12. HAFTA

İngiltere’de futbol taraftarları artık ayakta maç izlemek istiyorlar. Ülke futbol tarihinin en büyük felaketi olarak kabul edilen Hillsborough faciasından bu yana yasak olan, futbol karşılaşmalarını ayakta izlemek konusunda Ada’da önemli gelişmeler oluyor.

1989’da Sheffield Wednesday’in sahası Hillsborough Stadı’nda oynanan Federasyon Kupası yarı final maçında Liverpool ile Nottingham Forest karşı karşıya gelmiş, karşılaşmada yaşananlar ülke tarihine kara bir leke olarak geçmişti. Tamamı Liverpool taraftarı olan 96 kişi çıkan olaylarda ezilerek can verirken, 766 kişi de yaralanmıştı.

Bütün stat ayağa

Olayın ardından Taylor raporu olarak anılan rapor hazırlandı. Bu rapor olayların ortaya çıkış sebeplerini, sonuçlarını ve konuyla ilgili yapılabilecek düzenlemeleri içeriyordu. Güvenlik güçlerinin zafiyetlerini ana unsur olarak ortaya seren rapor İngiliz futbolunun geleceğiyle ilgili önemli değişiklikleri beraberinde getirecek düzenlemeler de içeriyordu. En önemli reformlardan bir tanesi statların düzenlenmesi ile ilgili olanlardı. Bunların içinde de en çok göze çarpan husus, ülkedeki tüm statlarda ayakta seyirci alımının yasaklanmasıydı. Buna göre artık bütün statlar koltuklu olacak ve statların tamamında seyirciler futbol maçlarını oturarak izleyeceklerdi. Gerek İngiliz, gerekse İskoç futbolundaki tüm statlar 1994 yılından itibaren bu kuralı uygular hale getirildi.

Düzenlemenin Ada futbolunu nasıl değiştirdiğini anlamak için maçlardaki atmosferin dönüşümü kadar, ülkede pek çok stadın da o tarihlerde inşa edildiğine bakmak gerekir. Kimi kulüp statlarında bu değişiklikleri uygularken, kimi ise farklı bölgelerde düzenlemeye uygun yeni statlar inşa etmeye girişiyordu. Bu değişim, ‘teras’ diye tabir edilen koltuğun bulunmadığı, dünyanın en meşhur ayakta maç izlenen bazı tribün ortamlarını da tabiri caizse vuruyordu. Liverpool’un Spion Kop tribünü, Manchester United’ın Stretford End’i ve Aston Villa’nın Holte End’i bunlar arasındaydı.

***

İngiltere’de yaklaşık 20 yıllık bu yasağın sona ermesi için özellikle geçtiğimiz yıldan bu yana örgütlenen taraftarların ciddi bir mücadelesi bulunuyor. Taraftarlar, tamamı koltuklu olan ve tüm seyircilerin maç boyunca oturduğu müsabakaların heyecandan uzak kaldığını savunarak, statların belli bölümünde ayakta seyirci olayına (tekrar) izin verilmesini istiyorlar. Bu hafta çıkan haberlere bakılırsa, konuyla ilgili önemli gelişmelerin olduğu görülüyor.

Chelsea Teknik Direktörü Jose Mourinho ile Tottenham çalıştırıcısı Andre Villas Boas’ın geçtiğimiz günlerde yaptıkları ve stattaki atmosferin zayıflığından bahsettikleri açıklamaların, konuyla ilgili kamuoyu yaratılmasında önemli katkıları olduğuna dikkat çekilirken, Arsenal Teknik Direktörü Arsene Wenger’in “Güvenli bir şekilde ayakta maç izlemenin yüzde 100 yanındayım” ifadesinin de oldukça önemli olduğu ifade ediliyor.

Arsenal cephesinden konuyla ilgili değerlendirmede bulunan bir diğer isim de Ivan Gazidis… Londra ekibinin CEO’su “Eğer güvenli bir şekilde uygulanabilecekse, neden ayakta maç izlenmesine karşı olunsun ki?” sözleriyle, taraftarlara destek veren bir diğer futbol adamı oldu.

Premier Lig’in varolan politikaları taraftarların ayakta maç izlemelerine müsade etmiyor. Bu yüzden lig yönetimini karşısına almak istemeyen pek çok kulübün yöneticisinin konuyla ilgili açıklama yapmaktan imtina ettiği, konuşan teknik adam ve idarecilerin görüşlerinin de bu yüzden çok kıymetli olduğu değerlendirmesi yapılıyor. The Mail on Sunday’in iddiasına göre ise Premier Lig’deki 20 kulübün 19'u koltuksuz tribüne ve ayakta maç izlenecek bölümler olmasına destek veriyor.

Bu tip bir düzenlemeye karşı çıkan Premier Lig yönetiminin temel argumanı ise 'aile paketi'... Tamamı koltuklu dönemde tribünlere ailecek gelişlerin arttığını belirten lig idarecileri, oluşan ortamı da 'daha dostça' olarak nitelendiriyor. Güvenlik güçleri ise oturan kitleyi gözlemenin ve kontrol etmenin daha kolay olduğunu bu yüzden asayişi sağlamak açısından koltuklu dönemin kendileri için bir nimet olduğunu dile getiriyorlar.

Ancak Premier Lig yönetimi çok da katı değil. Ayakta seyirci olayı bir devlet politikası olduğu için bununla ilgili bir yasal düzenleme yapılması gerekiyor. Bu da tabandan başlayan hareketin silsile yoluyla yukarıya ulaştırılmasıyla mümkün olabilecek. Taraftarlar da bunun farkında. Onlar önce kendi kulüplerini ikna etmeye uğraşıyorlar. Böylece kulüpler konuyu federasyona iletecek ve federasyon da politik destek için lobi yapacak. Zaten lig yönetimi, ancak kulüplerin kendilerine bu yönde bir talebi olması halinde harekete geçeceğini belirterek; direkt olarak taraftar gruplarını muhatap almayacağını daha önce deklare etti.

Hull City kulübünün asbaşkanı Ehab Allam'ın "Taraftar gruplarımızla konuyu görüşüyor, değişimi destekliyoruz" ve Swansea başkanı Huw Jenkins'in "Taraftarlarımızla temas halinde olmamız gereken bir konu. Bunun stadımızda uygulanabilirliğini tartışıyoruz" ifadeleri de sürecin olması gerektiği biçimde işlediğini gösteriyor.

Peki Avrupa'da bu tip stadyum örnekleri var mı? Evet hem de önemli statlarda! Borussia Dortmund’un stadı Westfallen ve kale arkasında 'Sarı duvar' olarak tabir edilen tribün koltuksuz ve tam 25 bin seyirciyi barındırıyor. Bu bölümde 90 dakika ayakta duran taraftarlar şarkılar söyleyerek takımlarına destek oluyor. Yine Bundesliga'da Bayern Münih'in stadı Allianz Arena'da da böyle bir alan mevcut. Sadece Avrupa da değil. Yapımı geçtiğimiz yıl tamamlanan Brezilya'daki Gremio Arena'da da bir kale arkası 'teras' olarak faaliyet gösteriyor.

Statların koltuksuz bölümleri ateşli, taraftarlara kucak açarken, aynı zamanda ucuz bilet uygulaması ile dar gelirliye de alternatif sunuyor. 'Güvenli ayakta' olarak tabir edilen koltuksuz tribünün maliyeti ise kulüplere büyük bir yük getirmeyecek. Buna göre yer başına 100 poundluk bir masraf karşılığında dönüşüm sağlanabilecek. Bu rakam 2000 kişilik bir tribün için 200 bin pound demek. Yani Premier Lig'de yıldız bir forvetin aldığı bir haftalık maaşı kadar.

Bütün stat ayağa

Derbi böyle olur

Merseyside derbisi olarak adlandırılan Everton-Liverpool mücadelesi her zaman büyük heyecana sahne olur. Bu hafta Goodison Park'taki karşılaşma da öyleydi. 1894 yılından bu yana yaşanan dev rekabette ne zaman kimin kazanacağı belli olmaz. Ülkenin en üst ligindeki, en uzun geçmişe sahip olan derbi mücadelesinin bu yılki versiyonu, tıpkı 1926 ve 1930'da Goodison Park ve 1928'de Anfield'da oynanan maçlar gibi 3-3 sona erdi.

Ev sahibi Everton'ın başlama vuruşuyla start alan ve tribünlerde 40 bin futbolseverin bulunduğu mücadelede konuk ekip Liverpool 5. dakikada Coutinho'nun golüyle öne geçti. 8'de Mirallas'ın golü eşitliği getirdi. 19'da Suarez frikikten müthiş bir gol attı ve ligdeki gol sayısını da 9'a yükseltti. İlk yarı 2-1 Kırmızılar'ın üstünlüğü ile tamamlandı. İkinci yarı sahada Lukaku şov vardı. 72 ve 82'de sahne alan Belçikalı forvet, Everton'ı 3-2 öne taşıdı. 89'da sahneye çıkan Sturridge ise karşılaşmanın skorunu belirledi.

Fenerbahçe'nin Hollandalı yıldızı Dirk Kuyt'un Liverpool formasıyla toplamda 5 golünün bulunduğu Merseyside derbisinde 2013 mücadelesi, karşılıklı atılan gollerle berabere sonuçlanırken, hem tribündeki hem de ekran başındaki seyircileri futbola doydurdu. Bize de, böyle bol gollü ve heyecanlı bir Merseyside izleten her iki takım oyuncularına 'Mersi' demek kaldı.

Manchester City-Tottenham maçının haftanın en çekişmeli mücadelelerinden bir tanesi olması bekleniyordu. Ancak hiç de öyle olmadı! Ev sahibi City adeta 1-0 önde başladığı karşılaşmada rakibini 6-0 mağlup etti. Henüz 13. saniyede Jesus Navas’ın kaydettiği erken ötesi golün hızıyla ev sahibi ekip rakibine gol yağdırdı. Aynı oyuncu 90’da bir kez daha fileleri havalandırırken onun dışında Aguero iki gol, Negredo da bir gol attı. Diğer gol ise Ranieri’nin kendi kalesine yaptığı vuruştan geldi. Arjantinli Sergio Aguero bu maçta attığı gollerle gol krallığında 10 golle zirveye kuruldu.

Öte yandan Navas’ın kaydettiği gol Premier Lig tarihinin en hızlı gollerinden bir tanesi olarak tarihe geçti. İngiltere’de tüm zamanların en erken golü, Tottenhamlı Ledley King’in 2000 yılında Bradford City’ye attığı 10. saniyedeki gol. Newcastle’ın unutulmaz golcüsü Allan Shearer’ın 2003’te St James Park’ta Manchester City’ye attığı 10.4 saniyelik gol ve Leeds United forveti Mark Viduka’nın 2001’de Charlton Athletic’e karşı kaydettiği 11.1 sanyelik gol de listedeki diğer goller… Navas, Tottenham’a attığı golle bu kategoride ilk beşe girmeyi başardı.

Sezona istediği gibi başlayamayan ancak son üç maçını üst üste kazanarak toparlanma sinyalleri veren Manchester United bu hafta bir kez daha beklemediği puan kayıpları yaşadı. Cardiff City ile deplasmanda karşılaşan Kırmızı Şeytanlar sahadan 2-2’lik beraberlikle ayrıldı. Pazartesi randevusunda West Brom ile Aston Villa 2-2 berabere kalırken, diğer maçlarda Chelsea deplasmanda West Ham’ı 3-0 yendi, Arsenal Southampton’ı 2-0 ile geçti, Newcastle United Norwich’i 2-1 mağlup etti, Stoke City Sunderland’i 2-0 yendi, Swansea bir yediği maçta deplasmanda Fulham’a iki atarak üç puanı cebine koydu ve Crystal Palace dış sahada Hull City’yi 1-0’lık skorla saf dışı bıraktı.

Premier Lig’de en çok hoca kıyımı yaşanan ay olarak bilinen Kasım ayında, bir teknik adamın daha görevine son verildi. Palace çalıştırıcısı Keith Millen Hull City karşılaşmasında takımın başında son kez sahaya çıktı. Göreve getirilen Tony Pulis bundan böyle Crystal Palace’ın yeni teknik direktörü oldu. Arsenal haftayı 28 puanla lider geçti.

HAFTANIN KARMASI (4-3-3)

Simon Mignolet (Liverpool)

Kevin Catherine (Cardiff City)

Laurent Koscielny (Arsenal)

Danny Gabbidon (Crystal Palace)

Eric Pieters (Stoke City)

Jesus Navas (Manchester City)

Steven N'Zonzi (Stoke City)

Frank Lampard (Chelsea)

Sergio Aguero (Manchester City)

Romelu Lukaku (Everton)

Olivier Giroud (Arsenal)

HAFTANIN TAKIMI

Manchester City

Kağıt üstünde zor bir maç gibi görünen mücadelede, güçlü rakibi Tottenham'ı 6-0'lık farklı bir skorla geçen Manchester City önemli bir üç puanı hanesine yazdırdı. Ligde rakibini solladı ve Tottenham'ın iki puan önüne geçti.

HAFTANIN YILDIZLARI

Simon Mignolet - Romelu Lukaku

Haftanın iki yıldızının aynı maçta, farklı iki takımın formasını giyen iki futbolcu olması sıradışı bir durum. Lukaku attığı iki golle takımının derbiden 1 puanı çıkarmasında baş rol oynadı. Onun attığı gollerde Mignolet'nin yapabileceği birşey yoktu. Ancak Liverpool kalecisi yapacağını maç içinde farklı pozisyonlarda yaptı ve o da alınan puanda büyük pay sahibi oldu.

HAFTANIN GOLÜ

Jesus Navas (Manchester City)

Premier Lig'in 12. haftasına 13. saniyede atılan gol damgasını vurdu. Tottenham maçına hızlı giren ev sahibi City'de İspanyol kanat oyuncusu Navas ağları güzel bir vuruşla buldu.

HAFTANIN KURTARIŞI

Maarten Stekelenburg (Fulham)

Her ne kadar Fulham sahasında Swansea'ye 2-1 yenilse de ev sahibi ekibin kalecisi maç içinde başarılı kurtarışlara imza attı. Bunlardan bir tanesi maçın 0-0 devam ettiği bölümde, ilk yarının sonlarına doğru Nathan Dyer'ın karşı karşıya pozisyonda vuruşunu ayakları ile çıkarmasıydı.

HAFTANIN HAYALKIRIKLIĞI

Artur Boruc (Southampton)

Arsenal, Southampton'ı 2-0 mağlup etti. Maçın ilk golü sahalarda ender görülen bir goldü. Konuk ekibin kalecisi Artur Boruc, kendisine gelen topla rakibin baskısına rağmen çok fazla oynadı. Hatta topu bir o yana bir bu yana çekerek kendince Giroud'u çalımlamaya çalıştı. Ancak Fransız golcü bu laubali hareketleri affetmeyerek takımını öne geçirdi.