Ercan Güven

Ercan Güven

eguven@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Genç yaşında, görev başında, feci şekilde vefat eden medya emekçisi meslektaşım Erkan Koyuncu ardından, “Galatasaray girişine beş tonluk kapı takanları, bir canlıya zarar vermesin diye önlem almayı unutanları, ambulansı geç ulaştıranları” bırakın, “mesele çok daha derin” diye yazmıştım.

“Gazeteciyi kulüp kapısında öldüren kaza, onu itip kakan, horlayan, yüzüne kapıları kapatan kolektif nefretin, demire/çeliğe bürünmüş halidir” demiştim...

Haftası dolmadan, Florya’da beş tonluk demir kapının yaptığını Saracoğlu’nda Aziz Yıldırım tekrarladı! Bu sefer ölü yok... Sadece kafamız yarıldı! Ersun Yanal’ı “koruyor mu kovuyor mu” belli olmayan son basın toplantısında gördünüz; Sayın Aziz Yıldırım, Ersun Hoca’nın özel hayatına girenleri (yani bir kısım medyayı) eşek sudan gelinceye kadar ayıpladı bir güzel...

Ne kadar haklıydı.

Tabi kimseyi ilgilendirmezdi özel hayat.

Bırakın eleştirilmesini, dile getirilmesi bile başta “insan hakları” her türlü medeni kurala aykırıydı.

Ahlaken derseniz... Yakalayıp, sergileyip, eleştirdiğinizden bin beterdi “belden aşağı” ilginiz, takipçiliğiniz, haberciliğiniz.

Hele “itibarsızlaştırmak” için yaptıysanız; felaket yani....

Bravo sayın Yıldırım, heykeli dikilecek adamsınız! Demeye kalmadı....

Bir cümle sonra kim bilir kaç kanalda canlı yayınlanan basın toplantısındaki gazetecilere dedi ki, “sizin (aşnefişneniz) yok mu sanki”.

Kim bilir... Belki vardı, lakin salonda çıt yoktu...

Anlamı, “evet bizim de var” ile “yok ama söylemek sıkar” arasıydı.

Kolay mı? Karşıda ”kapı gibi Başkan”...

Demir kapı kadar ağırdı Aziz Bey’in hiddeti...

Demir kapı gibi durdurulamazdı ve kafayı uzatanı ezebilirdi.

Çoğu evli barklı çocuklu gazeteciler, belli ki “evde hırpalanmaya çoktan razıydı” Aziz Bey’in hışmına uğramak yerine.

Bitmedi...

Başkan coşmuştu bir kere: “Patronlarınız, yöneticileriniz yapmıyor mu”? Breh breh!..

Beş dakika önce lanetlenen tutum, aynı insan tarafından, aynı bağlamda ve aynı kelimelerle gazetecilere, hatta haberden haberi olmamış patronlarına yöneltiliyordu.

Hem de arka bahçede barbekü toplantısında değil, canlı yayında.

Gazeteciyi “görüldüğü yerde ezmek” bu olsa gerekti.

Kimi kapıyla, kimi kelimelerle... Ama hepsi sevgisizlik ve nefret ana fikriyle.

Orada alamadı, yanıtı ben yazayım: Bir... Sana ne? İki... Yanal’ın özel hayatına karışmak ayıpsa, bu ne? Demeye kalmadı...

Fenerbahçe Başkanı sayın Aziz Yıldırım, basın toplantısı düzenleyip teknik direktörünün özel hayatına girdiler diye muhabirinden patronuna kadar “ayıpladığı” medyayı uzak ara geride bıraktı ve istifa edip gitmiş teknik direktörün “antrenmanları bile aşnefişnelerine göre ayarladığını” iddia etti.

Perhiz, lahana turşusu, talkım, salkım, çorba olmuş; kepçe Aziz Bey’deydi! Siz hayatınızda bu kadar kısa zaman dilimine sığdırılmış bu kadar ters yüz neden/sonuç ilişkilerini bir başkanın ağzından duydunuz mu hiç? Benim ilk.

Tek tesellim nedir biliyor musunuz? Futbol kulüplerine hakim olmuş “gazeteci nefreti” ve berbat sonuçları Fenerbahçe özelinde “gazetecilerle” sınırlı değil...

Aziz Bey sadece medyadan nefret etmiyor. Florya’daki demir kapı gibi “otomatik” çalışıyor.

Bu kez de Zico, Kocaman ve Yanal’ın kenar süsü olduk maalesef...