Ercan Güven

Ercan Güven

eguven@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Fenerbahçe’den sonra Beşiktaş’ın da “sine-i millete” dönüp yardım kampanyası başlatması, “kurtuluşu” adına taraftar denilen “kök hücrelerinde” araması kadar makul ve mantıklı bir girişim olamaz.
Tükenmiş biri, sevgi bağı olanlardan yardım istemeyecek de kimden isteyecek?
Toplanan para az olur, çok olur… Elbette devasa borçları kapatamaz.
Ama işin bir de “dayanışma” boyutu var ki, tadından yenmez... Asıl sevildiğini hissetmek ister zor durumdaki.
Sahiplenme, kol kanat germe, parayla ölçülebilecek bir destek değildir. Çünkü yardım isteyen kendini berbat hissediyor demektir. Dibe vurmuştur, çaresizdir. Para, desteğin dışa vurum şekillerinden sadece bir tanesidir.
Neden bu durumda Beşiktaş?
Çağımızda üretim, ticaret, pazarlama, rekabet yumağı olmuş futbol. Yönetmek maharet ister ve ayıp değildir endüstriyel futbolda inen çıkan grafikler (tabi, kötü niyet yoksa). Üstelik “sebebi” iş başındaki yönetim değilse, hiç ayıp değildir.
Destek, kulübe moral, kamuoyuna mesaj verir. “Varız, biriz, kemik gibiyiz” mesajı…
Zamanıdır.
Beşiktaş’ın kampanyası tamam da… Sıra Galatasaray’a gelirse ki, belki yarın belki yarından yakın- o fena!..
Malum; rekabetin zalim şehvetine kapılıp “Fener ol” kampanyasına “dilencilik” göndermesi yapan bir başkanı var Galatasaray’ın. Galatasaray bir kampanyaya ihtiyaç duyduğunda muhtemelen o başkan olmaz ama yine de hatırlanarak sorulup sorgulanmaktan kurtulamaz. Kurumlarda hafıza da vardır, devamlılık da, ağızdan çıkan lafın bağlayıcılığı da.
Neyse… Konumuz Beşiktaş ve kampanyası.
Sadece “ummuyorum”!.. Açık söylüyorum, “başarılı” olacağına inanıyorum.
Neden mi?.. Ben Beşiktaşlı değilim. Daha doğrusu meslek icabı taraf tutmayan “dinazorlardan” biriyim. Bize öyle öğretti bu mesleğin mucidi büyüklerimiz… “Yüreğinde renkler varsa bile kaleminde olmayacak” dediler. Ve onlar öyle yaşayıp öyle öldüler. Darısı başımıza.
Ve ben Beşiktaş’ın kampanyasına bütçem boyutunda katkı yapmaktan şeref duyacağım başladığında.
Eminim Beşiktaş’a benim gibi sempatiyle bakan taraflı-tarafsız milyonlar var. Çarşı’nın duruşunu, Seba’nın asaletini, Baba Hakkı’nın tatlı-sert otoritesini ve daha nicelerini unutmayan, onların Beşiktaş’a, Beşiktaş’ın topluma taşıdıklarını saygı ile ananlar henüz tükenmedi.
Geçelim nostaljiyi; futbolun varoluş nedenine gelelim…
Coşku, tutku ve benzerleri değil midir futbolu alyuvar gibi renklendirip damarlarımızda gezdiren? Bu işin piri Beşiktaş taraftarının takımıyla özdeşleşmesini takdir etmeyen, ara sıra gözü dolmayan var mı?
Bir başkan saçıp savdı, on bir daire buharlaştı, yapılandırmadan gelen “son nefes” kendinin ve yakın çevresinin alacaklarına üflendi diye “ne hali varsa görsün Beşiktaş” diyebilir mi kimse?
Galatasaray Başkanının rakipleri ile “ağlamayın” diye makara yapmasına bakmayın siz… Ağlamak da insani bir durumdur. Ahmet Nur Çebi’nin kürsüde Beşiktaş’ın üç milyar borcunu açıklarken “kendimi tutmasam ağlayacağım” sözlerindeki samimiyet ve dürüstlük mü daha hakiki, lümpen edebiyatındaki “erkekler ağlamaz” maçoluğu mu?
Evet… Beşiktaşlı olmayanların bile saygı duyduğu Beşiktaş’ın bu zor günlerinde milyarları toplamak mümkün değil ama mutlaka maddi manevi katkı olacaktır planlanan kampanya.
Karşı çıkan uzak dursun, nifak sokmasın yeter.