Ercan Güven

Ercan Güven

eguven@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Bundan sonrası formalite... Fenerbahçe, Başakşehir Stadı’nda kendi elleriyle taktı dördüncü yıldızı Galatasaray’a!..
Lakin haftaya lig bitip kutlamalar başlamayacak sadece.
Gündem dördüncü yıldıza takılıp kalmayacak. Köprüye bayrak asmak, sokakları donatmak, kutlama konvoyları falan, hep ikinci planda olacaktır.
Çünkü yaralıdır yarışmacılardan bir tanesi!
Çünkü yarışın son düzlüğünde “vahametine uygun” hiçbir şey yapılmayan “Viyadük Saldırısı” yaşanmıştır.
Yani futbolda olabilecek melanetlerin en kötüsü!
Bir takıma yapılabilecek en berbat saldırı.
Hainliğin daniskası.

Haberin Devamı

Fenerbahçe’nin avukatı değilim ama şampiyonluk adayı bir takım kurşun yedikten sonra ne kadar motivasyon kaybetmiştir, ne kadar morali bozulmuştur, ne kadar dikkati dağılmıştır, hesaplamak ve Fenerbahçe’ye hakkını iade etmek lazımdır.
Fenerbahçe için değil...
Futbolumuzu da boş verin.
Çağdaş hukuk devleti olmamızın, özgür ve endişesiz yaşamamızın vazgeçilmez şartı olarak.

Suikastın faili bulunamadığı ve yargının önüne oturtulamadığı sürece bundan böyle hiçbir kulüp “kritik dönem” tanımından bahsederken sadece futbolu, yarışı, rekabeti kast etmiş olamayacaktır.
Artık futboldaki “kritik dönem”in “yaşam tehlikesi” de içerdiği herkesin kafasına kazınmıştır.
Kızışan her spor yarışının kimin sıktığı belli olmayan bir kurşunla noktalanma ihtimali sahada gol yeme olasılığı ile başa baş gidecektir.

Bakınız, zindana atılma ihtimalinde bile Roma Lejyonu gibi safları bozmadan duran Fenerbahçe yönetimi viyadük saldırısına tavır koyma konusunda zıtlaşmış, fire verme aşamasına gelmiştir.
Sinirlerine hakim olmakta zorlanan Volkan ve Emre’nin saha dışında katmerlenen “sevimsiz olma” durumu da viyadüktedir, lig bitmeden motivasyonu biten yabancı futbolcuların ilk “bavul toplama” hareketi de...
Herkesin ani ve feci olaylar karşısında dirayetini koruyup liderliğini sergileme yeteneği yoktur. İsmail Kartal’ı saha dışında tüketen viyadük hadisesi olmuştur.
Hakem hatasında yeri göğü birbirine katan Fenerbahçe Yönetim Kurulu ile Başkanı’nın makul ve mantıklı davranışı ise Fenerbahçeliler arasında “üstten gelen emirle frene bastılar” şeklinde algılanmış, karizmaları çizilmiştir.
Silahlı saldırıdan sonra kaç ailenin çocuklarına Fenerbahçe maçlarını yasakladığı ise bilinmemektedir.

Haberin Devamı

Bu durumda, Fenerbahçe’deki duraklama, gerileme ve sonunda şampiyonluğu teslim etme sürecini yalnızca teknik, taktik, fizik ve mental durumla izah edemezsiniz. Teknik direktör bile bir yere kadar!..
Fenerbahçe’den de boynunu büküp kaderine razı olmasını bekleyemezsiniz. “Kendim ettim kendim buldum”un çok ötesinde dış etkileri kabul etmelisiniz.
Çünkü yarışanlardan biri olarak, yarış sırasında menfur bir saldırıyla yaralanmıştır Fenerbahçe. Lig bitip seçim teyakkuzu da geride kaldığında çok ciddi soruları ve yakınmaları olacaktır Fenerbahçe’nin; olmalıdır da.

Rahat batıyor!

Şimdi anladınız mı Fatih Terim’in egosuna gözü gibi bakıp besleyip büyütme sebebini... Tavizsiz, otoriter, bazen kamçıyla gezdiğinden bile şüphe ettirecek yüksek sertlik derecesini?
Birincisi, işlerin istediği gibi yürümesini sağlamak için...
Ki, ona güvenilip görev verilmişse aynı zamanda inanılmış demektir... Doğrunun onun yapmak istedikleri olduğu ön kabulüdür.
Birinci vazifesi kimsenin raydan çıkmasına izin vermeden bildiğini yapması, yapacak koşulları sağlamasıdır.
En kestirme yolu da “en iyi ben bilirim” demek, aykırı davrananın hakkından gelmektir. Maalesef sevk ve idarede demokrasiyi zaaf sanmaktadır bu memleket. İkincisi ise kendini korumaktır...
Her biri hinoğluhin iki düzine genç ve zengin adamla uğraşmak kolay mı?
Gördünüz egosuz ve kamçısız Hamza Hamzaoğlu’nun nelere katlandığını.
Hareketler el itmeler...
En son Burak ayıp etti.
Elbette özür diler ama önemli olan yapmamaktır, özür dilemek değil. Küstahlığa bile müsamaha gösteren bir hocaya karşı asla çizgiyi aşmamak ile küstahlık yaparsa misliyle karşılık bulacağı bir hocadan tırsıp frene basmak arasındaki fark, futbolcunun kişiliği ile bağlantılıdır; hocalarınki ile değil.
Fatih Terim de dahil hiçbir hoca “ben şu takımın başına geçeyim de hepsini mum edeyim” diye işe başlamamıştır. Hedef başarılı olmaksa, eşyanın tabiatına aykırıdır bir kere.
Lakin mecbur kaldıkça, tecrübe atlattıkça, kazık yedikçe kalkanını büyütmüştür hocalar.
Beceremeyenler ise futbolcu oyuncağına dönmüştür. Yani, yapana değil yaptırana da bakmak lazımdır.
Korkarım, başarılarıyla “yeni Fatih Terim” olması umulan Hamza Hamzaoğlu’ndan da sert bir teknik direktör yaratacaktır futbolcular.
Rahat batıyor derler ya; aynen öyle!

Haberin Devamı

Seba, Bilic’i kovar mıydı?

Tartışan iki adama da ayrı ayrı “haklısın” diyen Nasreddin Hoca’ya çıkışmış üçüncü adam:
“Bu nasıl iş hocam, herkese haklısın diyorsun”.
Hocanın tüm pozitif bilimlere farklı bir boyut katan yanıtı:
“Sen de haklısın”
Aynı yanıtı hak eden günümüz olayı ise sona eren Bilic- Beşiktaş ilişkisi.
AB Grubu Beşiktaşlılar, Mehmet Tezkan’ın, Tolga Şardan’ın köşelerinde dile geldiği gibi Bilic’i başarılı buluyorlar.
Neden?..
Duruşu ve zorluklara göğüs gerişi ile Beşiktaş değerleri fena halde örtüştüğü için... Haklılar.
Sokaktaki Beşiktaşlı, hem şampiyonluğun kaçması hem de bir tane derbi kazanılmamasına odaklı. Onlara göre futbol adına avunulacak bir şey bile yaratamadı Bilic... Haklılar.
Yönetim ise Bilic defterini kapattı. Bal gibi biliyorlar Bilic kadar Beşiktaş’a uygun bir başka yabancı bulamayacaklarını ama taraftarın gazını da almak lazım! Onu koru, bunu koru; tepki kendilerine dönüverir Allah korusun... Onlar da haklı.
Yahu haksız olan yok mu?
Var... Para, güç ve reytingden başka kutsalı olmayan, popülizmi rehber, makyevelizmi hobi edinmiş, “tek kural; kural yok” ilkesine sahip günümüz futbol rekabeti.
Soru şudur:
Rahmetli Süleyman Seba görev başında olsaydı ne yapardı Bilic’le ilgili?