Eyvah Fener şampiyon oldu!

"Söyledim ya" demiş Paşa; "Alllahaısmarladık dedim"... Ben de bazı şeylerin "kullanılmaması" gerektiğini düşünenlerdenim.Dini siyasete alet etmek ile futbol yorumlarına taraftarlığını karıştırmak, aynı dansın farklı salonlardaki icrasından başka bir şey değildir aslında.Birinde iskarpin - smokin, diğerinde kaşkol - krampon... Müzik değişik; tempo ayrı. Birinin zemini çim, diğeri kırmızı halı kaplı. Orkestra bile farklı, ama dans aynı dans.Öyle bir dans ki, sonunda "kavalye"ye de yazık olur, "dam"a da. Konu futbolsa, şampiyonluk güçtür, kuvvettir, iktidardır. Ama, uğruna pusu atılıp, ökseler kurulan o gün geldiğinde ne yapacağını, ne söyleyeceğini şaşırtır danstan başı dönmüş adama. İsmet İnönü konuşmasını yapıp kürsüden indiğinde "Paşam keşke Allahın adını da geçirseydiniz halka hitabınızda" diye yazıklanmış seçim telaşındaki parti arkadaşları. Gün, o gün işte... Şampiyon Fenerbahçe. Şayet Fenerbahçeli bir yorumcu değilseniz yandınız. Tuttuğunuz takımı, sizi "teşkilattan" bellemiş taraftarlarını, yönetimdeki "ahbap çavuşları" üzmeden, kızdırmadan adil olmaya çalışacak ve Fenerbahçe için bir iki güzel laf bulacaksınız. En kestirme ve emin yol, yakası açılmadık, hesabı sorulmadık "şehir efsaneleri" yumurtlamaktır. Mesela Daum, bu iş için biçilmiş kaftandır. Zaten sezon boyunca Daum takımı defalarca ters - yüz ederken, siz kendi takımınızla uğraşmış ve bu konularda pek eleştiri yapmamış olmalısınız. Sonuçta şampiyon hoca; "ultra, süper deha" de geç...Olmadı; futbolculardan bir kaç tanesini seç. Veya kondisyoner, ya da kaleci antrenörü, menajer falan... Burada önemli olan, daha önce söylenmemiş fanteziler yaratmak ve yüceltir gibi göründüğünüz şampiyonluğu gözden kaçan bir iki unsura bağlayarak aslında küçümsemektir. * * * Ama Fenerbahçeliyseniz; övgüde bile hiyerarşinin bozulmaması gerektiğini bilirsiniz. "Önce Başkan" diyeceksiniz. Hani üç sezondur, takıma karıştığı için gizliden gizliye çekiştirdiğiniz Başkan... Ona gereken saygıyı gösterdikten sonra Daum ve futbolculara geçebilirsiniz. * * * Bir de "antika" yorumcular var. Yani tarafsız olmaya çalışanlar. Asıl görevlerinin kulübü ihya etmek değil, konu ettiği takıma ait düşüncelerini olanca açıklığı ile halka iletmek çabasında olanlar. Onlar senede birkaç gün bayram yaparlar. Şampiyon belli olmuştur ve kimse onlardan kahramanlık öyküleri, destanlar, yıkama yağlama, koltuklama, mubalağa ummamaktadır."Tebrikler Fenerbahçe" der, mantık yoluna dönerler:"Fenerbahçe değil de hangi takım şampiyon olabilirdi bu sezon?.. Üç hoca değiştiren Trabzonspor mu, iki hocalı Galatasaray mı? Harakiri yapan Beşiktaş mı" diye sorabilir onlar... İlk yarıda rakibinden 11 puan fark yiyenin de aynı hoca olduğunu söyleyebilirler. İmar ve dolar konularında Fenerbahçeye hizmetlerini alkışladıkları Başkan için, biraz da şans meleklerinin yardımıyla gelen şampiyonluğu yeterli görmeyebilirler. Son "şampiyonluk balosu"na büyük starlarımızdan Artonun ev sahipliği yaptığını hatırlayıp titreyebilirler. Ve son şampiyonluğu takip eden kaosun tekrarlanmasından endişelenebilirler.Çünkü onlar; yorumlarını ancak İsmet Paşanın söylevini dini motiflerle beslediği kadar süslemek derdindedirler."Tebrikler". * * * Yasa boğan yasa Yeni futbol yasasındaki bir ayrıntı yüreğimi parçaladı:Bu bir "ikrar"dı... Ya da "insan malzememizin" kalitesini belgeleyen "yaslı" bir ayrıntı.Yasaya göre, stad içindeki emniyetin Özel Güvenlike teslim edilmesi için henüz vakit erkendi. Yani... Kulüplerin bu özel güvenlik denilen müesseseyi birer "yandaş arpalığı"na çevirmesinden endişe duyuluyor, üniforma giyecek fanatiklerin, konukları korumak yerine onlara sopa çekmesinden korkuluyordu. Şimdilik görev polise kalmıştı. Ne zaman mı "çıtayı yakalayacaktık"?.. Allah bilirdi!..Ne yazık ki, haklıydılar yasayı hazırlayanlar. Aylardır boşuna üzülmüşüz yani...Bu kadar marjinal kaldığımız futbolun, Avrupa Şampiyonasında ne işimiz vardı zaten. Tarihinden, kariyerinden ve sermayeden yiyen Galatasaray, skandal sezonunu şampiyon adayı takımı evinde net bir skorla yenerek tamamlamış, gecenin kahramanı Necati, sevgili Hakan ağabeyinin onurunu korumaya çabalıyor. "Usta"sıyla aynı kelimeleri kullanarak "delikanlılık" temasını işliyor ve Hakanı eleştirenleri delikanlılığa davet ediyor. Oysa "usta", çoktan yelken basmış kendi yarattığı fırtınaya. Son maçtan önce "Trabzonsporu şampiyon görmek isteğini" eleştirenlere kural dışı "yeke sallıyor":"Ya dilleri kopsun, ya kalemleri kırılsın!" Bu onun tarzı. Böyle gelmiş, böyle gider. Peki, asıl görevi Galatasarayın onurunu korumak olan Necatiyi motive eden ne?..Sana ne delikanlı? Ustan kendisi sorun yaratıyor, kendisini pekala savunuyor.Enerjisini gerilimden çıkarır, oldum olası. Peki sen hazır mısın böyle bir futbol yaşamına. Unutma, "usta"nı taklit edebilmek için en azından onun kadar zeki ve yetenekli bir futbolcu olmalısın ki, sevimsiz huylarına karşın ayakta durasın. Çok zor bir yoldasın. Necati, dön geri Tahkim Kurulu Başkanı Sayın Türker Arslan, istediği kadar rencide olsun, esef etsin Devlet Bakanı Sayın Mehmet Ali Şahinin söylediklerinden; ortada bir gerçek vardır ve gerçekler acıdır: Futbol Federasyonunun "bazı" kurulları "talimatla" karar vermektedir! Sayın Arslan hukukçu olduğundan, belge isteyecektir. Hemen vereyim:Profesyonel Futbol Disiplin Kurulunun Trabzonspora "verilip geri alınan" saha kapatma cezasının, yukardan gelen talimatla gerçekleşmediğini kabul edelim... Peki 7 Mayısta Bakan Şahinin "Talimatla karar veren kurulları görmek istemiyorum" lafından sonra Bursanın sahasını kapatıp, Galatasaraya bir maç seyircisiz oynama gibi doğru fakat "uyumsuz" bir kararı nasıl vermiş oluyor PFDK? Talimatla!.. Ama bu kez Bakan talimatıyla. Son ceza da talimatla Yiğidin hakkını verelim; Futbol Federasyonunu şu anda sayın Haluk Ulusoydan daha iyi yönetecek bir Allahın kulu yoktur bu ülkede!.. Çünkü MHKsıyla, PFDKsıyla, Tahkimiyle Futbol Federasyonunu şu andaki durumuna getiren Sayın Haluk Ulusoydur. Başkanın "saltanatı" süresince, kendi yoğurt yiyişine göre "karmakarışık makam masası" şekilinde düzenlediği Futbol Federasyonu, bünyesine sızdığı iddia edilen her türlü unsurla birlikte öylesine girift bir haldedir ki, Abdülhamitin Balkan Politikası gibi kendi özel koşulları içinde "yönetim açısından" başarılı bile sayılabilir. Aynı yapıyı sayın Ulusoydan başkasının yönetmesi olası değildir. Bu bir "tarz"dır. Şimdi merak edilen; "Ulusoy Federasyonu aynen mi kalacak, rötuşlanarak mı sürecek, yoksa tarihe mi karışacak" sorusuna kimin yanıt vereceğidir. "Rakipsiz olarak gidilecek bir Genel Kurul" deyip güldürmeyin insanı. Elbette karar Hükümetindir. Artık yasama- yürütme-yargı ve medyanın yanına Futbol Federasyonu da eklenmiştir. Olay, o boyuta gelmiştir. Bakanlık ile Federasyon arasında her gün ivme kazanan "düşük yoğunluklu bir savaş" sürmektedir ama sayın Ulusoy "bakan zıtlaşmasında" şerbetlidir. Federasyon sarmalı, bünyesine nüfuz etmiş "sivil toplum örgütleriyle" o derece düğümlenmiştir ki, kararı Hükümet verecektir. Gelin de özerklikten bahsedin şimdi. Neresinden baksanız işin tadı kaçmıştır. Beşinci güç; federasyon Beşiktaştaki başkan adaylarının kalabalığına bakarsanız; teknik direktörden sonra başkan yetiştirmekte de hayli verimli ve üretken bir "yetenek imalathanesi" yorumunu yapabilirsiniz asırlık kulüp için. İyi hoş da, daha önceleri neredeydi bu adaylar?.. Acaba biri bile Serdar Bilgilinin karşısına çıkmış olsaydı bugünkü kaos yaşanır mıydı? Keşke Bilgili seçilirken de adaylıklarını koysalardı. Keşke adaylıktan vazgeçip Bilgilinin yönetimine girselerdi. Keşke ayrılmasalardı. Keşke yönetim koltuklarını doldurmak için "B" tipi yöneticilere yer verilmeseydi. Kim ve hangi cesaretle küfür edebilirdi başkanlık koltuğuna doğru o zaman ? Bir bakıma bu adaylar da kaosun mimarlarından. BJKnın rötarlı adayları Trabzonspor - Galatasaray maçını Avni Akerden izleyenlerden biri olarak bence "maçın olayı" hakem üçlüsünün sahayı korumasız terk etmesiydi. Usulen yanlarında iki polis yürüdü, o kadar. Hem de Trabzonsporun farklı yenilerek şampiyonluğu resmen kaybettiği maçın ardından.Ben, iki neden bulabildim. Ya Trabzonlular Galatasarayı o kadar seviyorlardı ki, yenilmek bile batmıyordu. Ya da Trabzonspor taraftarları futbolla öylesine haşır neşirdiler ki, maçı bir teknik direktör gibi okuyup, yenilmeyi hak ettiklerini düşünüyorlardı. Nereden baksanız "etik" bir geceydi. Rakibe sevgi, futbola saygı... Neyse ki, "Küçüklerini korumak"a sıra gelmeden Lig bitti. eguven@milliyet.com.tr Karadeniz ve etik

"Selam verme durumunu kabul etmek lazım"

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber