Şenol Güneş hocamız, sezonu “dayak yedik tiyatrocu olduk” isyanı ile kapatıp, yarıda kalan Fenerbahçe maçını gündeme geri çağırdığına göre, üzerine yazı üşürmek yaraları deşmek anlamına gelmese gerek.
Açıkçası, o yol vermeseydi tekrarlamaktan hicap duyduğum bir hadiseydi.
Evet... Kendi düşen ağlamaz!.. Ama kafadan isabet alıp düşene her şey serbesttir.
Söylediklerinin altına imza atarım Şenol Hocamın.
“70 yaşında bir adam olarak sürünmek benim ayıbım değil” tespitinden, “hem dayak yedik hem de kumpasçı, tiyatrocu olduk” serzenişine kadar tamamında haklıdır.
Olay sırasında tansiyonunun 19,5’a fırladığını, retinada yırtık olduğunu yeni öğrendik, bir kere daha üzüldük. Allah onu Türk Futbolu’na bağışlamıştır.
Ancaaak...
Tartışmada “suçlu” Fenerbahçe’yi “güçlü” yapan bir püf noktası var ki, Şenol Güneş’in ayrıntılı açıklamalarıyla bile hala aydınlanmadı.
Soru şu:
Neden açık yara olmayan kafasına alelacele dikiş atıldı?
Minicik bir detay aslında.
Lakin şeytan ayrıntılarda.
Bu açıklanamayan tıbbi müdahale, çirkin tribün olaylarından sonra hükmen mağlup ilan edilmesi gereken Fenerbahçe’nin çatır çatır savunma yaparak “kaldığı yerden devam kararı” aldırmasına ve sahaya çıkmayan Beşiktaş karşısında hükmen galip gelmesine sebep olan “jokerin” ta kendisi.
Ve pırıl pırıl kariyerli 70 yaşındaki Şenol Güneş’e “kumpasçı/tiyatrocu” yakıştırmalarına haklılık payı ekleyen çıkış noktası.
Bakıyoruz Şenol Hocamın açıklamalarına; tansiyondan retinaya kadar her türlü ayrıntı var, açılma olmayan şişliğin üzerine kimin ne maksatla dikiş attığı bilgisi yok.
Hani dese ki, “soyunma odasında kanamaya başladı, müdahale ettiler” falan... Tamam.
Ama gereksiz dikiş, maçı hükmen kazanmak için cinlik yapma anlamına çekiliyor o zaman. Kimin kafasındaysa fatura da ona kesiliyor. “Kumpas, tiyatro” yorumları buradan...
Şenol Güneş gibi zeki bir eski tüfek bunu bilmez mi? Bal gibi biliyor. Sezonun son maçının basın toplantısında konuya girip can alıcı noktaya dokunmadan etrafında dolaşınca, biz de bir yandan “söylediklerinin altına imza atarız” diyoruz... Bir yandan da söz konusu suçlamaları yapanlara “acaba mı” diyoruz elimizde olmadan.
Konuş hocam!
Bize Türk Futbolu’ndaki sistem hatalarını, acımasızlığı, hırsı, vefasızlığı, yanlışları anlat ama o kupa maçındaki haklılığına gireceksen, lütfen “dikişten” başla.

Terim ve Arda

“Akıl yaşta değil baştadır” deseler de söz konusu, aklı belli bir düzeyin üzerindeki insanlar arasındaki kıyaslama ise “tecrübe” her şeydir.
Buyurun size iki futbol adamı:
İkisi de doruklara çıkmış meslek yaşamında.
Ve gün gelmiş ikisi de hatanın en katmerlisini yapmış. Üstelik birbirlerinden başlamışlar hata yapmaya. Zinciri farklı noktalarda tamamlamışlar.
Ama genç ve tecrübesiz olan dibe vururken, tecrübeli olgun tekrar doruklara tırmanmış.
İsimleri Terim ve Arda.
Eski defterleri eşelemeyelim. Fatih Hocamın kebapçı kavgası ile Arda’nın gazeteci saldırısını bilmeyen ve kınamayan yok.
Asıl sonra ne oldu?
Tecrübeli Terim hatasını anlayıp işine odaklandı ve en doğru tercihi yapıp çabucak geride bıraktı yanlışı. Şöyle okkalı tarafından hatasını kabul etmese bile hiç olmazsa o defteri bir daha açmadı. Galatasaray ile muhteşem bir şampiyonluk kazandı; yine imparator.
Arda ise olay mahalline döndü... Özür dilemeyi küçülmek sanan gençliğinin prangalarından kurtulamadı. Galatasaray orada dururken içine sinmeyen Başakşehir’de ne kendine ne takıma faydalı olabildi; sonunda patlama noktası...
İşte size geçen yılların amansızca tükettiği “gençliğe” karşılık doğanın insanlara bahşettiği “tecrübenin” somut yararı.

Kocaman seçimde kimin ‘kozu’?

Ne yaptığı ne yapacağı belirsiz, fikrini çözmek/ zikrini yorumlamak, duruşundan anlam çıkarmak zor vatandaşlara “sağı solu belli değil” derler ya...
Aykut Kocaman Hoca da aynen öyle geliyor bana.
Belki benim kafam basmıyor; kusura bakmasın.
Ama gerekçelerimi yazayım:
Bir kere “tatsız futbol, tatlı skor” hedefiyle “Fenerbahçe’nin Fatih Terim’i” olma ihtimaline nasıl inanır bilemiyorum.
Bu sezon çimenler üzerinde olanları da çözmüş değilim. Allah’tan “İlk 11 hafta hata yapmışım” dedi de sahadaki işlerini sökememekte pek de haksız olmadığımı anladım. O “telkinlere” uymuş, ben ona uyamadım.
Sonra sezon arası ortadan kaybolması. Yazı tura attım yine tutturamadım. Döndü.
Ama daha vahimi, yeni sezonda “Fenerbahçe’yi bırakacak mı, yoksa devam mı edecek” zerre kadar bilmiyorum.
“Zaten son iki haftam” falan gibi demeçlerini okumuştum ay başında... Dün kurmaylarıyla sezonu değerlendirip Fenerbahçe’nin “iyi takım olduğunu” tespit etmesini, yeni sezon için umut vermesini okudum; şaşırdım.
Bu arada Liverpool’un hocası olacakmış, göğsüm kabardı, ümitlendim, heyecanlandım. Lakin ayrıntılara baktım, 23 Nisan’da Cumhurbaşkanı koltuğuna oturan evlat gibi Dirk Kuyt’ın jübilesiyle sınırlıymış.
Sahi, Fenerbahçe’de seçim var değil mi?
Aykut Kocaman seçimin neresinde?
Halen görevdeki bir teknik direktörün Fenerbahçe gibi dev bir camianın başkanlık yarışında hiçbir başkan adayının “seçim kozu” olmadan hatta Aziz Yıldırım açısından handikap olarak- oyalanması “gitti-gider” anlamında geliyor bana.
Gitsin ya da kalsın demek haddimiz değil ama öğrenebilsek de fena olmazdı hani. Sadece biz değil; başkan seçecek Fenerbahçe Genel Kurul üyeleri de merak ediyordur eminim.

İyi ki oruçluymuş Albayrak!

Bakınız Galatasaray Sportif A.Ş. Başkan Vekili Sayın Abdurrahim Albayrak nasıl açıklıyor şampiyonluğu taçlandıran Göztepe galibiyetindeki penaltıyı:
“Oruçluydum, ezan okundu; tam suyu açtım penaltı oldu. Allahım sana şükürler olsun”!..
Valla Federasyon’un taraf tutanını duydum...
MHK’nın taraflısını işittim.
Hakemin tarafgir olduğu iddialarına şahit oldum.
Ama ilahi güçlerin bir maçı bir takımdan alıp diğer takıma verdiği manasına gelen bu ima çok ilginç geldi bana.
İlginç ve tehlikeli.
Albayrak nahiftir, içi dışı birdir lakin kulak verilen göz önündeki insanlar ağzından çıkana özen göstermelidir.
Düz mantıkla “penaltı verilen takımın yöneticileri demek Albayrak kadar makbul insanlar değilmiş Allah katında” gibi sonuçlar çıkabilir ve kimse bu işin içinden çıkamaz bir daha.