Teknik direktörler de profesyoneldir sonuçta. Sorumluluk üstlendikleri takımların başarılı olmasını sağlamak tek hedefleridir. Transfer çalışmalarında yönetimlerden talepleri bunu sağlamak üzerinedir. Eğer oluşturulmuş bir kadro devralmak zorunda kalmışlarsa ve bunu kısa vadede değiştirmek olanağına sahip değillerse, temkinli davranmak zorundadırlar.

Ama Ersun Yanal bunu yapmadı. Rekor oyuncu sayısı ve transfer harcamalarıyla kurulmuş kadrodan beklentilerin tavan yaptığı çok kritik bir dönemde görev üstlenmesine karşın, o hiç de profesyonel (!) olmayan ve olası başarısızlık durumunda elinde koz olarak kullanabileceği, “Ama bu kadro benim değildi ki!” mazeretini, “İyi bir kadromuz var” açıklaması yapıp elinin tersiyle bir kenara itti.

Ama bu söz bakın ona neler kazandırdı:

Öncelikle, geliş sürecinde geçmişteki birer söylem ve hareketi nedeniyle yürütülen linç kampanyasının sona erdirdi.

Teknik direktör aşağılamalarından bunalmış oyuncularına özgüven aşıladı. İstikrar sağladı, zorunlu değişiklikler dışında kadroyla oynamadı. 7 gol atılan Galatasaray ve Gençlerbirliği kadrolarına bakınız; iki farklı isimden Salih cezalı Constant sakat.

Skor 4-0, Gençlerbirliği bir köşe vuruşu kullanıyor. Cardozo ceza alanı içinden top çıkarıyor, hızlı hücumda arkadaşlarıyla beraber, atak sonuçlandığında da rakip kaleye 5 metre mesafede. Bunu uzun bir sakatlık döneminden çıkmış yıldız bir oyuncuya yaptırmak, kendisine yüklenen sorumluluk ve empoze edilen özgüvenle ilişkilidir. Cardozo’nun Halilhodzic dönemini hatırlayınız!

Yayıncı kuruluş, Gençlerbirliği maçının istatistiklerini yayınlarken, koşu mesafelerinde Trabzonspor’un kırdığı rekora özellikle vurgu yaptı. Bir maçın kazanılmasında koşu mesafelerinin önemi yadsınamaz. Demoralize olmuş, özgüveni düşük bir oyuncu kadrosunu bu kadar koşturamazsınız.

Sonuç şu: Yanal yönetimindeki Trabzonspor 3 maçta üstelik biri deplasmanda Galatasaray’a olmak üzere 10 gol attı.

Bu durum; Fenerbahçe ve Trabzonspor taraftarını tek bir noktada buluşturdu ve aynı dönemde hem Kadıköy’de, hem de Trabzon’da “Ersun Yanal” tezahüratlarının atılmasını sağladı.

Eleştirilere Tepki!

Gelelim Trabzonspor ile ilgili daha önce yapılan eleştirilere yönelik tepkilere: Sezon başından beri bu kadroyla ilgili yapılan eleştirileri bir kez daha okuyun göreceksiniz ki; kalitesiyle ilgili tek kelam edilmemiş. Cardozo’ya, Constant’a, Mehmet Ekici’ye, Cezayir Milli Takımı formasıyla Dünya Kupası oynamış Berlkalem’e, Medjani’ye, “kötü futbolcu” diyen pek olmadı.

Eleştirilerde, Cardozo, Constant ve Mehmet Ekici’nin geçirdikleri uzun sakatlık dönemleriyle ilgili kaygılar vardı, “Geri dönüşleri nasıl olacaktı?” sorusunun yanıtı şimdilik olumlu olsa da, şu anda da genel olarak Yanal’ın antrenman programına bu kadronun ne kadar süreyle ayak uydurabileceği kuşkusu yok değil. Fizik ve mental yorgunluk baş göstermeden bu tempoyla devre çıkarılabilirse, Yanal’ın kendi antrenman programıyla devre arası kampında yeni yüklemeyle bu kaygı da kendiliğinden ortadan kalkabilir.

Eleştirilere yönelik tepkilere bu noktada dikkat çekmek isteriz ki; gerek Trabzonspor Başkanı ve yönetiminin, gerekse de kontrollerindeki bazı sosyal medya kullanıcılarının, başarılı skorların ardından, “Ama dün bu kadroya acımasız eleştiriler yapıyordunuz, şimdi ne oldu!” şeklindeki alaylı suçlamaları bir yanda. Gerçekten de iyi niyetli olup, renklerine gönül verdikleri takımın eleştirilerine çok fazla tahammül edemeyen bazı taraftarların sitemleri diğer yanda. İki kesime de şunu söyleyebiliriz:

Bu kadronun kalitesi daha önce de söyledik, ortada. Sorun kadronun oluşturulması aşamasına yapılan yanlışlıklar. Harcanan gereksiz paralar. Bu kadro Süper Lig’de 11 takımın toplam transfer harcamalarından daha fazla faturayla mal oldu Trabzonspor’a. Tabi ki kaliteli olacak. Başkan ve yönetimi “Trabzonspor’a ihanet ediyor!” diye değil, beceriksizliğinin ve savurganlığının Trabzonspor’a ağır faturası nedeniyle eleştirdi.

Unutulmasın ki; kadro şampiyonluğu elde etse de, vereceği haz ve sağlayacağı gurur dışında ekonomik getirisi, maliyetin yanında devede kulak kalacak. Eee tabi ki “pembe tablocuların” yanında birileri de bunları dile getirecek.