Galatasaraya saygısızlık

Hagi bunu geçen Pazar çok iyi yaptı. Daumun takımını çaresizliğe itti. Daumun takımı ise kapanmaya mecbur kaldı. Rakibi, oyunu beklenmedik derecede ileride kurmuştu. Bu kontratağa çok yatkın bir takım olan Fenerbahçe için - Foxburynin altını çizdiği yeni eğilim de göz önüne alındığında - bir avantajdı aslında. Ve aslında o ünlü 6-0lık maç da, böyle bir oyunla, Galatasaray, Fenerbahçeyi kendi yarı alanına hapsetmek için deli gibi bastırırken oluşmuştu. Ama bir farkla. Hagi bu kez rakibinin pas bağlantılarını tamamen koparmayı başardı. Daum çaresiz kaldı. Oyunu kuramadılar. Euro 2004de atılan gollerin % 40ı kontrataklardan geldi. Topa sahip olma rekoru % 57yle Almanyaya aitti. Gruptan çıkamadılar. Geçen yıl Şampiyonlar Liginde bu alanda rekor PSVnindi, hiçbir şey yapamadılar. Finali oynayan Monaco topa sahip olma sıralamasında katılımcılar arasında 27nci, kazanan Porto ise 12nciydi. Deportivo %60 oranında - ve çoğunlukla da rakip yarı alanda - topa sahip olduğu Monaco maçını 8-3 kaybetti. Geçen Avrupa şampiyonasında en çok korner karşılayan takım 51le Yunanistandı. Maç başına 7,8 şut ortalamasıyla sadece Letonyayı geride bırakabildiler. Maç başına 3,5 korner atarak sadece Rusya ve Letonyayı geçtiler. Ve kazandılar.UEFA Teknik İşler Direktörü Andy Foxbury son bir yılda Avrupa futbolunda teknik alanda olup bitenleri anlatırken bu rakamları veriyor. Ve Marcello Lippiden bir alıntıyla, Rehhagel, Maurinho ve benzerlerinin nasıl kazandığının altını çiziyor "Teknik adamlık bir limonu sıkmak gibidir", yani elindeki kaynakları sonuna kadar kullanmak. Elinde defansif bir kaynak varsa onu kullanırsın. Başarını, kaynaklarını ne kadar kullanabildiğin belirler. Ve çaresiz bir şekilde yenildiler. Bu sizin, Dauma korkak diyenlerin başına hiç gelmedi mi? Hayatta hiç yenilmediniz mi? Elinizden geleni yaptığınız ama yarıştığınız kişinin sizden daha iyi olduğu hiç olmadı mı? Hiç çaresiz kalmadınız mı? Çaresizlik asla korkaklık değildir. Bazen elinizdekilerin tümünü ortaya koyarsınız ama olmaz. Yenilene korkak demek milli bir özelliğimiz oldu. Oyunu kendi alanında kabul eden, ya da oyunun dengesi nedeniyle buna mecbur kalan korkak sayılıyor. Tabii yenilen korkak olunca zafer de önemsizleşiyor. Tıpkı Pazar akşamki maçta olduğu gibi. Daum ve takımı korkak. Bir korkağı yenmenin ne önemi var ki! Eğer bunu söylersek Galatasarayın, Haginin hakkını yemiş olmaz mıyız? Savunma korkaklık değildir. Aksine büyük cesaret gerektirir. Ve bazen rakibiniz sizi buna mecbur eder. Unutmayın bu ülkenin son dönem kahramanlık destanları hep büyük savunma cüretlerini işaret eder. Çanakkaleye o koskoca anıtı, deniz feneri niyetine dikmedik. Korkaklık Manchester United maçı sonrası bir Erdinç Şehit efsanesi doğdu. Tuncayı nasıl bulduğu, nasıl büyüttüğü, nasıl Beckham tarzı bir program uyguladığının destanı yazıldı. Yıldız Tuncay değil de sanki Erdinç Şehit. Tam da yerine oturdu. Çünkü ben de maç sırasında hep bunu düşünmüştüm. Bunu düşünmeme neden olan ise Tuncayın formasının altına giydiği beyaz boğazlı kazaktı. Ve elindeki enine çizgili sarı lacivert eldiven. Erdinç Şehit, Tuncaya Beckham gibi bakıyor olabilir, ama belli ki onda Victoria gustosu yok. Yıldızını bu kadar kötü bir kostümle sahneye atan menajerin zevkinden kuşku duyarım. Acilen bir moda danışmanı gerekiyor. Ayrıca bir de ricam olacak. Madem bu kadar iyi planlama yapıyor, biraz da diğer iki oyuncusu Volkan ve Mahmut Hanefi için kafa patlatsın. Bu kadar yetenekli ama bu kadar silik iki futbolcu daha görülmedi. Bu şekilde Fenerbahçede kalamazlar. Belli ki Tuncaya ayrılan zamanın bir bölümünü onlara vakfetmek gerekiyor. Tuncayın beyaz kazağı Gençlik yerine konulmaz bir enerjidir. Ama büyük sınavları geçmek tecrübe işidir. Fenerbahçe Şampiyonlar Liginden biraz da tecrübesizlik yüzünden elendi. Galatasaray karşısında sudan çıkmış balığa dönüşlerinin sebeplerinden biri de bu. Fenerbahçenin Rüştü, Luciano ve Ümiti çıkardığınızda yaş ortalaması 23,7, bu oyuncuları kattığınızda 25. O beğenmediğimiz Manchester Unitedın ise 23.30. Tecrübe Geçen yıl Samsunspor maçı sonrası Beşiktaşlıların isyanlarına karşı çıkmıştık. Cem Papilanın yönetimi beni heyecanlandırmıştı. Doğrusu ya bu adamın cesaretini sevmiştim. Dün Ayhanın gözünün içine bakarak ettiği küfürlere ses çıkarmadığını görünce içimde bir futbol efsanesi daha çöktü. Şimdi o sahneyi gördükten sonra Papilanın, Türk hakeminin, Türk futbol insanının standardına nasıl güveneceksiniz? Beşiktaşlılara geçen yıl uğradıkları kazayı nasıl anlatacaksınız? Beşiktaşa çok yazık olmuş Bu köşe benim bahçem değil. O yüzden kendimi yazmam da doğru değil. Biliyorum. Ama bazen gerekiyor. Hayatta en çok gurur duyduğum şey Galatasaray Lisesi mezunu olmaktır. Beni ben yapan o taş duvarların arasında geçen 9 yıl. Hiç tartışmasız. Geçen yıllarda lisenin ön bahçesine bir anıt koydular. Batıya bakan bir pencere. Bir simge. Lisenin kulübü, kulübün liseyi hep batıya itmesinin bir sembolü olarak. Liseyi de, kulübü de Türkiyenin çok ötesine taşıyan bu sembolle anlatılan bakış ve anlayıştır. Peki ya Pazar akşamki başlamaması gereken maç. Merdivenleri boş bırakılamayan, bir tribününe insan alınamayan, dökülen stat. UEFAnın maç yapılmasını yasakladığı stat. Benim bildiğim Galatasaray 100. yılında şampiyon olmaktan çok bunu kafasına takar. Ve açıkça, en saygı değer abisinin ismini bu statla anmaktan utanır. Yenilenene, ya da yenisini yapana kadar bu stada Ali Sami Yen denmesin. Bu durum benim içimi acıtıyor. mdemirkol@milliyet.com.tr Stadın ismi değişsin

İbrahimovic tepkisiz kaldı!

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber