Beşiktaş Şampiyonlar Ligi play off turu için çekebileceği en zor kurayı çekti. Napoli (İtalya), Porto (Portekiz), Arsenal (İngiltere), Zenit (Rusya), Bayer Leverkusen (Almanya) gibi olası rakipleri bulunan siyah-beyazlılar Premier Lig'in dev ekibi Arsenal ile eşleşti.
İngiltere birinci liginde toplamda 13 şampiyonluğu bulunan, 11 kez de ülkenin en önemli kuipasını kazanan 'Topçular', Premier Lig'de son şampiyonluğunu yaşadığı 2003-04 sezonundan bu yana ipi göğüslemeyi başaramadı. Uzun süren bu hasreti sonlandırmak üzere harekete geçen Ada ekibinde geçtiğimiz yıldan itibaren önemli bir hareketlenme yaşandı.
Sezon başındaki transferlere ek olarak, devre arasında 50 milyon euro bonservisle Real Madrid'den kadroya katılan Mesut Özil kadroya katıldı. 1996'dan bu yana takımın başında olan Arsene Wenger'in teknik direktörlüğünü yaptığı kırmızı-beyazlılar Premier Lig'de fırtınalar estirdi. Ligi uzun süre lider götüren Arsenal, sonrasında özellikle büyük maçlarda aldığı başarısız sonuçların etkisiyle zirvedeki yerini Chelsea, Manchester City ve Liverpool gibi takımlara bıraktı ve sezonu dördüncü sırada tamamladı.

Yeni transferler güç kattı
Londra ekibi bu sezona ise geçen yıldan da önemli transferle imza atarak ve kadrosunu güçlendirerek girdi. Barcelona'dan Alexis Sanchez, Newcastle United'den Mathieu Debuchy, Southampton'dan Calum Chambers, Nice'ten David Ospina gibi önemli oyuncuları kadrosuna katarak daha da güçlendi.
Arsenal'in oyun yapısı ile ilgili dikkati çeken ilk şey sağlam savunma kurgusu. Geçtiğimiz yılın rakamları itibariyle maç başına gol yeme ortalaması '1' olan kırmızı-beyazlılara bir maçta iki ve daha çok gol atmak 'imkansız' olmasa da oldukça güç. O yüzden Beşiktaş'ın yapması gereken şeyin, her daim bir hücum stratejisinden ziyade savunmanın öne çıktığı bir taktik plan olması gerektiği çok açık!
Arsenal, Mertesacker, Koscielny Vermaelen gibi sert savunmacıların önünde Flamini, Arteta ve Wilshere gibi defansif özellikleri de olan orta sahalarla geri hattını olabildiğince güçlendiriyor. 4-2-3-1 ya da 4-1-4-1 dizilişlerini tercih eden Arsene Wenger, orta sahayı da teknik ve çabuk oyuncular üzerine kuruyor.
Takımın yıldızı şüphesiz Theo Walcott... Kanattaki sürati ve çabukluğuyla rakiplerinin kabusu olan milli futbolcu, geçtiğimiz yıl geçirdiği ciddi sakatlıktan halen kurtulmaya çalışıyor. Geçtiğimiz sezona damga vuran isimlerden olan, ligde 10 gol, 9 asistle büyük çıkış yapan Aaron Ramsey, yine geçen sezonu 4 gol, 8 asist ile tamamlayan İspanyol kanat oyuncusu Santi Cazorla, Alman Milli Takımı'nın önemli ismi Mesut Özil, yine Alman Lucas Podolski gibi isimler hücum zenginliğinin ana ayaklarını oluşturuyor.
Bu isimlere Şilili Alex Sanchez'in de ekleneceğini göz önünde bulundurduğumuzda gerçekten ölümcül bir orta saha ve hücum zenginliğinin var olduğu gerçeği ortaya çıkıyor. Beşikitaş'ın iki maçta da iyi bir savunma savaşı vermesinin zorunluluğu, Arsenal'in zor gol yiyen bir ekip olması kadar, şüphesiz bu güçlü atak tehlikesinden de kaynaklanıyor.
Orta sahada topu kaptığı anda hızlı çıkan, kısa kısa toplarla, üç oyuncunun kurduğu üçgen veya dört oyuncu tarafından oluşturulan pas dörtgenleriyle rakip kaleye doğru hızla ilerleyen Londra ekibinin geçtiğimiz yıl bu ardı ardına gelen ve sık paslarla attığı bir çok golün olması tehlikenin boyutlarını anlamıza yol açıyor. Premier Lig'de bile güçlü rakiplerini çaresiz bırakabilen bu hücum çıkışlarının tıkandığı noktalarda Arsene Wenger'in öğrencileri kanat değiştiren uzun paslara başvurma yoluna da geçebiliyorlar. Zaman zaman Giroud'ya gönderilen yüksek toplarla, Fransız forvetin topu indirerek geriden çıkan arkadaşlarına servisler yapması da dikkat çekiyor. Ramsey, Mesut, Podolski, Cazorla başta olmak üzere bir çok oyuncunun ceza yayına yakın bölgelerden isabetli sert şutları da rakip kalecilerin topu filelerinde gördükleri, başlıca pozisyonlar arasında yer alıyor.

Senegalli bir maçta iki attı
Feyenoord karşısında attığı gollerle siyah-beyazlı taraftarın kalbini kazanan yeni transfer Demba Ba geçmişte Arsenal ağlarını havalandırmış bir isim. Newcastle United formasıyla 2012-2013 sezonunda Londra ekibine bir maçta iki gol atma becerisi gösteren Senegalli forvet, geçtiğimiz sezon ise Chelsea'de olduğu dönemde sakatlığı nedeniyle kırmızı-beyazlılar karşısında iki maçta da forma giyme fırsatı yakalayamamıştı. Deneyimli forvetin formda olması, o sezonun 21. hafta maçı olan bu karşılaşmadaki müthiş performansından enstantaneler sunması Beşiktaş'ın tur için en önemli umutlarından bir tanesi olacaktır.
Arsenal, 2000 yılında UEFA Kupası'nda finalde Galatasaray'a karşı kaybettiği karşılaşmanın ardından sürekli Şampiyonlar Ligi'nde yer aldı. Devler Ligi'ne üst üste 14 sezonda da iştirak eden Londra ekibi, Beşiktaş'ı da geçmesi durumunda bu rakamı 15'e çıkaracak. Bu tecrübeli ekip karşısında Demba Ba'nın bireysel performansı önemli olmakla birlikte, şüphesiz tek başına yeterli olmaz. Takım savunmasını iyi yapması zaruri olan Kara Kartal'ın aynı şekilde, İngiltere'deki ikinci maç öncesi elini güçlendirecek bir skor avantajını da İstanbul'daki ilk maçta elde etmesi olmazsa olmaz... Gol yemeden alınacak bir galibiyet ancak Beşitaş'a turu getirebilir diye düşünüyorum.

Oğuzhan eski takımına karşı
Arsenal eşleşmesinin en önemli yanlarından bir tanesi kuşkusuz Beşiktaşlı Oğuzhan Özyakup ile ilgili olacak. Oğuzhan 2012'de İngiliz ekibinden transfer edilmişti. Arsenal altyapısından yetişen ve Arsene Wenger'in de yakından tanıdığı 21 yaşındaki orta saha oyuncusu 2008-2011 yılları arasında Londra ekibinin altyapısında ve ardından rezerv takımında boy göstermişti. Arsenal kulübünde hala ilişkisini sürdürdüğü insanlar olan Oğuzhan Özyakup'un, kendisi için özel bir anlam taşıyan bu karşılaşmalarda nasıl bir performans sergileyeceği de şimdiden merak konusu oldu.

Arsenal: Futbolun beşiği
Futbol kulüplerinin geçmişlerine dair yazılara göz atmak okuyucu için her zaman keyifli bir uğraşı olmuştur. Özellikle de bu kulüp son günlerde ülke gündeminde hatırı sayılır bir yer edinmiş ve kulaklara çalınmayı alışkanlık haline getirmişse... Eğer yerli bir takımdan bahsedilmiyorsa İngiliz olması da tercih sebebidir. Adalılar modern anlamda futbolu icat eden millet olarak yakalarında adeta görünmez bir rütbe taşır ve birçoğu henüz 19. yüzyılda kurulmuş ekipleriyle içlerinde bir dolu hikayeyi barındırırlar.
1860'da Sheffield FC ile Hallam FC arasında oynanan ve dünyanın ilk kulüplerarası karşılaşması olarak kabul edilen futbol maçının 26 yıl sonrasında Londra'nın güneydoğusunda yeni bir kulüp kurulur. 1886'nın sonlarına doğru, Woolwich banliyösündeki Arsenal Cephanelik Fabrikası'nda işdışı saatlerde farklı hareketlenmeler yaşanmaktadır. Fabrikadaki bir grup işçi yeni bir futbol takımı kurmak üzere harekete geçmiştir.
Kendilerine Dial Square adını uygun görürler. Bu isim fabrikanın giriş kapısının üstündeki güneş saatine göndermede bulunmaktadır. 11 Aralık'taki ilk maçlarında Eastern Wanderers karşısında 6-0'lık bir galibiyet elde ederler. Kısa bir süre sonra takımın ismi değiştirilip 'Royal Arsenal' olarak faaliyetlerini sürdürecektir. 1893’teki değişikliğin ardından ise isim bu kez Woolwich Arsenal olurken, aynı yılın içinde takım ‘Football League’de’ mücadele etmeye hak kazanır ve ligin ilk güneyli ekibi olur. 1904’te First Division’a yükselme hakkı kazanırlar.

Kulüp, içine girdiği mali sıkıntılar, tekrar ikinci lige düşmesi ve bulunduğu bölgede seyirci sıkıntısı çekmesinden dolayı 1913’te radikal bir karar alarak kentin kuzeyine taşınır. Daha sonradan Arsenal Stadyumu olarak adlandırılacak olan Highbury’deki stadyum bundan sonra kendilerinin yeni evi olur. Hemen bir sonraki sene isimlerinden Woolwich’i düşürerek bugünkü isimleri olan Arsenal adını benimserler.

Kırmızı ve mavi

İngiltere’deki futbol kulüplerinin forma renklerinin iki renkte yoğunlaştığı söylenebilir. Takımların büyük bir kısmı kırmızı ya da mavi renklerden oluşmaktadır. Bu renk ayrımı, tarihsel bir arka plana sahiptir. Kırmızı renkli takımlar çoğunlukla ülkenin çalışan kesiminin bünyesinden doğmuş, işçi takımlarıdır. Mavi renklerin ise genel itibariyle kilise kökenli ekipler olduğu göze çarpar.
Kırmızı formalı Liverpool, şehirdeki liman işçilerine dayandığı gibi; aynı kentin bir diğer takımı mavili Everton ise St Domingo's Kilisesi cemaatinin sportif faaliyetleri için kurulmuştur. Bir diğer örnek olarak Manchester United, demiryolu işçileri tarafından kurulup kırmızı rengi alırken, şehrin diğer ekibi mavi formalı Manchester City ise St. Mark's Kilisesi’nin üyeleri tarafından varedilmiştir. Ada’daki bu tip örnekleri çoğaltmak elbette mümkündür…
Arsenal için de kestirmeden giderek, işçi takımı olduğu için renklerinin kırmızı olduğu söyleyenebilir. Gerçekte, bu hem doğru hem de yanlıştır. Aslında onların renklerinin diğerlerine göre biraz daha değişik bir hikayesi vardır.
Arsenal’in iki kurucu üyesi Fred Beardsly ve Morris Bates, Woolwich’e çalışmak için gelen iki eski Nottingham Forest futbolcusudur. Ancak Dial Square ilk idmanına çıktığında oyuncuların üzerlerinde kendilerine ait bir formaları yoktur. Bunun üzerine bu ikili eski kulüplerine bir mektup yazarak kendilerine yardımcı olmalarını rica eder. Mektuba cevap, bir düzine forma ve bir çok futbol topunun fabrikaya ulaştırılmasıyla verilir. Yapılan bu bağışla birlikte Nottingham Forest’in renkleri artık Arsenal’e bulaşmıştır.

İlklerin takımı, stadı

Arsenal’in 1913 Eylül’ünden 2006 Mayıs’ına kadar maçlarına ev sahipliği yapan Highbury Stadı büyük başarılara tanıklık eder. 1. Ligde kazandıkları 13 şampiyonluğun tamamını bu stattayken yaşarlar. Ayrıca 10 FA Cup ve 12 Community Shield Kupası da yine buradayken elde edilir.
Highbury dönemi sportif başarıların yanında birçok başka ilke de sahne olur. Örneğin İngiltere’de bir futbol maçı ilk kez bu statta radyodan canlı olarak yayınlanır. Bu karşılaşma 22 Ocak 1927’de oynanan Arsenal-Sheffield United mücadelesidir. 10 yıl sonrasında Arsenal A Takımı’nın,rezerv takımına karşı oynadığı özel mücadele ise dünyada televizyondan canlı olarak yayınlanan ilk futbol karşılaşması olur. Spor televizyonculuğunda bir başka ilkin altında da kırmızı beyazlılar vardır. Manchester United ile 2010 Ocak ayında oynadıkları maç, bir spor organizasyonunun 3D olarak yayınlanan ilk müsabakasıdır.
Ülkedeki en başarılı takımlardan birisi olarak Arsenal, İngiltere’de futbol ve sanatın bir araya geldiği zamanlarda ismi en başta anılan ekiplerdendir aynı zamanda... 1939 yılında çekilen ve futbol konulu ilk filmlerden bir tanesi olarak kabul edilen ‘The Arsenal Stadium Mystery’ isimli filmde birçok Arsenalli futbolcu da rol alır. İlerleyen yıllarda Arsenalli filmlere rastlamak artık sıradan olacaktır.

Sadık bir taraftar

Arsenal taraftarı için bir yakıştırma yapılacak olsa herhalde ‘sadık’ sıfatı en uygun tanım olurdu. Müthiş fanatik olduklarını söylemek zor. Ada’da holiganizm denilince de ilk sıralarda sayılan gruplardan değiller; ancak takımlarına sonuna kadar bağlılar. Arsenal'in lakabı Gunners’tan hareketle kendilerine Gooners derler. Hemen hemen her maçta tribünleri doldururlar.
2007-08’de Premier Lig’de en yüksek ikinci seyirci ortalamasına sahip ekip maç başına rakamlara göre onlardı. Geride bıraktığımız 2012-13 sezonunda Topçular, Avrupa’nın en çok seyirci toplayan 7, ekibiydi: B.Dortmund (80.000), M.United (75.500), Barcelona (73.600), R.Madrid (71.300), B. Münih (71.000), Schalke (61.000), Arsenal (60.000).
Kulübün resmi dergisinin yanında Arsenal taraftarlarının çıkardığı birçok fanzin bulunur. The Gooner, Highbury High, Gunflash ve Up The Arse isimli yayınları basan kırmızı beyazlı taraftarlar, Pet Shop Boys’un Go West şarkısından uyarladıkları "One-Nil to the Arsenal" tezahüratı ile bilinirler. Öte yandan Ada’da yıllar yılı defansif futbol oynayarak maçları sıkıcılaştırdığı eleştirisi alan Arsenal’e rakip takım taraftarlarının söyledikleri ‘Sıkıcı Arsenal’ isimli şarkı da artık ironik bir şekilde Arsenal iyi oynadığı zaman bizzat Arsenal taraftarlarınca tribünde icra edilmektedir. Uluslararası desteğe de sahip Premier Lig ekibi için günümüzde 25 ülkede kurulu taraftar birlikleri bulunurken, dünya çapında yaklaşık 30 milyonluk bir taraftar kitlesinin olduğu söylenir.
..........
2006 yılında kulüp vites artırma adına yeni stadı Emirates'e geçer. Kapasitesi artan, loca ve VIP koltukları ile gelirlerini yükselten Londra ekibi sportif anlamda ise aradığı başarıyı bir türlü yakalayamaz. 1996'dan bu yana takımın başında olan Arsene Wenger 'Gunners'ı Premier Lig'de 3 kez 'Winners' yapsa da, 2004'ten bu yana hiçbir kupanın kazanılamamış olması taraftar üzerinde kat sayısı her geçen gün artan bir gerginliğe yol açacaktır.
Bu son şampiyonlukta, kaydettiği 30 gol ile aslan payına sahip olan Thierry Henry'nin geçtiğimiz yıl kısa bir süreliğine tekrar takıma kazandırılması belki de bu gerginliğe pansuman yapmak adına gerçekleştirilen bir eylemdir. Yıldız futbolcu camia tarafından adeta ruh çağırır gibi New York Red Bulls'tan yarım sezonluğuna kiralanır. Ne var ki artık onun zamanı çoktan geçmiştir. Kulüp tarihinin en golcü oyuncusu olan Henry bir kaç maçlık kısa filminin ardından yeniden John F. Kennedy Havalimanı'na iner.
Ünlü ekonomi dergisi Forbes, geçtiğimiz nisan ayında açıkladığı rakamlarda Arsenal'i dünyanın en değerli dördüncü futbol takımı olarak gösterdi. Buna göre kulübün yıllık net geliri 368 milyon dolardır. Operasyon gelirleri 55 milyon dolar, ticari gelirler 237 milyon dolar, yayın gelirleri 443 milyon dolar ve stat gelirleri 484 milyon dolar...
Arsenal, stat gelirlerinin yayın gelirlerinden fazla olduğu ender kulüplerden bir tanesi olarak dikkat çekerken bu maç günü gelirlerinde Manchester United ve Real Madrid'in ardından dünyanın üçüncü basamağında bulunuyor. Londra ekibinde taraftarların sürekli transfer istemesindeki rahatlığın altında da işte bu tablo yatıyor. Dünyanın taraftar üzerinden en çok para kazanan kulüplerinden bir tanesi olunca; taraftar da sizden ciddi ve ısrarcı taleplerde bulunabiliyor.