
Zaten Aziz Bey’i “sevene de sevmeyene de” bahane kalmadı.

Terim yanıtlamak zorunda

Hamza Hamzaoğlu ile Galatasaray adı aynı cümleye girdiği andan itibaren herkesin merak ettiği konu, Fatih Terim’in bu transferdeki rolüydü.
Çünkü Yeşilçam klasiği “Ekmekçi Kadın” filminden daha çok özdeşlik/kardeşlik vardı Terim/Hamzaoğlu ilişkisinde...
İkisi de yaşı genç, duruşu dik, futbol zirvelerini Galatasaray’da yapmış ve orta karar bir teknik direktörlük sürecinden sonra yirmi yıl arayla Galatasaray’a hoca olmuşlardı.
Son anda bile yan yanalardı.
Terim için sürpriz mi olmuştu?
Yoksa, o mu tavsiye etmişti yardımcı hocasını Galatasaray’a?..
Şayet öyle ise “etik skalanın” neresindeydi mesele?
Sorular, sorular...
Tam bu anda; Galatasaray’da gözü olup Hamzaoğlu’nun göreve gelmesiyle büyük bir hayal kırıklığı yaşayan Hikmet Karaman, meseleyi bir basamak ileri götürdü.
Demek istedi ki, “Hikmet Karaman da dahil bir çok ismi Fatih Terim veto etmiş ve kendisine zimmetli koltuğa ‘adamını’ yerleştirmiştir”!..
Direk söylemedi tabi...
Anlayan anladı.
Yetmedi, tersten daldı:
“Terim, görevdeki adamı takımından kopararak Milli Takım’a alıp yardımcısı yaptı. Demek çok gerekliydi. Olmazsa olmazdı ki, onca hoca görev beklerken, Hamzaoğlu’ndan vazgeçememişti.
Sonra, tereddüt etmeyi bırakın, başka adayları ekarte edip hop diye Galatasaray’a yolladı.
Neden?.. Gün gelir dönerse, yer tutsun diye”...
Gelelim gerçeklere:
Dünyanın en tehlikeli suçlaması “doğrularla karışık” olandır...
Ve Hikmet Karaman’ın yarattığı bu algının içinde doğrular da vardır.
Fatih Terim’in içindeki “Galatasaray sevdasını” ve “sevdiklerini kontrol etme fıtratını” bilenler, hepsine inanmak ihtiyacındadır.
“Neresi ne kadar yanlış”; sayın Terim açıklamalıdır.
Örneğin, başka isimleri veto edip Hamzaoğlu’nun önünü açtı mı Fatih Hoca?
Madem Hamzaoğlu Milli Takım için vazgeçilmezdi, niye bıraktı?
Galatasaray’ı yönetenler, Terim’e hangi aşamada ne sordular Hamzaoğlu transferinde ve ne yanıt aldılar.
Hikmet Karaman’ın suçlamalarından sonra Fatih Terim’e farz oldu açıklamak.
Aksi halde, kendisi zedelenmeyecek kadar güçlüdür ama Hamzaoğlu’na yazık olacak.

“Sesi görenler”

UEFA tarafından düzenlenen KISS Pazarlama ödüllerinde
“En İyi Sponsorluk Aktivasyonu” madalyası “Turkcell Sesi Görenler Ligi”nin oldu...
İlk gününden beri tanık olduğum, takip ettiğim iki ayaklı bir başarı öyküsüdür bu...
Birincisi, TFF bünyesindeki Engelliler Koordinasyon Kurulu’nun.
İkincisi, Turkcell’in...
En büyük takımların forma reklamı dampingdeyken, görmeyenlerin futboluna yatırım yapmak, ödül almasa bile alkış alırdı zaten.
Görmeyen gözleriyle topun sesine koşarak futbol oynayan engelli kardeşlerimiz ise isimsiz kahramanlar...
Milyonlarca lira karşılığı çok büyük fedakârlıklara girdiklerini iddia edenler, gitsin onlara baksın.
Emeği geçenleri kutlarım.