Bilemiyorum bunu da hesapladılar mı ama Bilic’in bıraktığı takıma “cuk oturacak” teknik direktörlerin başında geliyordu Şenol Güneş...
Hızlı, ileri, delici oynatan Hırvat hocanın bıraktığı yerden rahatça devam edecektir sayın Güneş. Aynı şeyi Bursaspor’da yapıyordu zaten.
Hem de çok iyi yapıyordu.
Sezona başlarken en önemli parametrelerden biri olan adaptasyon hızlanacak, hatta öyle bir süre “handikaplar” arasında olmayacaktır bile.
Deneme-yanılma ihtimali azalacaktır, futbolcuların yeni döneme geçişi, Şenol Güneş’in Beşiktaş’taki işi kolaylaşacaktır.
Teknik, taktik, yetenek kategorilerinde ise Türkiye ve Dünya garanti belgeli bir hoca olduğu herkesin malumu.
Hiç mi eksisi yoktur Şenol Güneş’in?
Elbette vardır.
Ve bence ilk sırada “felsefe merakı” gelmektedir!..
Hele “haksızlığa uğranan” maçlardan sonra.
Çok hızlı düşünüp hepsini söylemeye çalışan hoca, somut hakem hatalarını sisteme bağlayıp oradan da futbolun temel kurumlarına uzandığı ve somut hakem hatasını bile unutturacak kadar akıl karışıklığı yarattığı maç sonu basın açıklamalarıyla ünlüdür.
Bu isyanları belki Türkiye’de “kayırıldığı” iddia edilen takımların başına geçmediğinden kaynaklanıyor, fırsatını bulmuşken tüm biriktirdiklerini söylemeye çalışıyordu ama şimdi üç büyüklerden birinde ve Beşiktaş aksini söylese de “kayırıldığı” iddia edilen tarafta.
Belki yapmaz bundan sonra.
Çünkü “özne” aynı olsa da Bursaspor teknik direktörü ile Beşiktaş teknik direktörünün “etkisi” farklıdır. Keskin yanıtlar ve zehirli polemiklere açıktır üç büyüklerden çıkan eleştiriler. Asla “kazananı” olmaz, hem Beşiktaş hem de futbolumuz yaralanır.

Hamza Hocam nazik olma!

Bir insanla karşılıklı üç saat oturup her soruyu serbestçe sorma ve en ufak bir alınma gücenme görmeden samimi/içten yanıt alma şansınız varsa baya iyi tanımış oluyorsunuz yani...
Ben de tanıdım Hamza Hamzaoğlu’nu.
Tanıdıkça sevdim.
Ve korktum.
Çünkü yaradılışından gelen tevazu ve hümanizmin futbol denilen zemini kaygan, aktörleri kıvrak, takdiri hesaplı, eleştirisi insafsız dünyada yükselişine engel olacağını düşündüm.
Hamza Hamzaoğlu’nun meziyetleri elbette mükemmeldi.
Lakin Emre’nin, Burak’ın sahadan alınma isyanları göstermişti ki, genç yaşında şöhret ve para obezi olmuş futbolcular, kendilerine sunulan medeni yaklaşımın keyfini çıkaracaklarına zaaf olarak kullanıyorlar, egolarına cila yapma fırsatına çeviriyorlardı.
Yöneticiler, “başarı paylaşma savaşında” başarısı tescillenmiş “Hamzaoğlu ekibinin” Dürüst ve Albayrak’tan oluşan yönetici kanadını gelişigüzel budamaktan kaçınmıyorlar, olası bir serzeniş ihtimaline karşın genç hocanın nazik ve kanaatkâr tavrına güveniyorlardı.
Kötü kullanılıyordu Hamza Hoca’nın meziyetleri...
Ama hâlâ efendiliğinden taviz vermiyordu.
Korktum.
Birincisi; faziletleri yüzünden eziyet çeker diye.
İki; bıkar ve değişir diye.
Umarım nezakete nazik karşılıklar alınacak bir seviyeye yükselir futbolumuz ve Hamza Hamzaoğlu da değişmeden başarmayı sürdürür.