Uçuk/kaçık ama açıklayıcı!

İster “uçuk” bulun, ister “kaçık”!.. Ama unutmayın ki, hiçbir futbol adamının “sözün bitti yer” dışında tarif getiremediği “içinde debelendiğimiz futbol gerçekleri” kadar aykırı değildir benim “Başakşehir lige verilen milli maç ve seçim arasından sonra şampiyon olmaktan vaz geçti” teorim.
Üstelik doğumundan bu yana birkaç haftada iyice gürbüzleşti!
En son, Ankaragücü karşısına çıktığı “ilginç” kadro ve Avcı’nın Arena gerilimini kışkırtacak kulübeli/koridorlu beyanlarıyla daha da palazlandı.
Başakşehir, Pazar günü Arena’da gereksiz bir penaltı veya kırmızı kartla Galatasaray’ın işi kolaylaştırırsa “fantezi” veya “teori” olmaktan çıkar, sebebi üzerine yıllarca kafa patlatılacak bir olgu haline gelir.
Tersi yaşanır, sabık lider Galatasaray’ı devirecek bir performans ortaya koyarsa çöker...
Hakemlere kalmaz bu sefer...
Çünkü onların suyu çıktı.
Tüm VARlıklarıklarıyla çuvalladılar.
Birileri hor kullanıyor hakemleri!.. Durumu “yaranma, hoş görünme, taraf tutma” ile açıklamak mümkün değil. Kariyerini çizme, işini kaybetme, adını “aptal ile düzenbaz” arasında berbat bir yere konuşlandırma türünden “ağır risklerle” yapıyorlar yaptıklarını hakemlerimiz.
Çok daha büyük bir “üst motivasyonları” olmalı.
Olaya, “hiç olmazsa bu memleketin üçte biri sevinsin” diye “şampiyonluğu bir kitle takımına teslim etme niyetindeki aday” teorisini büyüteç yapıp bakarsanız, “hakem saçmalığına” bir gerekçe bulabilirsiniz.
Ne yapsınlar!.. Şampiyonluğun diğer adayı Galatasaray’ı ayakta tutmak zorundalar!
İşte, Fenerbahçe-Beşiktaş gibi Galatasaray’ın ezeli rakipleri ile şu süreçte Galatasaray’a rakip olma talihsizliği yaşayan kulüpleri çileden çıkaran, başkanlarını isyan ettiren de Galatasaray’a bu “ikram”...
Herkes biliyor ki, Başakşehir’i buzdolabına koyarken yerine Fenerbahçe, Beşiktaş şampiyon yapılmak istenseydi, aynı ikramlara muhatap olsalardı, sadece isyan edenlerle kıs kıs gülenler yer değiştirecekti, o kadar.
Aslında herkes “mağdur” bu düzende.
Şampiyonluktan vaz geçmek durumunda kalan da... Şampiyonluğu şaibe kulpundan tutacak olan da... Ezeli rakibiyle arasında kapanmayacak uçurumlar oluşmasından korkan da.. Satrancın piyonu yapılan hakemler de... Futbol ararken çapraz bulmacayla yetinen biletli/dekoderli insanlar da.
Tamam... Daha ileri gitmeyelim bir “teori” üzerinden.
Alt tarafı beyin jimnastiği. Belgesi yok, tanığı yok...
Üstelik hafta sonu gümbür gümbür yıkılabilir. Başakşehir kazanır, şampiyon olur belki...
Peki... Biz niye yaşadık bunca rezilliği?
Ortada resmen Galatasaray’ı kayıran hakemler var. Dikkat edin, bir tane de değil “hakemler”...
Belli ki, “en masum boyutuyla” durumdan vazife çıkarmışlar!
Diyelim ki, kimse kulaklarını çekmedi. Direktif vermedi.
En nahif tarafından, “Terim’den tırsmış” olsunlar... Galatasaray ikinci başkanı Abdurrahim Albayrak’ın “bir takım şampiyon yapılacaksa bilelim; hiç uğraşmayalım” isyanı ile “ayar” olmuşlar mesela!
Yahu bu nasıl ülke?.. Bu nasıl futbol?.. Milyarların döndüğü, milyonların müşteri/sevdalı olduğu bir sektörü, dört-beş tane düdüklü adam oyun hamuru gibi yoğuracak, öyle mi?
Geçiniz...
O kadar inisiyatif sahibi hakem, daha anasından doğmadı. Niyet edip uygulayacak MHK henüz kurulmadı. İster uçuk, ister kaçık; bana teorimden başkası açıklayıcı olamıyor artık...
O da Pazar günü çökerse, tek çıkar yol beklemek. Bu sezonun “kriptoları” elbet bir gün güneşe çıkacak. Belki beş ay, belki beş yıl sonra. Ama bir gün mutlaka.
Sayın Ali Koç yine “acullük” ve “toptancılık” etmesin kapının önünden önce şimdi/hemen mahalleyi temizlemek için...
Zamanı gelecek.
Belki beş ay, belki beş yıl sonra.
Bu sezon içimizi ezdi ama hiç olmazsa arınma zamanı gelip çattığında işe yarayacak.