Artık psikoloji, sosyoloji ve ekonomi futbolun tanımında pek fazla yer tutmuyor. Mesela Dünya Kupası sonrasında kafamızda iki görüş oluştu... Siz ne kadar katılırsınız bilemem ama biz yine de yazalım...

Örneğin Kore ve Japonlar’ın oynadığı maçlarda sıklıkla görülen bir durum vardı. Rakip oyuncuya adeta güreş yapar gibi sarılıp ayağından topu kapana kadar bırakmamak. Hatta düşürecek kadar bırakmamak. Hakemler gördüğümüz kadarıyla bu durumlarda cezaya pek gerek görmediler, oyunu genelde devam ettirdiler.

Gelelim ikinci görüşümüze... Futbol sahaları artık genç futbolculara dar geliyor. Futbol bir enerji ve sürat meselesi oldu. Forvet ile savunma oyuncuları arasında bir fark yok. Oyunlar o kadar hızlı oynanıyor ki, her karşı takım kendi kalesinde tehlike geçince diğer takımın ceza sahasına bir anda yığılıveriyor. İki takım oyuncuları arasından kalede bir delik bulursan ne ala. Ancak bir faul olursa ya da çekilen frikikle belki bir gol şansı yaratabiliyorsun. Yoksa gerisi penaltılara kalıyor.

Frikikle gol atanlar ilahlaşıyor. Manasız gol yiyen kaleciler utançlarından ağlayıp duruyorlar.

Spor otoriteleri bu tespitlerimize ne derler acaba? Esasında golsüz maçlar pek de tat vermiyor... Ne dersiniz?