Birileri “sen işine bak” dese de...
Terör “korku” ile beslense, kanını “çarpan yüreklerden” sömürse de...
Konuşmak, korkuyu yaygınlaştırmak ve terörün piarını yapmak anlamına gelse de...
Sormak kaçınılmaz oldu:
Yüzlerce kilometrelik sınırımızdaki bölücüsünden radikal dincisine teröristler ve onların yurtiçi uzantıları her gün can almaya, yeni dullar yetimler yaratmaya devam ederken, futbolun “ayrı bir telden çalıp oynaması” ne kadar gidecek acaba?
Ya da bizlerin çalıp-oynamaya ritim tutması... Ne zamana kadar?
Bu koşullarda “Fenerbahçe’nin bir transfere, Galatasaray’ın defansif orta sahaya, Beşiktaş’ın hareketli kanatlara ihtiyacı var” derken sapına kadar “marjinal” mi oluyoruz yoksa?
Şehit babası “devletin verdiği 290 lira engelli aylığı yetiyor” tok gözlülüğündeyken, milyonlarca Euroluk Van Persie “çok ucuza geldi” tespiti, şımarıklık mı, hesap bilmezlik mi, salaklık mı, ne oluyor bilen var mı?
Veya en tehlikelisi; içine düştüğümüz tuzak, “yabancılaşma” mı?
Dev gibi ortak dertleri unutmak için futbolu uyuşturucu niyetine kullanıyor olmayalım sakın?
Lakin, kaçınılmaz “ayılma” yakın.
Bizler ergenlikten yaşlılığa sağ-sol, Asala, Pkk ile geldiğimiz, yeni yüzyılda Müslüman geçinen katillerle piştiğimiz, her türlü operasyona aşina olduğumuz için, nispeten alışkınız bu işlere.
Peki, görece bir huzurda yeşeren gençlik, nasıl tepki verecek?
Akıllı telefonlarına, laptoplarına iyice gömülüp sokakları statları unutarak içlerine mi kapanacaklar?
Yoksa, memleket meselesine kafa patlatıp futbolu falan bir kenara mı koyacaklar?
Her iki durumda da ıskartaya çıkıyor spor. Biz konuşmasak da duymasak da görmezden gelsek de terör sporu etkileyecek; en başta da sporun kaymağını yiyen futbolu. Kıyıdan köşeden etkilemeye başladı bile...
Duydunuz Gaziantepspor teknik direktörü Mutlu Topçu’nun durum tespitini:
“Bulunduğumuz coğrafya nedeniyle transferde zorluklar yaşıyoruz”...
Yani... Sınır bölgesindeki kente futbolcular gitmek istemiyormuş.
Neden? Çünkü Aysel Gürel’in şarkı sözleri gibi “bir yanı her duruma müsait” Antep’in.
Antep öyle de, sanki İstanbul daha güvenli!
Mega kentte terörün hangi yandan geleceği bile belli değil. Her gün birkaç semtinde bomba ve makinalı tüfek sesleri yankılanıyor. Tek avantajı çok büyük olması. Saldıran köpek balıklarından “kalabalıkta bana değmez” diye sürüsüne sığınan sardalyaların savunmasını benimsemiş İstanbullu...
Mesela dün sabah en yoğun saatlerde metro boş gitti geldi.
Konuk futbolcularımızın da pek çoğu artık İstanbullu değil mi?
Bakalım ilk tırsan hangi yabancı futbolcu olacak.
Unutmayalım, futbol insanları mobilize eden en yaygın eylem.
Terörün sevdiği de kalabalıklar...
Artık bombaların bile “canlı” olduğu bu saldırılar daha da tırmanırsa, stat güvenliği de yetmeyecek değerli sorumlular.
Fenerbahçe’nin takım otobüsüne av tüfeği ile dokuzlu şevrotin sıkan manyak bile yakalanamamışken, hangi futbol kafilesi güvenle yol alacak belli mi?
Mesele futbolun meselesi değil... Memleket meselesinin futboldaki izdüşümünden bahsediyorum ki, birileri “suyu bulandırma şimdi” diyorsa, ya sıfır numara aptaldır ya da deve kuşu özentisi.
Neyse...
Biz yine işimize bakalım.
Yüreğimiz kan ağlayarak, şehitlere rahmet okuyarak, başta futbol sporun geleceğinden endişe duyarak işimize dönelim. Ama yaslıyız ve kızgınız; elimizin geri geri gittiği bir gerçek.

Bilic’e her yer “evidir”...

“Derbi engelli” diye Beşiktaş’tan gönderilen Bilic’in çalıştırdığı West Ham United, deplasmanda Arsenal’i 2-0 yenerek sürpriz yaptı.
Sürpriz, o maçın derbi kapsamına girmesi.
Deplasman galibiyetinin neresi sürpriz?.. Evsiz barksız Beşiktaş, Bilic’e “her yer bizim evimiz” kavramını öğretti, deplasman falan fark etmez artık ona.
Şaka bir yana, üç-beş yıl sonra on misline tekrar alacaktır Bilic’i Beşiktaş.

Hamza Hamzaoğlu’na “dokunulmazlık” verin!

Eğip bükmenin anlamı da yok gereği de... Rakipleri yabancı yıldızlarla parlatılırken, Galatasaray’da voltaj düşmüştür ve durumu düzeltmek için yeterli enerji yoktur.
Yani para... Aynştayn “para” için “yoğunlaşmış enerji” demişti hatırlayın!
“Şunu aldık, şu gelecek” falan hikaye...
“Asıl eksik nerede” diye yarışmalar düzenleniyor Galatasaray medyasında, takım sahada sırıttıkça kazanan kaybeden belli oluyor... O hale gelmiş hadise. Daha Melo’nun yerine defansif orta saha alınamadığı için Galatasaray’ın rakipleri, kaleci Muslera ile lunaparkta penaltı çeker gibi oynamakta. Durumun vahameti, Muslera’nın formunun zirvelerini zorlaması yüzünden anlaşılamamakta. Muslera grip olsa, iyileşene kadar her maçta üç yer Galatasaray.
Bunlar benim üstün zekam ile yaptığım analizler değil. Galatasaray taraftarları da biliyor, yöneticileri de, teknik direktör Hamza Hamzaoğlu da.
Peki, Galatasaray Süper Lig’de veya Avrupa’da iskambil kağıdı gibi devrilirse ne olur?
Taraftar üzülür müzülür, suçlayacak birilerini bulup yüreğini soğutur.
Galatasaray’ın başkanı- yöneticisi, A Lisans diplomalı eski futbolcu değil ki... Sorumlu teknik adamı itiverirler ortaya.
Hamza Hamzaoğlu ise üç kupayla rekorlar kırarak başladığı ikinci yılında tek, kelime edemeyecek hale gelir, belki sezonu bile tamamlayamaz. Hamzaoğlu da dahil herkes bunun farkında. Diğerlerini bırakın... Hamza Hoca neden bastırmıyor takımı restore etmek için? Sonuçta kendi kariyeri, kendi adı, mesleği, unvanları tehlikede değil mi?
Halden anladığından ve Galatasaraylılığından.
O zaman, Galatasaray Yönetimi çıksın bir garanti versin bu kadar fedakâr hocaya... Desinler ki, “İçerde ve dışarda hangi başarı diliminde yer alırsak alalım, Hamza hoca dört yıl daha takımın başında kalır ve olası bir başarısızlık durumunda kendisi sorumlu ilan edilmez”!..
Neden?
“Bu durum Galatasaray’ın içinden geçmekte olduğu sürecin mecburiyetlerinden kaynaklanmakta, hocamız Hamzaoğlu gönüllü olarak elini taşın altına koymakta ve yönetime yardımcı olmaktadır”.
Umulandan fazlası mı oldu?.. Biliriz ki, sebebi Hamzaoğlu.
Bunlara gerek yok mu?
Çok gördük bu filmleri biz...
Şemsiye tersine döndüğünde, “o hoca bile değil” diye konuşmaya başlar yöneticiler. Dün alkışlayanlar bağırıp çağırır. Bugün parasızlıktan alınamayan futbolcuları Hamzaoğlu’nun planı projesi gibi gösteren Başkan, sözleşmeyi iptal ederken geçmişi hatırlamaz bile.
Kolay bulmadık biz Hamzaoğlu’nu...
Para kaynaklı entrikalar arasında yitirmeyelim.