Kaybetmek her zaman “kayıp” değildir!

Fenerbahçe’nin Avrupa Serüveni’nde, “istatistik ve muhasebeye girmediği halde” en esaslı kazancımız nedir diye sorsalar, sıralama/para/itibar/şan şöhret hepsini geçerim, “Ezberimizi bozdu” derim.
Hangi ezber mi?
Sporun kaçınılmazı, “ümitle hayal kırıklığı arasındaki bıçak sırtında gezinirken” ters tarafa düşünce yaşanan hayal kırıklığını göğüslemek için geliştirdiğimiz, sportmenlik yerine itinayla monte ettiğimiz ezber...
O ezber ki, başımıza gelen her türlü melanetin baş sebebi.
“Yenildiysen, mutlaka kabahat senden başkasında”!..
***
Hepimizin ezberi uçtu gitti.
Davranış klişelerimiz bir anda antika hale geldi.
Artık yönetici, hoca, futbolcu, taraftar ve medya, yepyeni bir durumla karşı karşıya.
Çünkü, Fenerbahçe’nin ilkti!..
Yükselmek, ilerlemek, son ve muhteşem kapıda frenlemek.
Bizim bildiğimiz, bu durum “çıldırma sebebi” değil miydi normalde?
***
Gerçi 13 yıl önce aynı yerlerden Galatasaray da geçmiş, ama o durmamıştı.
Ve yönetici, hoca, futbolcu, taraftar ile medya, “heyecan - lay lay lom” arasında kupayı almış, sporda var olan “son anda kaybetmek” olgusunu yaşayıp olgunlaşmamıştı.
***
Fenerbahçe’ninki “en yukarda” kayıp!
Daha aşağıdaki kayıplar için bile bizim hazır tuttuğumuz bazı mekanizmalar vardı ezberimizde:
Önce hakeme keserdik faturayı...
Sonra mal sahibi kimse, ona; Federasyon veya UEFA.
Maçın her pozisyonu için paranoyak komplolar kurmak rutin hadise olurdu.
Ardından rakiple ilgili imalar ve dokundurmalar. Yetmezse eski defterleri açmalar.
Taraftar yakaladığı yerde döverdi rakip formalı adamları. Olmadı ürün mağazalarına falan saldırır, hıncını alırdı.
Medya’nın kaleminden kan damlardı.
Rakipler de boş durmazdı tabi;
“Onların oraya kadar gitmesi bile şike”!..
Ne kadar aptalca olduğunu nasıl anladık?
Yarı Final ve Benfica ile...
***
Tam da “büyük ikramiyenin” ucundan tutmuşken Benfica elimizden aldı ve ortada çatacak adam yok; iyi mi?
Fenerbahçe’ye bile kızamıyoruz.
Ezber dışı... Şaşkınız...
Bunun adı “Türk’ün sporla imtihanı”!
Kaybetmeyi de öğreneceğiz böyle böyle. Kaybederken de kazanmayı!..
Kaybedince suçlu aramayacağız, “spor denilen medeniyetin” yarısının da kaybetmek olduğunu anlayacağız. Olgunlaşacağız.
***
Fenerbahçe’ye teşekkür edelim. Finalin eşiğine kadar gelip orada elendiği için!
Özellikle “elenerek” bize “suçlusu olmayan” kayıpları da öğrettiği için.
“Sporun cilvesi” diye bir gerçeği hatırlattığı, bu gerçeği bahanesiz kabullenmemizi sağladığı için.
Bu da bir tecrübe. Hem de çok önemli bir tecrübe. “Kazanç” hanesinin en üzerine yazmalıyız bence.